'Bu dizide aşk ve tutkuyu seyredeceğiz'

'Bu dizide aşk ve tutkuyu seyredeceğiz'
'Bu dizide aşk ve tutkuyu seyredeceğiz'
Russell Crowe'un Çanakkale'de çektiği 'The Water Diviner'da rol alan Canan Ergüder, 8 Temmuz Salı gününden itibaren Kanal D'nin yeni dizisi 'Güllerin Savaşı'yla ekrana gelecek. Hürriyet'ten Müge Serçek Biroğlu'na konuşan Ergüder, "Güllerin Savaşı'nda iki kadının hayatla olan savaşını, aşk ve tutkuyu seyredeceğiz. Adı gibi güllerin savaşını seyredeceğiz" diyor.
Haber: Müge SERÇEK BİROĞLU / Arşivi

Geçtiğimiz ay Russell Crowe’un “The Water Diviner” filminin Türkiye ’deki çekimlerinde rol aldınız. Sizin için nasıl bir deneyimdi.
Bu film benim için çok büyük bir şanstı. Aksansız bir İngilizcem olduğu için bunu oyunculuğumda kullanmak istiyordum. Her ne kadar İngilizce seslendirme yapsam da bunu ekran önünde de kullanmaktan yanaydım. İşin komik tarafı menajerime telefon açıp “Neden ben Russell Crowe’un filminde oynamıyorum?” demiştim, bir hafta sonra teklif geldi. İki kez “deneme çekimi” yapıp gönderdim. Sonra da onay geldi. Benim için muhteşem bir deneyimdi, ne kadar mutlu olduğumu anlatamam.

Çekimleriniz kaç gün sürdü?
İki gün. Zaten çok küçük bir rolüm vardı, hemşireydim.

Russell Crowe ile çalışmak nasıldı?
Çok büyük kalpli ve eğitici biri. Ayrıca inanılmaz sabırlı. Onun setinde çalışmak harikaydı. Küçücük bir rolüm olmasına rağmen çok güzel ağırlandım.

Filmin prömiyerlerine gidecek misiniz?Amerika’dakine gidemem belki ama Türkiye’dekine elbette katılacağım.

Türkiye’de prömiyer yapılacak mı?
Evet, yapılacak. Hem filmin bir kısmı Türkiye’de geçtiği için hem de çekimler sırasında burada çok iyi vakit geçirdiklerinden prömiyer yapmayı düşünüyorlardı...


Gelelim yeni diziniz “Güllerin Savaşı”na. Nasıl bir dizi bu, anlatır mısınız biraz?
 
“Güllerin Savaşı”nda iki kadının hayatla olan savaşını, aşk ve tutkuyu seyredeceğiz. Bir insanın baharı geçerken, başka bir kadının baharının nasıl yeşerdiğini göreceğiz. Sizin anlayacağınız, dizinin adı gibi güllerin savaşını seyredeceğiz. Çok başarılı bir kadın olan Gülfem, yerini Gülru’ya vermek zorunda kalacak. Ama bu o kadar da kolay olmayacak...

“Behzat Ç.”den sonra ilk defa televizyon izleyicinin karşısına çıkıyorsunuz, değil mi?
“Behzat Ç.”, benim için her açıdan çok önemli bir diziydi. Gerek oyunculuğum, gerek ideallerim açısından aldığım en iyi kararlardan biriydi. Birçok kişi televizyonda yapılan oyunculuğun sanat olmadığını söylese de ben bu görüşe katılmıyorum. Bugüne kadar çalıştığım işlerin hepsini sevdim, hepsinde içinde bulunmak istediğim için yer aldım. 


“Behzat Ç.”den sonra başka teklifler geldi mi?
Birçok yönetmen ve yapımcıdan teklif geldi, fakat saygı duyduğum bir işin içerisinde çalışmak istedim. Son iki yıldan beri dizi piyasasının çok kötü durumda olduğunu herkes biliyor. Buna rağmen artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti.

Maddi kaygılardan dolayı mı?Hayır, bu konuda oldukça istikrarlıyımdır. Çalışmadığım süre içinde çok sağlamdım. Sevmediğim bir işte çalışmak istemiyordum.

Peki bu diziye “evet” demenizin en büyük nedeni neydi?
Birlikte çalışacağım kişiler benim için çok önemli. Zaten neredeyse diziye en son dahil olanlardan biriyim. Bütün cast oturduktan sonra “evet” dedim. Bunun yanı sıra Gülfem’in önemli ve renkli bir karakter olması beni en çok cezbeden şey oldu. Bir de beni zorlayan rolleri daha çok seviyorum. Oynadığım rol bana bir şey katmalı. Yani karakteri oynarken “Şu sahneyi daha iyi nasıl çıkarabilirim, bu duyguyu nasıl samimi bir şekilde verebilirim” diye kendimi zorlamalıyım. Bu açıdan Gülfem karakteri oldukça dikkatimi çekti.

ATLARA AŞIK OLDUM
Peki çalışmadığınız 2,5 sene boyunca neler yaptınız?Aslında “Behzat Ç.”den hemen sonra “Atlılar” adlı dizi projesine başlamıştım. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı dizi yayına girmedi. Daha sonra biraz inzivaya çekilip kendimi tartmak istedim. Hayattaki kişisel deneyimlerim, bunu yapmamı gerektirdi. Ayrıca her ne kadar yayınlanmasa da “Atlılar”ın benim için yeri çok ayrı oldu, çünkü hayatıma atları soktu. Atlara aşık oldum. O günden sonra at binmeyi öğrendim.

Sizin için değişik bir deneyim olsa gerek...
Kesinlikle. Sizden dört kat büyük bir canlıyla bağlantı kurmak ne kadar enteresan bir şey anlatamam. Kedi ve köpeklerle de aram hep iyi olmuştur ama bir atla iletişime geçmek ve onu yönlendirmek çok farklı bir duygu. Siz ne hissediyorsanız, atınız da onu hissediyor.

Televizyondan uzak kaldığınız süre içinde tiyatro da yaptınız...
Evet, geçtiğimiz sezon Haluk Bilginer ve Ayça Bingöl’le birlikte “Nehir” oyununu sahneledik. Öncesinde Haluk Abi beni telefonla aradığında biri benimle dalga geçiyor sanmıştım! (Gülüyor) Birlikte çok güzel bir yıl geçirdik. Oyun Atölyesi için ikinci ailem diyebilirim. Oyunun turnesi kapsamında yurdun hemen hemen her yerini gezdim. Türkiye’nin çok zengin bir kültüre sahip olduğunu bir kez daha gördüm. Nereye giderseniz gidin çok farklı bir kültürle, çok sıcakkanlı insanlarla ve yemeklerle karşılaşıyorsunuz. Son bir senede Türkiye’de yaşananları göz önüne aldığımızda kültürel açıdan doğu ve batının arasındaki uçurumu görmemi sağladı. Dolayısıyla benim için inanılmaz eğitici bir sene oldu.

BU İŞ RUH KIRICI
Yedi senedir Türkiye’de oyunculuk yapıyorsunuz. Bu yedi seneyi nasıl özetlersiniz, her şey yolunda gitti mi sizin için?Türkiye’ye ilk geldiğimde “Ne kadar şanslı kız, gelir gelmez rolü kaptı” gibi dedikodular yapıldı. Aslında hiç de öyle değildi. Bugünlere çok çaba sarf ederek geldim. Belki Türkiye sınırlarında bu çabayı göstermedim ama yurtdışındayken deliler gibi çabaladım. Sadece şansım Türkiye’de yaver gitti. Hiç beklemediğim bir anda hayat bana gülümseyiverdi. Yine de bu işin oldukça ruh kırıcı olduğunu düşünüyorum.

Neden böyle düşünüyorsunuz?
Çünkü çoğu zaman reddediliyorsunuz. Türkiye’den teklif aldığımda şanslıydım ki çok iyi bir işe denk geldim. Şimdi iyi ki Türkiye’ye gelmişim diyorum. Bugüne dek bir kere bile “Keşke gelmeseydim” demedim. Böyle bir şey dersem şımarıklık yapmış olurum. Her ne kadar gidişatına müdahale edemesem de kaderimden ben sorumluyum. Sonuçta önüme çıkan şansları değerlendirme kararı bana ait.

BEHZAT Ç.’NİN İLK SEZONUNDA KARAKTERİM BİLE YOKTU
O kararları alırken neye önem verirsiniz?
Bu aşamada en çok kalbimi dinliyorum. “Bıçak Sırtı” dizisi güzel ve kaliteli bir giriş yapmamı, “Binbir Gece” ise daha çok tanınmamı sağladı. Daha sonra 1,5 sene ara verdim ama “Behzat Ç.”den teklif gelince tüm kalbimle “evet” dedim. Olaya başrol ya da yan rol olarak bakmadım. Hatta “Behzat Ç.”nin ilk sezonunda karakterim yoktu bile.

Peki bundan sonrası için başrol-yan rol ayrımı yapar mısınız?
Bu konuyu kısa bir süre önce yakın arkadaşlarımla da konuştuk. Başrol oynayabilecek kapasitem var ama yan rol de oynayabilirim. Önemli olan bana bu teklifler geliyor mu meselesi bence. Bu noktadan sonra devreye kalbim giriyor. Evet, bu dizide başrolüm ama bundan sonra içime sinen başka projelerde yan rol olarak da karışınıza çıkabilirim. Sonuçta ben oyuncuyum. “Artık başrolüm bundan sonra asla yan rol kabul etmem” gibi bir ukalalık asla yapmam.


TELEVİZYONDA SOĞUL OLARAK ALGILANIYORUM
Size hep sosyo-ekonomik seviyesi yüksek karakterleri oynatıyorlar. Gecekonduda yaşayan bir kızı oynamak istemez misiniz?
Çok isterim ama öncelikle bir yapımcı ya da yönetmenin bana o şansı vermesi gerekiyor. Ancak bu görüşe sahip insanlar maalesef çok az... Çok rahat bir şekilde Doğulu ya da Karadenizli bir kadını oynayabilirim. Zaman içinde bu tarz roller de gelir diye bekliyorum. Belki bu teklif televizyon için gelmez ama sinema için gelebilir. Çünkü televizyonda “soğuk” olarak algılanıyorum.

Farklı bir çekiciliğiniz olduğunu düşünenler de var.
Bu insanların takdiri... Bulunduğumuz kültürün içinde farklı bir görüntüm olduğunun farkındayım ama sonuçta ben de bu kültürün bir çocuğuyum...