Bu dizide tüm klişeleri yıkacağız

Bu dizide tüm klişeleri yıkacağız
Bu dizide tüm klişeleri yıkacağız
Uyarlama furyasına bir yenisi daha eklendi: 'Galip Derviş'. Başroldeki Engin Günaydın'a eşlik eden oyuncu Algı Eke, dizinin klasik Türk dizilerinden farklı olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Öyle üçüncü bölümde öpüşmeyeceğiz."
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Dizinin orijinali olan ‘Monk’u daha önce hiç izlemiş miydiniz?

Yabancı dizileri çok izlememe rağmen Monk’a hiç denk gelmedim. İş önüme gelince izlemeye başladım. Sonra zaten diziyle ilgili ciddi araştırmalarım oldu. Başroldeki Tony Shalhoub inanılmaz başarılı bir oyuncu. Monk da zaten iki kere ‘yaratılan en iyi televizyon karakteri’ ödülü almış.

Polisiye dizinin bu kadar tutmasının en büyük nedeni Monk’taki karakterlerin farklılığı olsa gerek.

Ben de ona bağlıyorum. Yoksa aksiyonun yanında çok insani ve derin bir hikâye, artı onun da komedisi var. Zaten bir süre sonra olayın polisiye yönüne çok takılmıyorsunuz. Cinayeti kimin işlediğinden çok karakterlerin tepkisini izliyorsunuz.

Aynı zamanda kişilik analizlerinin hayli detaylı yapıldığı bir dizi. Peki, böyle bir proje karşınıza çıktığında ne hissettiniz?

Çok mutlu oldum, açıkçası daha önce gelen birçok projeyi okuyunca hayal kırıklığına uğramıştım. Zayıf karakter analizlerini, yetersiz kurguları görünce korkuyordum. Çünkü oyuncu olarak ağzınla kuş tutsanız, projenin bütünü iyi olmayınca bizim başarımızın hiçbir anlamı yok.

Şu sıralar bir uyarlama dizi furyası var. Ve Galip Derviş de onlardan biri… Peki, uyarlama diziler bizde hakkını verebiliyor mu acaba?

Veren de var, veremeyen de. Ama insanlar hemen adapteyi eleştiriyor. “Çakmasını yapmışlar” diyor. Adapte dediğimiz, çakma değildir. Bir yönetmen bir filmi farklı türlü yorumlayabilir. Biz hikâyeye sadık kalarak kendi yorumumuzu katıyoruz. Diziyi izledikten sonra beğenmeyen olacaktır ama önyargı kırılacaktır.

Özgün senaryo hususunda sıkıntılar mı yaşanıyor acaba?

Yaratıcı insanlara fırsat verilmediğini düşünüyorum Senaryo sıkıntısı çok net ama bu, ülkemizde iyi senaristin olmadığı anlamına gelmiyor. Fırsatlar onların yaratıcılıklarını göstermesini engelliyor. Çünkü bizde hâlâ değişmeyen bir dizi kafası var ve o dizilerde bulunması gereken birtakım doneler var. Ve o doneleri zorunlu kılarak yaratan insanı da sabote etmiş oluyorsunuz.

Bir de 42 dakikalık orijinal dizilerin Türkiye ’de 142 dakikaya çıkması mevzuu da var…

Söyleyeyim, biz 50 dakikayız.

Ben dayanamıyorum bazen.

Ben de dayanamıyorum. Ben olsam izlemem. Hem oyuncuların hem ekibin performansı düşüyor. Ben size üç katı performans gösterebilirken, siz beni 16 saat sette tutarsınız başarılı olamam ki.

Karaktere gelelim. Hülya karakteri nasıl bir profili yansıtacak ekrana?

Ben Monk’taki orijinal karakteri çok derinlemesine izlemedim. Çünkü kendim bir şeyler yapmak istiyordum. Bir de Engin (Günaydın) ile bir araya gelince ortaya çıkan sinerji söz konusu. Hülya ile Galip’in ilişkisi biraz daha yerel olacak. Yerel derken alaturka değil, daha bizden... Hülya kendi küçük dünyasına sıkışmışken, Galip ile tanışması onun hayatına bir renk katıyor. Varlığı ona ciddi bir heyecan sağlıyor ve çok şikâyet etse de bu adrenaline bağımlı hale geliyor.

Normalde Türk dizilerinde de aşk, entrika falan olmazsa olmazdır...

İzleyicinin bizi birbirimize yakıştırma olasılığı çok yüksek ama biz bütün klişeleri yıkacağız. Yani öyle üçüncü bölümde öpüşmeyeceğiz. (gülüyor) Hülya aslında daha çok bir anne gibi Galip Derviş’i çekip çeviriyor.

Peki gerçek hayatta sen karşındaki insanı çekip çevirir misin?

Hiç değilim, beni çekip çevirsinler. Ne ilişkilerimde ne de ailemde öyle olabildim. Tam tersi çabuk demoralize olurum, biri gelir elimden tutar.

Mutluluk pamuk ipliğine mi bağlı sana göre?

Öyle bir karakterim var, açıkçası beni demotive ederek verim alamazsınız. Pışpışlanmaya hazır bir yapım var. Ama bugüne kadar oynadığım karakterlerde bana en yakın karakter bu. Biraz mıymıyımdır ama çok çabuk yelkenleri suya indirip, hemen toparlanırım.

Bir de sizin hakkınızda internette çok az bilgiye denk geliyoruz…

Anlatmayı çok sevmiyorum. Ben oyuncunun biraz gizli kalması gerektiğine inanıyorum. Ben o sisin bozulmasını sevmiyorum. Siz ekranda beni değil, performansımı izliyorsunuz. Yarın bir gün muhteşem bir film çeker, harika bir kitap yazarım, o zaman kalkar kendimi anlatırım.

Peki ya şu an için konuşursak?

Şu an için gerekli değil. Ama internette de hakkımda çok yalan yanlış bilgiler var. En basitinden Ankara doğumluymuşum mesela, bilmiyordum. (gülüyor)

E peki kimdir Algı Eke, ben sormuş olayım.

Doğma büyüme İstanbulluyum. CAL mezunuyum. Sonra eğitimimi Berlin’de sürdürdüm. Ardından Türkiye’ye geri döndüm.

Diziden yola çıkalım. Galip Derviş trajik bir olaydan yola çıkılarak anlatılan bir komedi dizisi. Gerçek hayatta böyle acı bir olay olsaydı, hayata Galip gibi devam edebilir miydin?

Ben bugüne kadar sevdiğim birini hiç kaybetmedim. O yüzden nolur, hiç bilemiyorum. Hele ki hayatımı birleştirdiğim bir insanın öldürülmesi, tamamen bir travma. Hayat böyle bir şey işte ama her yara, izi de kalsa kapanıyor. Fakat hayat diyalektik bir şeydir, olumlu olduğu kadar olumsuz olduğu şeyler de olacaktır yaşamda.

Bir de “Olumlu düşün, evrene olumlu mesaj gönder” trendi var

Ya bırakın bunu çok büyük yalan bunlar. (gülüyor) Evrenin olumsuza da ihtiyacı var. Dünyanın en saçma felsefesi bence.

Senin felsefen nedir?

Hayatla akmak.

Anı yaşamak mı?


Hayır, o da büyük bir zırva. Anı yaşamak seni birikimsiz kılar. Hayatta sürekli gelişiyorsun. Ancak farkındalığı arttırdığınız zaman bu hayatta da akmayı öğrenirsiniz.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    Ankara

    ,

    hayat

    ,

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Komedi

    ,

    Fırsat

    ,

    Proje

    ,

    dizi

    ,

    film

    ,

    karakter

    ,

    ,

    senaryo

    ,

    zaman

    ,

    kuş