Bu İstanbul size, Birdie

Siz en iyisi hemen bir BMW ya da Mercedes edinin. Ya da eski Safari'nin yerine açılmış olan Çapamarka'ya giderken bir tane kiralayın.
Haber: ÇİLER İLHAN / Arşivi

Siz en iyisi hemen bir BMW ya da Mercedes edinin. Ya da eski Safari'nin yerine açılmış olan Çapamarka'ya giderken bir tane kiralayın. Her ikisini de yapmayacaksınız yapmayın ama o halde Teşvikiye tarafında olan kaldırım kenarına sadece BMW ve Mercedes'lerin park edildiğini bilin de ona
göre gidin. Yoksa park görevlisi ile anahtarı
kapıya vermek istemediğiniz için tartışın da ağzınızın payını alın. Olmazsa arabayı ya kapıya bırakın (her araba Etiler'deki bir gece kulübünden birkaç defa yok olduğu gibi yok olacak değil tabii ama arabanız teslim edildiğinde içinin fosur fosur sigara kokmayacağını garanti edemez ya kimse...) ya da bir kilometre öteye, Taksim tarafına uzanan kaldırım kenarına. İçeride ise - danışmanlık firmasında görev yapan arkadaşımın, iş tanımlarında, "Garson: Servis yapar, yeri geldikçe oynar, gerekirse masanın üstünde göbeğini üç kat kıvırır," yazdığını iddia ettiği - garson - dansörlerle
eğlenin. Ya da gövdenizi süzerken size mevzilenmiş gözlerle karşılaşın durun, siz olmayı unutun, hava olun, para olun, ün olun şöhret olun; bir Türk bestesi ile gerdan kırın, bir Yunan şarkısında kalça sallayın. Ama sakın eğlenmek için gitmeyin; görmek ve görünmek iyidir. Bir de işte şu BMW veya Mercedes meselesi. Eğer yakın bir arkadaşınızın bekarlığa veda partisi oradaysa ve mecburiyetten gidiyorsanız da gitmeden önce birkaç tane tekila veya B52 yuvarlayın ki, ne garsonlara üzülün, ne garson olmayanlara, ne de beni buraya hangi rüzgar attı diye hayıflanıp duran kendi sesinize...
"Markalaşmış bir şey olsun," diye tutturacaksınız 13. Uluslararası İstanbul
Tiyatro Festivali'ne bir bilet de alabilirsiniz. Hem bu etkinlik için BMW veya Mercedes de gerekmiyor; yayalar da kabulleri. Bu festival gerçek bir İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) markası; şehir büyüklü küçüklü caz ve film festivalleri ile yavaş yavaş dolarken tiyatro festivali düzenleyen tek kuruluş olması ile bile, hala. Festivalin tohumu, henüz İstanbul bir festivaller şehri olmadan, Vakıf Beyoğlu'ndaki Luvr Apartmanı'na taşınmadan, pire berber iken, Vakıf kadrosu 40-50 kişiyi vurmadan, develer beşiklerinde tıngır mıngır sallanırken, Yıldız'daki o muhteşem iki katlı beyaz binasında atılmıştır.
İstanbul'da okuyan öğrencilerin sanata meraklı pek çoğu geçmiştir Vakıf okulundan. Her ne kadar stajyerlik veya asistanlık, çömezlik sınırını geçip gönüllü - kölelik eşiğine dayansa da hem çok eğlenceli hem de çok şeyi birden öğrenebileceğiniz bir okuldur
Vakıf. Bu yüzden dolar taşar, başvuru formları festivaller başlamadan çok önce giriş kapısında Adem Bey'in önüne yığılır. Halen Tiyatro Festivali'nin yardımcı yönetmenliğini yapan, festival ve prodüksiyon
işlerini tanımlamak için dilimizde kullanılan her türlü kelimeye hakim olan Koza'nın çömezliğinde adımımı attığım bu büyülü dünya, hala büyüler durur beni. Luvr'un üçüncü katında, festival yaklaştıkça gerçek bir tımarhaneye dönüşen mekanda üç kişilik festival ekibi didinir durur... Festival yaklaştıkça susmaz telefon; gümrükten, havaalanından, otelden; rehberler,
menajerler, aktrisler, workshop hakkında bilgi almak isteyen hırslı öğrenciler, açılışa - kapanışa gelmek isteyen ünü geçmiş ünlüler, her seviye ve her meslekten beleşçiler, sahne amirleri, setçiler, belediye görevlileri, matbaacılar, ajans sahipleri, fotoğrafçılar, aklınıza kim gelirse arar. Trafik durmaz. Telefon susmaz. Kapı kapanmaz. Giren çıkmaz. Tırlar gelir. Uçaklar iner. Sahne kurulur. Prova yapılır. Kostümler temizlenir. Kostümler giyilir. Anons yapılır. Perde açılır. Işık kapanır. Seyirci oturur. Oyun başlar. Oyun biter. Alkış, alkış, alkış... Geçen yıl sponsor bulamadığı için mahrum kaldığımız, dünya tiyatrolarını ayağımıza getiren, Türk tiyatrolarını yabancı sahnelere taşıyan Tiyatro Festivali'ne 4 Haziran'a kadar alkış...
http://www.istfest.org,
İKSV: (0212) 334 07 00