Bu albümün tezi: İnsana inan, insanı sev...

Bu albümün tezi: İnsana inan, insanı sev...
Bu albümün tezi: İnsana inan, insanı sev...

Işığın Yansıması vokalde Ali Erenus, Ayhan Orhuntaş, gitarda Murat Özyüksel ve bas gitarda Barlas Çevikus tan oluşuyor.

Rock âlemlerinin en akademik grubu, 'Işığın Yansıması' şiirin yine başrolde olduğu beşinci albümleriyle geldi. 'Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım' adlı albümü, gruba sorduk..
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

80’lerin sonunda kurulan, albümleri uzun aralıklara yayılan ve akademik dünyanın ortasından doğan ‘Işığın Yansıması’ 10 yıl aradan sonra ‘Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım’ adlı beşinci albümlerini çıkardı. Yeni albümde her zaman olduğu gibi Afşar Timuçin başta, Nâzım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Özcan Yurdalan ve Paul Éluard gibi şairler rock motifleriyle buluşuyor. Albümde Hrant Dink’e yazılmış bir ‘rock ağıt’ da var. Vokalde Ali Erenus, gitarda Murat Özyüksel ve Ayhan Orhuntaş, bas gitarda Barlas Çevikus ile ‘Işığın Yansıması’ sorularımızı ortak olarak yanıtlamayı tercih etti. Grubu canlı dinlemek isteyenler bahar aylarındaki üniversite konserlerini takibe alsın...
Dokuz yıl sonra yeni bir ‘Işığın Yansıması’ albümü bir tür sürpriz oldu dinleyicilerinize. Bu dokuz yılda grup neler yaptı?
‘Rayların İzinde’ ve ‘Nerde Ellerin’in yayımlanmasının ardından uzun süre geçti. Türlü nedenleri var. En başında grubumuzun tüm elemanlarının orta yaşı devirmiş olmaları ve yaşamlarını sürdürmeleri için ‘Işığın Yansıması’ dışında profesyonel mesleklerinin olması geliyor. Örneğin Murat Özyüksel’in akademik çalışmaları için beş yıl gibi bir süredir yurtdışında bulunduğu bir zaman diliminden söz ediyoruz. Bu dönemde tam kadro bir araya gelemesek de reddedemeyeceğimiz bazı konserlerde yer almaya çalıştık. İyi tarafından bakarsak bu ‘Işığın Yansıması’nı ayrıcalıklı kılıyor. Böylece ‘Işığın Yansıması’nı parasal sorunlardan uzak tutabiliyor; sadece kendimize ve müzikseverlere karşı sorumlu kalabiliyoruz. Kayıtlara beş yıl önce başladık. Tadına vara vara devam ettik. ‘Işığın Yansıması’, ‘Gerçek Adalet’, ‘Memede Mektup’ gibi şarkılarımız da eskiye dayanır. Zaten ‘Işığın Yansıması’ yalnızca albüm yapacağı zaman beste üreten bir grup değil. Her albümde 30 civarı şarkının içinden seçim yaparız. ‘Işığın Yansıması’ dinleyicilerinin en az eski albümlerden aldığı tadı sağlayamadıysak hatta üzerine biraz daha koyamadıysak kendimizi başarısız addederiz.
Albümde yine Afşar Timuçin başrolde. Takipçileriniz biliyordur ama yine de biz gönlünüzde için Timuçin’in durduğu yeri bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Grubun ilk bestesi Afşar Timuçin’in ‘Işığın Yansıması’ şiirinin müziklendirilmesiydi. Arkasından ‘Bir Çiçek Yılı Sonra’ albümünde yer alan ‘Uçurtma’ geldi. Sonra diğerleri... Afşar Timuçin’in şiirleri bizi hem içerik hem estetik hem de müzikal olarak etkiliyor. Şiirin kendisinde içkin olan melodi ve ritmin peşine takıldığımızı söyleyebiliriz. Afşar Timuçin’in bizleri onurlandıran dostluğu, ürettiğimiz şarkılardan samimi olarak hoşnut kalması ve verdiği destek bizi ayrıca motive ediyor.
Albüme adını da veren parça, Mevlana’dan; ‘Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım.’ İnsana yenilenme ve çokça da umut veren bir söz, bu. Ki bana kalırsa da ‘umutlu’ bir albüm bu… Ne dersiniz?
Tarihçiler yüzyıl sonra yaşadığımız süreci en önemli dönüm noktalarından biri olarak yazacak. Bu tür geçiş dönemlerinde ezberler bozulmak zorunda kalınır, toplumsal dönüşümler çok sancılı yaşanılabilir. Özellikle Batı’dan çok farklı bir tarihsel süreç yaşayan toplumumuzda Batı’dan kotarılan kavramlara yüklenen içerikler o derece karmaşıklaşabilir ki işin içinden çıkmak zorlaşır. O zaman şöyle bir öneri oldukça anlamlı olabilir: Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Müzikal olarak bu parçamız yeni değil. Sevdiğimiz bir şarkımızdı; tam zamanı dedik ve albüme koyduk. Albümde dozunda bir umut var. Tek tek şarkılarda karamsar bir hava var gibi görünse de “Tohuma toprağa denize inan / İnsana hepsinden önce / Bulutu kitabı makinayı sev / İnsanı hepsinden önce” şeklinde sonlanan bir albüm, bu. Albümün geri plandaki ontolojisine bakılırsa; insanı umutsuzluğa sevk edebilecek kadar çok sorun var ama bunlar çokça iddia edildiği gibi, bizatihi insanın kötülüğünden kaynaklanmıyor; içine doğduğu tahakküme/ötekileştirmeye dayalı toplumsal ilişkiler sorunlu. Albümün tezi ise: İnsana inan/insana güven/insanı sev... Ama bunlar da yetmez, bu duygularının gereğini yaparak yaşamaya çalış.
Son albüme hazırlanırken, kayda girmediğiniz yıllarda sınırlarımızda dolaşan ‘sert iklim’ nasıl etkilemiştir şiir/parça seçimlerinizi?
Sert iklimin olmadığı dönem var mı? 16 Mart, Maraş, 1 Mayıs katliamlarından geçerek darbeye ulaşan 70’ler mi, yoksa 12 Eylül darbesi sonrası süreç mi yumuşaktı? Derin devletin pervasızca rol aldığı faili meçhuller dönemi mi? Önceki albümlerimizle bu albüm arasında yaşanan süreçlerden etkilenme bağlamında büyük farklılık yok. Albümlerimizde doğal bir denge vardır, yaşanan somutluklar kadar toplumsal hafızamızda yinelenmesi gereken olaylara da değiniriz. ‘Şimdi Yeni Şeyler Söylemek Lazım’ albümünde içimizi dağlayan bir sürecin yansıması olarak Hrant’a yakdığımız ağıt doğrudan yaşanan somut gerçekliklerin yansımasıyken, ‘Japon Balıkçısı’ ikinci kategoriyi oluşturuyor. ‘Pırpırlı Şarkı’ ise inadına yaşama tutunmamızı anlatıyor. ‘Memede Mektup’ direncimizi korumamız duygusuyla üretilmiş bir şarkı.