Bu kadar tasarımcıyla ne yapmalı?

Bu kadar tasarımcıyla ne yapmalı?
Bu kadar tasarımcıyla ne yapmalı?
Geçtiğimiz hafta yaşanan #HMBalmanation çılgınlığının ardından moda tasarımcılarıyla işbirliği, moda dünyasında son dönemin popüler konularından biri oldu. Bu durum sadece markalar için değil, kamusal alanda faaliyet gösteren, başta hizmet sektörleri için de geçerli. Ulaşımdan eğitime ve hatta spora kadar gelin pencereyi şöyle bir açalım ve moda tasarımcılarının neler yapabileceğine bir göz atalım.
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran H&M-Balmain işbirliği, dünya çapında bugüne kadar markanın gerçekleştirdiği en başarılı kampanya olarak tarihe geçti. H&M basın sözcüsü Håcan Andersson’ın Amerikan Bloomberg televizyonuna yaptığı açıklamada tam satış rakamlarını belirtmese de gerek mağaza gerek online satışta bugüne kadarki en yüksek performansın ortaya konduğunu söyledi. Sadece Instagram’da bile konuyla ilgili 83 bine yakın paylaşım bulunduğunu hatırlamamız yeterli… 

SATIŞA ARTI DEĞER
Tüm magazin boyutunun ötesinde, moda endüstrisinde tasarımcı işbirliklerinin yarattığı artı değere dair bu kampanyayı önemli bir örnek olarak gördüğümü belirtmiştim. Bir diğer göz ardı edilmemesi gereken nokta da, geçen hafta boyunca kendi çevrem de dahil olmak üzere konuyla uzaktan yakından alakalı pek çok isim bu işbirliklerine dair sorulara yanıt aradı. En azından konuyu daha etraflı anlamak adına kimilerinin çektiği cefa boşa gitmedi.

Bizde de benzeri sürecin yarattığı katalizör etkiye dair son dönemde sıkı işbirlikleri gözünüzden kaçmamıştır. Özellikle Mudo gibi köklü kurumsal kodları olan bir marka bile bugün Arzu Kaprol, Gamze Saraçoğlu, Giray Sepin ve Hande Çokrak gibi isimlerle sezon ürünlerine yan koleksiyonlar ekliyor. Son yıllarda Koton’un Dilek Hanif ve Hakan Yıldırım’la, Network’ün Elif Cığızoğlu’yla, Mavi’nin Hüseyin Çağlayan’la, Fabrika’nın Ece Gözen’le, ParkBravo’nun Özlem Kaya’yla, Batik’in Özgür Masur’la, AdL’nin Cengiz Abazoğlu’yla, İpekyol’un Zeynep Tosun’la yaptığı gerek uzun gerek kısa vadeli işbirlikleri bu sürece başarılı bir gelişme olarak bakmamızı sağlıyor.

SADECE KARADA DEĞİL, HAVADA DA…
Tam da bu tasarımcı işbirliklerinin artı değeri üzerine bir yazı yazmayı planlarken, Conde Nast Traveler dergisinin web sayfasında gözüme bir foto galeri ilişti. Haberde Christian Lacroix’nın China Eastern (2013), Martin Grant’ın Qantas (2014) ve Prabal Gurung’un Japon All Nippon Havayolları’na hazırladıkları üniforma tasarımları anlatılıyor ve seyahat etmeyi sevenlere bu şıklığın detayları veriliyordu.

Daha önce de benzeri işbirlikleri söz konusu elbette. Vivienne Westwood’un Virgin Atlantic (2014), Ettore Bilotta’nın Etihad (2014), Christian Lacroix’nın Air France (2005), Jeff Banks’in EasyJet (2013), Simon Jersey’nin Emirates (2009), Julien Macdonald’ın British Airways (2003) Hüseyin Çağlayan’ın Kıbrıs THY ve Cemil İpekçi’nin THY (2004) için hazırladıkları üniformalara dair bilgilere internette kolayca ulaşabilirsiniz.

TÜRKİYE’DEN MUADİL ÖRNEKLER
Uğur Cebeci 2010 yılında Hürriyet Gazetesi’nde yaptığı bir haberde “Bir dünya markası olarak THY’nin yeni uçakları, kabin tasarımları, ikramda yarattığı başarı, karlılığı, yolcu sayısındaki artış, uçuş noktalarında dünyanın dört yanına ulaşan gücü, ne yazık ki kabin içi üniformalarına baktığımızda sıradanlaşıyor,” diyor ve ekliyor “Kabin memurları yani hostesler, pilotlar çok alışılmış, toptancı ruhuyla imal edilmiş üniformalar giyiyorlar.”

Bu yazının akabinde yerli havayolu şirketleri bir dizi girişimlerde bulundu. SunExpress Bahar Korçan’la, İz-Air Hakan Yıldırım’la, AtlasJest Dilek Hanif’le, Çelebi Hava Servisi de Arzu Kaprol’le işbirliği yapar. Pegasus, Onur Air, FlyAir ve MNG de bu isimler kadar ünlü olmayan çeşitli tasarımcılarla çalışmalarını sürdürdü. Dilek Hanif o günlerde verdiği bir demeçte durumu şöyle özetliyor: “Seçilen kumaşlar ve aksesuarlar, modacının estetik anlayışıyla bütünleşince ciddi bir fark ortaya çıkar. Bunu hem kullanıcı hem de dışarıdan bakan gözler hemen fark eder. Kurumsal firmalar marka mesajlarını bu yolla ileterek hedef kitleleri gözünde farkındalık yaratır diye düşünüyorum. Aynı zamanda hazırladığım giysilerle personelin kendine güveni artarak, iş performansı yükselecektir.”

Bir dönem Dressbest Uniform markasını kurarak kurumsal üniformalar hazırlayan kostüm tasarımcısı Canan Göknil de Hürriyet’e verdiği bir demeçte “Kurumun imajı, üniformayı giyenin memnuniyeti, yaptığı iş, projenin bütçesi, üretici firmanın uzmanlığı ve tasarımcının akılcı çözümleri paralel çalışmalı. Kurumsal kimlik için o servisi veren kişinin de fikri sorulmalı” diye belirtiyor. Konuyu üniforma tasarımı işiyle uğraşan ve çeşitli tasarımcılarla kurumları bir araya getiren Tekstar Studio’dan Aykut Tarakçıoğlu’na sorduğumda “Bu tasarımcı işbirlikleri, kıyafeti 365 gün boyunca giymek zorunda olan personel açısından ayrı bir motivasyon kaynağı. Bilinen bir modacının çizgisini giydikleri için kendilerini daha iyi hissediyorlar. Bu da uzun süre daha keyifle taşımalarını sağlıyor,” diye belirtiyor.

KAMUSAL ALANDA ŞIKLIK
Türkiye’de sadece havayolları değil, deniz ve demir yolları da zaman zaman bu tarz işbirliklerine imza atıyor. Faruk Saraç’ın bir dönem TCDD için hazırladığı koleksiyonu Haydarpaşa Garı’nda defileyle sunması tatlı bir hatıra olarak belleklerde. Ulaşımın yanı sıra, kargo şirketleri , restoranlar ve oteller gibi müşteriyle sürekli sıcak temasta bulunan diğer hizmet sektörleri de benzeri çalışmaları yürütüyor. Özlem Süer’in McDonalds, Cemil İpekçi’nin PTT ve Beyoğlu Belediyesi simitçileri için hazırladığı personel kıyafetlerini de anmadan geçmek olmaz.
Son yıllarda okul üniformalarında da benzeri birkaç çalışmaya rastlıyoruz. Cemil İpekçi’nin Okyanus Kolejleri ve Gamze Saraçoğlu’nun – aynı zamanda kendi mezunlarından olduğu - Eyüboğlu Koleji için hazırladığı üniformaların ardından Aslı Filinta da ITA Okulları İtalyan Koleji için bir koleksiyon hazırladı. Filinta’ya konuyu sorduğumda “Yaratıcılığa değer verdikleri için sanata ve tasarıma yatkın bir bakış açısına sahiplerdi. Bu nedenle kurumsal renk sınırlamaları kaldırdık. Mesela anaokulu kız öğrencileri pembe giymek istiyorsa biz neden yapmayalım dedik. Çocuklar çok sevdi ve öğrendiğim kadarıyla haftasonlarında bile çıkarmıyorlar üniformalarını” dedi. 

SPORSUZ OLMAZ
Modayı fonksiyon ve teknolojiyle birleştirerek daha etkili hale getiren bu kamusal şıklığın bir diğer yansıması da hiç kuşkusuz spor alanında. Takım formalarının yanı sıra, en önemli spor müsabakası olimpiyatlar da buna imkan sağlıyor. Belki hatırlarsınız, Stella McCartney ve Adidas’ın 2012 Londra Olimpik ve Paralimpik Oyunları’nda yarışan İngiliz Milli Takımı için yaptığı işbirliği, hem fonksiyon hem pazarlama adına öyle bir başarı sağladı ki, aynı ekip 2016 Rio de Janeiro Olimpiyat Oyunları için de bir araya geldi.

2012’de Ralph Lauren’in Amerikan ve Giorgio Armani’nin İtalyan takımlarını giydirmesi de bir haber değeri taşıyordu. Bizde ise durum henüz biraz parçalı bulutlu. Gönül ister ki, en son 2008 yılnda Fabrika markasının tasarımıyla katılan Türk sporcu kafilesi için 2016 Oyunları’nda da benzeri bir tasarımcı işbirliği yapılsın.