Bu kente kamerayı nereye koysan tabloya dönüşüyor

Bu kente kamerayı nereye koysan tabloya dönüşüyor
Bu kente kamerayı nereye koysan tabloya dönüşüyor

Hanny Abu-Assad ve filmde hikayesini anlattığı teyzesi Halima Hamed.

'Vaat Edilen Cennet' filmiyle dikkat çeken Filistinli yönetmen Hany Abu-Assad'ın yolu 'Unutma Beni İstanbul' projesi için İstanbul'a düştü
Haber: Ayça Örer - aycaorer@gmail.com / Arşivi

Unutma Beni İstanbul ’ projesine nasıl dahil oldunuz?
Nazlı Bulut’la dört yıl önce başka bir projede buluşmuştuk. O da beni Hüseyin Karabey’le buluşturdu. Karabey’i daha önce işlerinden tanıyordum. Sevdiğim bir yönetmendi. Onunla çalışma fırsatı buldum böylece. 

Bu projede yer alacak filmin hikayesi nasıl şekillendi?
Fikir Nazlı’dan çıktı aslında. İstanbul’da bir film çekmek gerekiyordu. “Annem ve teyzemin gerçek hikayesini İstanbul’da olmuş gibi yazalım” diye düşündük. Bu hikaye benim kişisel hikayem olduğu için bana çok değişik gelmiyordu. Ama Nazlı beni bu hikayenin etkileyici, sıradışı olduğuna ikna etti. 

Sizin anlattığınız bir buluşma hikayesi. Peki anneniz ve teyzeniz nasıl ayrıldılar?
Filistin 1946’da İsrail kurulurken temizlendi. O sırada insanlar da ayrı düştüler. Teyzem evli olduğu için kocasıyla gitmek zorunda kalmış. Evli olmayan kız kardeşleri de Nazareht’te kalmış. Böylece ayrıldılar. 

Siz de Filistin’de geçirdiğiniz çocukluğun ardından okumak için Hollanda’ya gittiniz. Döndüğünüzde nasıl bir Filistin buldunuz?
Son beş yıldır Hollanda’dan çok Filistin’de vakit geçiriyorum aslında. Döndüğümde her şey çok enteresan geldi. Çünkü Filistin’de yaşarken kendinizi tutsak gibi hissediyorsunuz. Gelişmeniz, yeni şeyler denemeniz için fırsat yok. Bu yüzden yurtdışında yeni deneyimler yaşamak heyecan verici. Tekrar döndüğünüzde de her şeyi farklı gözlerle görüyorsunuz. Kendi ülkenizle olan ilişkinizi yeni gözlerle keşfediyorsunuz. 

İki Filistinli gencin intihar eylemi yapmak için yola çıktıkları bir günü anlatan filminiz ‘Vaat Edilen Cennet’ nasıl tepkiler almıştı?
Çok değişik tepkiler aldık. Hem çok sevenler hem nefret edenler oldu. Ama zaten iyi olan farklı tepkiler almaktı. O zaman yaptığımız işin doğruluğunu değerlendirebilme fırsatımız oldu. 

İstanbul’da çalışmak nasıldı?
İstanbul çok fotojenik bir şehir. Kamerayı nereye koysanız bir tabloya dönüşüyor. Yer bulmak zor olmadı. Çok mekan aramadık. İstanbul’da çalışmanın şöyle de bir avantajı var, sinema henüz endüstrileşmemiş olduğu için her yerde çekim yapabiliyorsunuz. ABD’de çekim yapmak için sürekli izin almanız gerekiyor ve sürekli bir gerginlikle çalışıyorsunuz. Burada henüz endüstrileşmemenin olması, insanların hâlâ sanatla barışık oluşu, izinlerde problem yaşanmaması çok önemli. Taksim Meydanı’nda çekim yapmak istiyorsanız, gidip çalışıyorsunuz. Bu, çekim sırasında deneyselliğe yer bırakıyor. 

Anneniz ve teyzeniz buluşabildiler mi peki?
Gerçek hayatta buluştular ama filmde buluşacaklar mı bilmiyoruz. Henüz kurgudayız. Gerçek hayatta beş yıl önce Kudüs’te buluştular. 

Altın Küre ödülü kazandı
‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ kapsamında yönetmen Hüseyin Karabey ve yapımcı Sevil Demirci’nin 7 usat yönetmenle İstanbul hikayelerini aktardıkları ‘Unutma Beni İstanbul’ projesinin son filmini 2005’te ‘Vaat Edilen Cennet ‘filmiyle Altın Küre ödülü kazanan Filistinli yönetmen Hany Abu-Assad çekti. Filmde ‘Limon Ağacı’ ve ‘Münih’ gibi birçok filmde oynamış Hiam Abbass’ın yanı sıra Abu-Assad’ın annesi Suhelia Abu-Asad ve teyzesi Salima Hamed rol alıyor.