'Bu bir isyan oyunudur aslında'

'Bu bir isyan oyunudur aslında'
'Bu bir isyan oyunudur aslında'
Oyunlarında bir trans olarak yaşamından kesitler anlatıp ezberleri altüst eden Esmeray, bu sefer de davası 14 yıldır süren Pınar Selek'e dair tanıklıklarını anlatmak üzere sahnede. Oyunu 'Bizim Atölye' ile Selek'in yürüttüğü ve suçlanmasına sebep olan Sokak Sanatçıları Atölyesi'ndeki hayatı, seyirciye taşıyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

“Anlatmazsam çatlardım” diye başlıyor: “Çöpe atılan ne varsa oradaydı; travestiler, sokak çocukları, tinerciler, pet şişeler…” Seyircisine tarif ettiği ‘yer’, Pınar Selek’in sokak çocuklarıyla çalışma yaptığı, çocukların pet şişelerden yelkenli yapmayı öğrendiği Sokak Sanatçıları Atölyesi. Sene 1998. Burası, sosyolog Pınar Selek’in ‘bomba imal etmekle’ suçlandığı o atölye. Karşımızdaki de oyuncu, Taraf gazetesi yazarı, Pınar Selek’in arkadaşı, davanın sıkı takipçisi Esmeray.
Esmeray, Mısır Çarşısı’na patlayıcı bomba koymakla suçlandığı davadan defalarca beraat ettiği halde, beraat kararı her seferinde Yargıtay’dan dönen Pınar Selek’e dair kendi tanıklığını, oyunu ‘Bizim Atölye’ ile anlatıyor. Türkiye ’de bir trans olarak hayatından kesitleri paylaştığı iki oyunu ‘Cadının Bohçası’ ve ‘Yırtık Bohça’dan tanıdığımız üslubuyla...
Bilenler bilir, Esmeray’ın oyunları her an her yerde karşınıza çıkabilir, şu anda da belirli bir program yok. Facebook sayfasından oyun tarihlerini takip edebilirsiniz, şimdilik anlattıklarına buyurun…

Bu oyun biraz da Esmeray’ın Pınar Selek’e tanıklığı… Neden anlatmak istedin?
Tamamen Pınar Selek davasının sürecindeki kendi tanıklığım. Tanıklık değil de yaşanmışlık. Ondan daha fazla duruyordum o atölyede. Diğer çocuklar orada yatıp kalkıyordu. Terör örgütünün bomba yapımında kullanılan malzemeler için yardım yataklık ediliyordu deniyor ya… O malzemeler, o atık maddeler miydi? Teröristler biz miydik? Gözümüze soka soka bir kadına komplo yapıldı. Olaydan sonra her gün gittim orada oturdum, beni de alsınlar diye. Pınar bizimle arkadaş olduğu kadar Kürtlerle de arkadaştı. Konuyla ilgili araştırması vardı, insanlarla görüşmüştü. Etik olarak da görüştüğün kişilerin ismini vermezsin. Pınar’ı işkenceden geçirdiler, görüştüklerinin ismini öğrenmek için. Orada bir hayat vardı. Sokağa atılan bizlerin, seks işçiliği yapan bizlerin seks işçiliği dışında da işe yaradığını gördük. Tiyatro yeteneğimizin, resim yeteneğimizin olduğunu anladık… Ama bunlar şöyle algılanmasın: Pınar bir kahraman değildi, olmamalı. Benden, senden, bizden biri Pınar.

Peki bu oyun nasıl ortaya çıktı?
Bunlar ‘Cadının Bohçası’ ve ‘Yırtık Bohça’da anlattıklarıma sığacak gibi değildi. Mahkeme heyeti tanıklığımızı dikkate almadı, oyun biraz da oradan çıktı. Bu bir isyan oyunudur aslında. Bu sefer atölyenin bilinmeyenlerini daha geniş şekilde anlatmış oldum.

Mahkemenin Pınar Selek hakkındaki beraat kararı Yargıtay’dan döndükçe ne hissediyorsun?
Şu çok can alıcı. Diyorlar ya göğüslerini gere gere “28 Şubat’la hesaplaştık.” Nah hesaplaştınız! Pınar’a 28 Şubat döneminde dava açıldı, Pınar hâlâ o 28 Şubat döneminde açılan davayla yargılanıyor. O zihniyet Pınar’ı mahkûm etti. Şöyle dua ediyorum artık, inşallah beraat kararını bozan mahkeme heyetinin üyeleri değişmiş, vicdanlı üyeler gelmiştir ve kararı onarlar.

Oyunda Ülker Sokak baskınını da anlatıp “Pınar yanımızdaydı sadece” diyorsun. Pınar Selek, “Ülker Sokak dağıltıldıktan sonra daha çok trans öldürüldü İstanbul’da” diye yazmıştı. Ülker Sokak olayları transların hayatında neye mal oldu?
Orada bir aradaydık. Ülker Sokak’tan çıkarmaları dağılmamıza neden oldu. Geçinmek için seks işçiliği yapmaya mecbur insanlar. Bunu da nerede yapacaklar, yollarda… Birçok transekssüel kadın öldürüldü yollarda. Bu Eryaman’da, Avcılar’da devam etti… Bayram Sokak’a yapıyorlar şimdi. İstanbul sokaklarına temizlik yapıldı orada. Önce kime gelirler; travestiler, sokak çocukları, tinerciler… Kentsel dönüşüm öyle bir şey değil mi? Tarlabaşı’nda yaşayan öteki herkesi şehrin dışına ittiler. “Buraya layık değilsiniz” dediler. Tarlabaşı’ndaki tahta perdelere yapıştırılan fotoğraflara baktın mı? Hiç siyah saçlı, esmer kadın var mı? Sarı kadınlar, köpeği elinde, adamlar tingir tingir… Tarlabaşı’nın fotoğrafı mı orası? Renkleri, kültürleri yok ediyorsun. Amaç bu… 

Bu şehir üzerinden yürüyen bir proje… Tarlabaşı, Sulukule, Emek Sineması, Gezi Parkı’nda olanlar birbirini bütünlüyor. Ağacı keseceksin, ne koyacaksın oraya? AVM? İnsanın tahammülünü zorluyor. Hem de ağacın yeşil olduğu bir mevsimde. O canlı ya... Nasıl kökünden kaldırırsın? Kültürleri yok etmek bu. Tarlabaşı’nda öyle oldu, Sulukule’de de… İnsanları şehrin dışına sürüklüyorsunuz. Orada kendiliğinden oluşan kültürler vardı. Bir transın evine gittiğinde kapı çalınsa bir de Kürt gelse göreceksin ki trans ona Kürtçe bir iki kelime söylüyor, Kürt de ona transın sokakta kullandığı dille yanıt veriyor.

Bütün bunları Taraf’taki köşende yazarken nasıl bir duyguyla oturuyorsun yazının başına?
Küfrü ciddi şekilde sorguluyorum. Küfür kadına yöneliktir ama yazarken içimden küfrederek yazıyorum. İnsanlık duygusu olan bir insan dayanmamalı böyle şeylere. Annem bir gün dedi ki “Ben her şeyi gördüm” Ağabeyim at yarışları oynardı, “Kumarı gördüm” dedi. “Seni de gördüm” dedi. Beni de kabul edemiyordu ya... Ne bileyim, kardeşi öldü, çocukları her biri bir yerde, ablam kocasından şiddet görüyordu... Şöyle demişti: “Taş olsaydı erirdi. Hâlâ yaşıyorum.” Aynen öyle, erimiyoruz işte…

Köşe yazarlığı hayatında nerede duruyor? Bir olay olduğunda çıkıyorsun Taksim’e bağırıyorsun, döviz açıyorsun… Hiçbir şey değişmiyor. Ama bir şey yazıyorum ya, dikkate alınıyor. Beyoğlu’nda transları almayan mekânları yazmıştım. 15 gün geçti bir kuaför sahibi aradı, “Abla böyle değil” diye... “Savcı dava açtı” dedi. Basın açıklaması yapsaydık savcı dava açar mıydı? Kafeler için de açmış. O köşe kara kaşıma kara gözüme verilmedi. Benim nezdimde tüm LGBT hareketinin köşesi o. İşe yaradığını görmek hoşuma gidiyor. Tarlabaşı Caddesi’nde altı kişi bir kadına tecavüz etti, onu yazdım, Emniyet Müdürü aradı. Bir gün önce Bayram Sokağı’ndan dernekteki translar gidiyor Emniyet Müdürlüğü’ne. Orada “Atın bu adamları başımdan” diyen -ve kadının pembe kimliği var- adam köşede çıkınca arayıp hesap veriyor.

LGBT hakları için köşenden Başbakan’a açık mektup yazmıştın… İşte oradan hiçbir cevap gelmedi! (gülüyor) Recep Tayyip Erdoğan ’ın belediye başkanıyken “Eşcinsel vatandaşlarımızın haklarını sonuna kadar savunmamız lazım” diye bir konuşması var. Ama iktidara gelince ne oldu? LGBT’lerin kurtuluşu da eşcinsellerin, transların özgün mücadelesiyle olur.

Hareketi şimdi nasıl buluyorsun? Çok güzel. Taksim’e ilk çıktığımızda 10 kişiydik, korka korka çıktık. Sonraki sene 50 kişiydi, 100 olunca nasıl sevindik. Geçen sene 20 bin vardı…