Bu kızlar bildiğiniz gibi değil!

Bu kızlar bildiğiniz gibi değil!
Bu kızlar bildiğiniz gibi değil!
İlle de güzel, ille de ince, ille de kendine güvenli, ille de hatasız kadınlarla dolu dizi dünyasında, farklı bir iş yapmaya çalışan 'Girls'ün ikinci sezonu dün ABD'de başladı... Yeni başlayacaklara takdim etme, müdavimlere hasret gidertme niyetiyle...
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

Kadınlık/kızlık meselesini geçelim cinsiyet ayrımcılığını, siyasete bile malzeme etmiş bir ülkede yaşayan kadınlar olarak, ‘Girls’ adındaki bir diziyi izlemekten ilk başta herkesin biraz imtina etmesine şaşırmamalı. HBO kanalında geçen yıl nisan ayında başlayan ‘Girls’, yoğun istek üzerine ikinci sezon başlangıcını üç ay önceye çekti. ‘Sex And The City’yle kıyaslanmasının nedeni yine New York’ta geçmesi ve yine dört kadının hayatlarına yakından bakmamız. Ancak, kocaman bir fark var: Manhattan’da değiliz, karşımızda bir ayakkabıya apartman parası veren kadınlar yok ki hiçbiri o kadar muhteşem görünmüyor.

Üniversiteden iki yıl önce mezun olmuş ve ailesinin maddi desteğinden mahrum edilen, feci bir adama âşık Hannah; güzel, liseden beri aynı çocukla beraber olan ama ayrılmak isteyen ancak ayrılık fikrinden korkan Marnie; cesur, seksi İngiliz Jessa ve masum bakiremiz Shoshanna’nın komik mi komik, gerçek mi gerçek, tuhaf mı tuhaf öyküsünü anlatıyor Lena Dunham, ‘Girls’te. Lena Dunham’ın senaryosunu yazdığı, yönettiği ve oynadığı dizideki diğer karakterler de Dunham’ın arkadaşları. Çoğunun oyunculuk geçmişi yok. Hal böyle olunca, dizi istediği samimiyet duygusunu veriyor.

Kendi hayatından, arkadaşlarının hayatından yola çıkarak yazıyor, yönetiyor ve oynuyor Lena Dunham. Karakterlerin bu kadar gerçek olmasının nedeni de bu. Üzerine kurgu katmak öyle anlamsız ki bu tür işlerde, komik olmak, rezilliğin doğasında var zira. İlle de güzel, ille de ince, ille de kendine güvenli, ille de hatasız kadınlarla dolu dizi dünyasında, farklı bir yapmaya çalışan bir dizi ‘Girls’. İdealize edilmiş güzelliklerin dünyasına göbekleri, selülitleri, kalın belleri, stylish olmayan kıyafetleri, seksi olmayan iç çamaşırlarını gördük. Bilenler bilir, kızların dünyası her zaman öyle ‘fashionable’, pırıltılı değildir. Kızlar birbirine anlatır, ağlar, hepsinin başından bir tane kötü seks, kötü aşk, kötü adam tecrübesi geçmiştir, bunlara önce üzülür kızlar, sonra da çok gülerler. Çok basit olayları çok komplike durumlar haline getirir, kendilerini zavallı hissederler ama zavallı hissetmezsen, büyüyemezsin. Kızların dünyası, erkeklerin karikatüize ettiği gibi komplike değildir, ‘Kadınlar ne ister?’ adlı kadınları anlama kılavuzları gibi kadınları aşağılayan erkek diline, ‘Girls’ü cidden tavsiye ederim.
Kendinizi ait hissetmezseniz, nedeni çok Amerikanvari oluşu olabilir. Türkiye gibi, kadınlardan apaçık nefret eden bir ülkede yaşadığımız için, onların problemleri bize problem gibi gelmiyor. Ne bileyim, onlara hastanelerde kürtaj oldukları için berbat davranıp, bakire olmadıkları için öldürmüyorlar, düşük gelir, savaş, kadın ölümleri gibi sorunları yok; yani var da dizide yok. Gerçi şöyle düşünelim, bir diziden beklentiniz ne? Yine de, muhafazakarlığın dibinde bir ülkenin kadınları olarak, insan içinde garip bir mide burulmasıyla, “Ne cesur iş yapıyorlar” diye izliyor diziyi.
İşi yazı yazmak olan bir insan olarak Lena Dunham’ın 26’sında gelmiş bulunduğu yeri kıskanıyor muyum? Evet. Bunu itiraf etmesem, olmaz. Üniversiteyi bitirdikten sonra, az bilinen bir bağımsız film yönetmeniyken, şimdi kitabını 3.5 milyon dolarlık bir anlaşmayla imzalayan bir yazar ve senarist haline gelişi, ilham verici bir başarı hikâyesi kuşkusuz. 24 yaşındayken yine benzer bir hikâye anlattığı ‘Tiny Furnitures’u çekti Dunham. Şanslıydı, filmi, ‘Freeks and Geeks’ gibi bir yapıma imza atabilmiş Judd Apatow da izlemişti. HBO Kanalı, Dunham’dan bir proje istedi ve ortaya ‘Girls’ çıktı. Lena Dunham’ın ilham kaynağı, ‘Sleepless in Seattle’, ‘You’ve Got Mail’, ‘When Harry Met Sally’ gibi filmlerin senaristi Nora Ephron. Şimdiden üçüncü sezon onayını alan ‘Girls’ bir Emmy sahibi ve Altın Küre’de de iki dalda aday (Bu yazı yayıma hazırlanırken, henüz Altın Küre Ödülleri belli değildi.) Lena Dunham’ı en çok da Obama’nın seçim kampanyası video’sundan hatırlayabilirsiniz. Video’da anlattığı ‘ilk sefer’ini hiçbirimiz unutmayacağız. Uzun bir süre ilk sevişmesini anlatacağını sanırken, bir de bakıyordunuz, aslında ilk oy vermesini anlatıyordu. “Bildiğiniz kızlardan değil: Genç bir kadın, size ne öğrendiğini anlatıyor/Not That Kind of Girl: A Young Woman Tells You What She’s Learned” adını verdiği kitabıyla da tartışılacağından eminim.

‘Girls’ herkesin seveceği türden bir dizi değil. Berbat bulanlar, nefret edenleri de var. New York Post yazarı Linda Stasi, Lena Dunham’ı patolojik bir teşhirci olarak tanımlıyor ve onun yağlı vücudunu görmekten hoşlanmadığının da şiddetle altını çiziyor. Dizi tanıtımlarında yer alan, ^’Böyle bir şeyi televizyonda hiç görmediniz’ cümlesine cevaben, “İyi ki görmüyoruz” diyor. İkinci sezon için Lena Dunham, “Eğer yaptığımız işi sevdiyseniz, bu sezon daha çok seveceksiniz çünkü bir adım daha ileri gittik. Ancak nefret ettiyseniz, daha da nefret edeceksiniz” diyor. Siz hep, mükemmel, kibar, yakışıklı, sizi tatmin eden, arkadaşlarınıza tanıştırabileceğiniz türden ilişkiler mi yaşadınız? Ya da hayatın mantıklı, ciddi şeylerden ibaret olduğuna mı inanıyorsunuz? O zaman ‘Girls’ü pek tavsiye etmiyorum.