Bu 'hafiflik' başka

Bu 'hafiflik' başka
Bu 'hafiflik' başka
Başkalarının elinde hikâyenin önüne geçecek ağırlıkta meseleler Spike Jonze sinemasında ağırlıklarından kurtuluyor. Bunun son örneği 'Aşk'.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Artık sinemada anlatacak yeni bir hikayenin kalmadığı, tüm tarzların çoktan tüketildiği, duymaktan gına getirdiğimiz bir Hollywood teranesi... Ne var ki bu teraneyi dile getirenlerin, yanıldıklarını anlamaları için Spike Jonze filmografisine şöyle bir bakmaları yeterli. Her filminde ayak basılmamış alanları, neredeyse içgüdüsel denecek bir yetenekle, seyircisini de hikâyesini de zora sokmadan keşfeden bir sinemacı Jonze. Misal, kaosun tadına varan, okuyucusuna parmak sallamayan bir çocuk kitabından, hikâyenin bu özelliğine halel getirmeden, ona ‘ahlaki’ öğütler yamamadan büyük bütçeli bir çocuk filmi çıkartabiliyor (‘Vahşi Şeyler’). Ya da bir eseri sinemaya uyarlamanın karmaşıklıkları üzerine polisiye bir tat da veren ama uçukluktan da imtina etmeyen bir hikâye kurabiliyor (‘Uyarlama’).
Yönetmenin yeni filmi ‘Aşk’taki numarası da başka birisinin içinde kolaylıkla kaybolabileceği ağır felsefi meseleleri dokunaklı ve eğlenceli bir aşk hikâyesinin içinde eritebilmesi. Yönetmen, işletim sistemine âşık olan bir insanın hikâyesini anlatıyor. Jonze karakterleri, beden ve ruh arasında gerçekten bir ayrım olup olmadığı, bir insanı insan yapanın ne olduğu gibi meseleleri, büyük cümlelerle değil, içine atıldıkları çatışmayı yaşayarak sorgularlar. ‘Aşk’ta da yapay zekâ sahibi bir işletim sistemi tarafından “Geçmiş, kendimize anlattığımız hikâyelerin toplamıdır” gibi ‘ağır’ bir cümle dillendirilebiliyor. Ama bu ağırlık, Spike Jonze dünyasında seyircinin midesine oturmuyor. Bir insanla yapay zekâ arasında aşk yaşanıp yaşanamayacağı gibi bir soru, ‘Felsefeye Giriş’ dersi tadında sahnelere başvurulmadan perdeye getirilebiliyor. Spike Jonze’un ‘Aşk’la yine ayırdına vardığımız bir özelliği şu: Hikâyede böyle ağır sorular sorulduğunda, Jonze kendini iyice gözlerden sakınıyor. Bu ağırlıktan sarhoş olup havalı kamera hareketlerine, gözalıcı mizansenlere savrulmuyor. Başyapıtı ‘John Malkovich Olmak’ta kredinin büyük bir bölümü senarist Charlie Kauffmann’a verilmişti. Ama aynı senaryo -maazallah- Christopher Nolan veya Wachowski kardeşlerin eline düşse nasıl ‘büyük’ bir film seyretmek durumunda kalacağımızı düşünün. Jonze’un sakin tavrının bu hikâyeye nasıl yakıştığı iyice ortaya çıkar.
Jonze’un, ünlendiği müzik videolarındaki uçuk buluşlarına karşılık uzun metrajlı filmlerinde bu kadar sakin bir tavır tutturup izleyiciyi fikirlere boğmaması da ancak yetenekle veya eşine az rastlanır bir sinema hassasiyetiyle açıklanabilir. Tıpkı onun filmlerindeki kasting harikalarını açıklayabileceğimiz gibi... ‘John Malkovich Olmak’ta alışılanın dışına çıkıp Cameron Diaz’ı cazibeden uzak karakter, Catherine Keener’ı da femme-fatale yapan Jonze, ‘Aşk’ta da uzun süre unutulmayacak bir kastinge imza atıyor. ‘The Master’daki büyük oyunu ne yazık ki hedefini bulamayan Joaquin Phoenix’in ‘tuhaflığı’ ‘Aşk’ta tam yerine oturuyor. Cismi görülmeyen esas kadın , yapay zeka Samantha’ya sesini veren Scarlett Johansson ise iç gıcıklayıcılıkla naifliği ve muzipliği bir arada sergileyerek seslendirme deyip geçemeyeceğimiz bir performans sunuyor.
Doğrudur, yapay zekâyla insan arasındaki ilişkiyi sorgulayan, çatışmasını burada kuran ilk film ‘Aşk’ değil. Ancak, bu soruları soran Spike Jonze olunca, iş başka bir boyuta taşınıyor. Bu sefer sorular dışarıdan empoze edilmiyor, sinema gerçekten onları sormanın bir aracına dönüşüyor.

AŞK (Dört yıldız)
Orijinal Adı:
Her
Yönetmen: Spike Jonze
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Scarlett Johansson, Rooney Mara, Amy Adams
Yapım: 2013 ABD
Süre: 126 dk.