Bu ejderhalar gayet ciddi

Kendini fazlaca ciddiye alma tuzağına düşmemek, bir meziyet elbette. Sinemada da bu meziyeti edinmeye yönelik meyil bir miktar güçlendi son yıllarda.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Kendini fazlaca ciddiye alma tuzağına düşmemek, bir meziyet elbette. Sinemada da bu meziyeti edinmeye yönelik meyil bir miktar güçlendi son yıllarda. Bir sürü şamata yapsa da kendini pek o kadar da kaale almadığını ve bunu da seve seve yaptığını en baştan beyan eden, lakin komedi kategorisine de girmeyen filmlerin sayısında bir artış olduğu söylenebilir. Yakın geçmişten son misal XXX'ti. Reign of Fire / Ateş Krallığı, gayet hayırlı da olsa, bazen de kendi kusurlarını herkesten önce söyleyiverip tepkilere set çekme çabasına dönüştürülen bu yaklaşımın dışında konumluyor kendini. Ciddi ciddi, fantastik bir aksiyon-gerilim olmaya oynuyor. Hatta saman altına yerleşmiş bir alaycılık bile söz konusu değil. Ejderhaların bugünden tez dünyayı ele geçirdiği ve ayrıca medeniyetin de içine ettiği, insanların güç bela saklanarak hayatta kaldığı bir âlemde geçtiği için özür diler ve "aslında göründüğümden çok farklıyım" demeye çalışır gibi bir hali yok. Ateş Krallığı, tam da göründüğü gibi bir film. Olumsuz tarafından bakmak istersek, katıksız bir tür filmi olmak, her şeyin içiçe geçtiği şu dönemde eski kafalı bir anlayış gibi de görünebilir - gönlünüz bu açıdan bakmayı dilerse. Ancak Ateş Krallığı, tür sineması kalıpları içinde son derece rahat, kendisiyle son derece barışık bir tavır sergiliyor. Bu 'halinden hoşnutluk', önemli sözler sarfettiği, yahut tüketildikten sonra zihinlere fazla mesai yaptıracağı gibi bir iddiadan kaynaklanmıyor. Ateş Krallığı "maceraysa macera!" düsturuna dayanan bir film.
Raconlar dünyası
İnandırıcı olma olmama noktasında da kafa ağrıtmıyor. Davetini kabul edip duruma daha en baştan 'ejderhalı mejderhalı akıl ziyanı' muamelesi yapmayanları, senaryosunun çizdiği sınırlar içinde kendi tarafında tutmayı biliyor. İlginç olan, Sum of all Fears / En Büyük Korku'da Ortadoğu'da yıllarca kimsenin 'dikkatini çekmeyen' kayıp bir nükleer bombanın Avusturyalı manyak bir iş adamı tarafından satın alınıp ABD'ye atılmasını gayet mantıklı bulan Amerikalı eleştirmenlerin birçoğu, Ateş Krallığı'ndaki ejderha yıkımı sonrası dünyayı bin türlü akıldışılık gerekçesiyle horladı. Arayana, mantık bulandırıcı çok elbette. "Peki bütün iletişimin, medeniyetin beli büküldüyse, hiçliğin ortasında benzini nereden alıyorlar?"dan başlayıp daha neler neler bulabilirsiniz Ateş Krallığı'nda. Ne var ki, film, belirlediği eksen etrafında teklemeyen turlar atarken, yarattığı diyarın işleyişine de seyirciyi rahatça dahil ediyor. Üstelik hikâyesinin geçtiği, medeniyetin kırıntıları üzerinde süren hayat için, zamanlar arasında güzelce paslaşan bir atmosfer kuruyor. Ateş Krallığı, konusu itibarıyla ilkin bir B-film intibası bıraksa da, bu öngörüyü boşa çıkarıyor. Açılış sahnesinden başlamak üzere, yaygın değerler babında da etkileyiciliği yakalayan görüntüleri, kendine de gören gözlere de yeten CGI becerisiyle kotarılmış 'ejderha gibi ejderha'ları, fazla dallandırılmamakla birlikte sağı solu sarkmayan bir dramatik yapısı var. Filmin drama tarafı, tek önemli kadın karakterine (Izabella Scorupco) saksı muamelesi etmiyorsa da, büyük ölçüde erkeklerarası raconlar üzerine kurulu. İngiliz tebanın 'saklanarak korunma' taraftarı lideriyle (Christian Bale) 'şu ejderlerin kökünü kazıyalım, içini patlatalım'cı Amerikalı lider (Matthew McConaughey) arasında, yöneticilik vasfı, delikanlılığa sığan biçimlerde yerine göre el değiştiriyor. Ateş Krallığı, metin zengini bir film sayılmaz. Sunduğu karanlık gelecekte de, insan parmağı, ırkımızdan kaynaklanan bir hata aramıyor (Bilakis "Allah soyumuza uzun ömürler versin" diyor). Filmde ejderha istilasına, kazı yapan bir inşaat ekibi yol açıyor ki, inşaat sektörünün, genetik bilimi veya kimyasal maddeler gibi insanlığa kârı- zararı tartışılan bir alan olmadığı aşikâr. Yani serüven olsun diye uydurduğu bahanenin altında, "acaba doğru mu ediyoruz" tarzında sualler, tetiği çekilmek üzere beklemiyor. Fakat sıkı macera üstü zihin oyalaması için, 'kabadayı Amerikalı - "haklısın saldırmak lazımmış" kıvamındaki İngiliz' muhabbeti, yüzeyselliğine karşın hallice bir malzeme teşkil ediyor. Ateş Krallığı, kendi kulvarından filmlerin furya olarak estiği bir dönemde ortaya çıksaydı, sergilediği beceriye rağmen 'aynı terane' hissi de verebilirdi. Filmi olduğundan ("iyi bir fantastik aksiyon") fazla bir yere koymak gibi olmasın ama, şu an itibarıyla bir boşluğu doldurduğu doldurduğu söylenebilir.