Bu albüm Türkiye'nin 15 yılının aynası

Bu albüm Türkiye'nin 15 yılının aynası
Bu albüm Türkiye'nin 15 yılının aynası
Halk ezgilerini piyano ve kemanla yorumlayan Cihat Aşkın ile Mehru Ensari'nin 'Minyatürler 2' albümlerindeki ilham kaynağı kültürel farklılıklar.
Haber: EBRU KENTOĞLU / Arşivi

Elimde anonim Dersim türküsü ‘Elgajiye’yle başlayan, Neyzen Tevfik ve Yunus Emre gibi ozanların eserlerinin yanı sıra Azeri, Bosna halk ezgilerine, Isparta, Rumeli türkülerine kadar geniş bir yelpaze içeren ‘Minyatürler 2’yi tutuyorum. 15 yıl önce ‘Minyatürler’le bu pencereyi açmış keman virtüozu, ‘bu toprağın kemancısı’ ve İTÜ Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nin kurucusu Cihat Aşkın ve yıllarını öğrencilerine adamış piyanist Mehru Ensari’yle yeni albümlerini konuşmak için buluştuk.
İlk albümün ardından 15 yıl geçmiş. Neden bu kadar uzun süre beklediniz?
Cihat Aşkın: ‘Minyatürler’ çıktığı zaman çok ses getirdi. Klasik müzik alanında Türkiye ’de yapılmış ilk tescilli CD’ydi. Birçok taklidi yapıldı. Devamını getirmeyi düşündük, fırsat olmadı yoğunluktan, ticari kaygımız yoktu zaten. Yıllar sonra 2011’de tekrar bir araya gelmeye karar verdik. 2011’in başından itibaren Hasan Tuğra ve Oğuzcan Balcı’nın yardımlarıyla düzenlemelere başladık.
Mehru Ensari: ‘Minyatürler’den kısa bir süre sonra ikinci çalışmamızı yapsaydık bu kadar heyecan duyabileceğimi sanmıyorum. 15 yıl arada bir sürü şey değişti dünyada ve Türkiye’de, müzik de bu değişimlere ayak uydurdu. Beslendik, renkli ve çeşitli oldu böylelikle projemiz.
Repertuvarın oluşumundan bahsedelim. “Sindire sindire ekledik parçaları, seçimimiz değişim üzerine oldu” diyorsunuz.
Cihat A.: Albümümüz Türkiye’nin 15 yıllık süreç içerisinde yaşadığı kültürel olayların bir aynasıdır. Bu süre içinde ülkemizdeki insanların renkleri, farklılıkları gözler önüne çıktı. Kardeşçe bir ülkede yaşayabilmenin gereklerini yerine getirmeyi başarmış bir anlayışın sonucudur albüm. Zazaca bir aşk ezgisiyle başlayan, Bosna, Çerkes, Laz ezgileri ile devam eden, çok değişik yörelerimizden değişik tatlar var. Hocamız Yalçın Tura’nın ‘Hasretinle Yandı Gönlüm’ü, Sivas’ta yakılan babası için Mazlum Çimen’in yazdığı ‘Kalanların Ardından’, Pir Sultan Abdal ve Yunus Emre’nin ilahileri, Karacaoğlan’ın sözlerinden yazılmış klasik Türk müziği eseri.
Mehru E.: İki hareketli eser var, ‘Giresun Karşılaması’ ve ‘Türkmen Kızı’. CD’nin en enerjik parçaları diyebiliriz, birbirini dengeliyorlar.
Cihat A.: Mehru’nun önerileri oldu, mesela ‘Laçin’, ‘Akşam Mahnisi’. Prodüktörümüz Hasan Saltık’ın verdiği fikirler de çok yardımcı oldu.
Mehru E.: Biliyorsunuz CD kayıtları çok zaman gerektiren süreçlerdir. Fakat birinci CD’mizi beş saatte kaydetmiştik, ikinci ‘Minyatürler’ bir buçuk günde çıktı. Mucize gibi bir şey bu.
Albümünüz Dersim türküsüyle başlıyor. Özel bir amacı var mı?
Cihat A.: Çok güzel bir melodi. İlk albümde birinci şarkımız ‘Sarı Gelin’di, 1998’de Türkiye’de açılımlar oluyordu ve bunun sonucunda önemliydi. Hem Azeri hem Ermeni ve Doğu Anadolu versiyonları vardır ‘Sarı Gelin’in. Ortak melodi, üç değişik yapıya renk vermiş ve yıllarca unutulmuş, acı çekmiş köylüleri temsil eden türkü. Bunun siyasi bir amacı yok. Sadece gerçekleri yansıtıyor.
Repertuvarınızın arasında öyküsünü bildiğiniz ve ona göre yorumladığınız başka eserler var mı?
Cihat A.: Çerkes sürgünü sırasında ölen çocuklarını denize atmak zorunda kalan insanlar var, o yüzden çok hüzünlüdür mesela ‘Yıstambuli’.
Mehru E.: Sürgün esnasında anne bebeğini emziriyor, fakat bebeği aslında ölmüş. Denize atmasınlar diye, bebeğinden ayrılmamak için numara yapıyor anne. Bosna ezgisi de çok hüzünlü.
Cihat A.: ‘Sevdalinka’.Bosnalı Paşa İstanbul ’a sürgün ediliyor ve eşiyle bir daha görüşemiyor.
Albümünüze klasik müzik camiasından nasıl tepkiler geldi?
Cihat A.: Türkiye’de hiç kimseye yaranamazsınız. “Kemanla türkü mü çalınırmış” dediler ilk albümde. Çaldığımız eserlerde keman tekniği açısından belli bir iddiayı ortaya koyuyorum. Bunu ne halk müziği ne de klasik müzik tarafı kabul ediyor. Ama halk kabul ediyor.
Böylelikle halk müziği ve klasik müzik arasındaki uçurum ortadan kalkmış olur. Klasik müzik elitisttir anlayışı da değişir mesela.
Cihat A.: Bunda en büyük suç sanatçıların. 20. yüzyılda öyle bir hava geliştirildi ki klasik müzikçiler yalnızca anlayanlara konser verir, devamlı Batı eserleri olmalıdır. Böyle bir şey yok. Sanatçıların görevi toplumu aydınlatmaktır. Avrupa ’nın en önemli konser salonlarında ‘Sarı Gelin’i çaldık, insanlar ayakta alkışladı. Ama bir köye gidip Bach da çaldık, insanlar anlıyor. Mesaj evrensel.
“Anadolu’da müthiş bir devinim var. Sanatçılarımız ve bestecilerimiz bunu öğrenemiyor, burun kıvırıyorlar” demişsiniz. Bu son dönemde değişmedi mi sizce?
Cihat A:. Tabii özellikle son on yılda değişti. Toplumun hassasiyetini anlayan müzisyenler önemli işler yapıyorlar. Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) projemiz Türkiye’de çığır açmıştır mesela. Anadolu’daki çocuklarımız dünyaya açıldılar. Mesela on yıl önce kemana başlayan Bursalı bir çocuk Londra’da kraliyet okulunda okuyabiliyor, İstanbul Müzik Festivali’nde çalıyor. Kimisi Amerika’dan burs alıyor, kimisi Moskova’da yarışmalar kazanıyor.
Mehru E.: Şu anda Türkiye’de genç sayılacak kemancıların hemen hepsi CAKA’dan geçti. Hande (Küden) mesela, Adana’dan öğrencimizdi. Bülent Eczacıbaşı, İKSV Teşvik Ödülü verdi Hande’ye. Ben de o çocuklarla çaldım, gurur duyuyorum.