Bu marmotlar bize bir şey diyor

Bu marmotlar bize bir şey diyor
Bu marmotlar bize bir şey diyor

Arpat Özgül, haremler şeklinde yaşayan marmotların kimi hallerini izlemeyi, komedi filmlerine benzetiyor.

Yarasalar, koyunlar, mirketler dışında 2001'den beri de marmotlar üzerine çalışıyor. Makalesi, bilim âleminin saygıdeğer dergilerinden Nature'ın geçen sayısına kapak olan Arpat Özgül'ün, 'işletme'den başladığı yol onu 'evrimsel demografi'ye çıkarmış. İklim değişikliğinin marmotlara, marmotların ona ettiklerini konuştuk
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ - pinarbihter@gmail.com / Arşivi

Soay koyunu, yarasa, kızıl geyik, marmot, mirket ve uyuzböceği... Genelde ilgilendiği hayvanlar bunlar. Imperial College London’da evrimsel demografi üzerine çalışan Arpat Özgül’ün hayatının bir kısmı dağlarda, ovalarda, mağaralarda, sahada geçiyor; bir kısmı da bilgisayar başında, istatistiklerin arasında... Onyıllar boyunca toplanan veriler, sahadan gelenlerle birleştiğinde gezegenin istikbalinin göründüğü fala dönüyor sanki. Neyse halimiz çıkıyor.
Dünyanın en fazla hürmet edilen bilim dergilerinden Nature’ın geçen haftaki kapak konusu, bir yersincabı türü olan marmotların iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini anlatıyordu. Kökü 1962’ye uzanan bir araştırmanın meyvesi, sekiz kişilik ekibin bilim camiasına sunduğu bu taze ve çarpıcı sonuç oldu.
İşte o imzalardan biri de 2001’den beri marmotlar üzerine çalışan Arpat Özgül’e aitti. Marmotların kış uykusundan sadece bir gün erken uyanmaları erken yavrulamalarına, bir sonraki kışa kadar daha fazla gelişmelerine, basbayağı şişmanlamalarına neden oluyordu. Yaban hayat, ekseni kayan iklimlere bir tepki veriyor, değişim başlıyordu.
Eğitimine Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde başlayan Özgül, bir süre sonra hayatta asıl istediğinin bu olmadığına karar verip dümeni jeolog anne-babasının istikâmetine kırmış. Mastır tezi Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nde Kuzeybatı Türkiye yarasalarının ekolojisi üzerine. Doktorluk unvanını ise Florida Üniversitesi’nde popülasyon ekolojisi üzerine çalışarak almış. Şu aralar Cambridge Üniversitesi’nde yeni bir araştırma için hazırlanıyor.
Arpat Özgül’ün geçen yıl araştırma ve yazım ekibinde olduğu bir makale de Science dergisinde yayımlanmıştı. Orada da mevzu yine iklim değişikliği, ama bu kez kahramanımız koyunlar... İskoçya açıklarındaki Hirta Adası’nda yaşayan ve evcil koyunların yabani bir soyu olan Soay koyununun boyları neden kısalıyordu? Genç anneler neden ortalamadan daha ufak kuzular doğuruyordu? İspatlanan odur ki, ılımanlaşan kışlar popülasyonu artırdığından eskisi gibi beslenemiyorlar, büyüme hızları düşüyor.
Özgül’le hem bilim camiasında kendisini birden çok havalı hale getiren bu kapak meselesini hem de hayata, evrene baktığı o diğer açıyı konuştuk.

Bilim dünyası iklim değişikliğinin somut sonuçlarını bu kadar erken bekliyor muydu, yoksa durumun vahametine dair sinyaller olarak mı almamız lazım?
Bilim dünyası durumun ciddiyetinin senelerdir farkında. Birçok farklı türde, üreme, göç ve kış uykusu gibi mevsimsel aktivitelerin zamanlamasında kaymalar görülüyor. Detaylı incelenen birkaç türde popülasyon artışı ve fiziksel özelliklerde de değişimler gözlemleniyor. Yani bu yeni bir bilgi değil. Marmotlar ve koyunlar sadece yeni birer örnek oldu. Buna karşın türlerin verdikleri tepkilerin altında yatan mekanizmalara dair çok az bilgimiz var. Bunun en önemli iki sebebi uzun süreli araştırmaların azlığı ve bu mekanizmaları inceleyebileceğimiz analitik yöntemlerin eksikliği. Marmotlar üzerine çalışmamız bu açıdan bir ilk. Geliştirdiğimiz matematiksel modelleri ender rastlanır kalitede 33 yıllık bir veri üzerinde kullanarak çevresel değişimin bir türü fiziksel ve sayısal olarak nasıl etkilediğini açıkça gösteriyoruz. Bu tür çalışmalar sayesinde türlerin çevresel değişime verdiği ve verebileceği tepkileri daha iyi anlıyoruz.

Neden marmotlar diğer hayvan türlerine oranla daha fazla etkilendi bu süreçten?
Marmotların daha çok etkilendiğini söyleyebilmek için birçok türden uzun süreli verilerle karşılaştırmamız gerek. Ne yazık ki, bu tür çalışmaların sayısı iki elin parmağını geçmiyor. Buna karşın incelediğimiz iki türde de bu kadar belirgin değişimleri gözlemlemek şaşırtıcı. Şunu sorabiliriz: Marmotlar ve koyunların, farklı şekillerde de olsa fiziksel tepki göstermelerine sebep olan ortak özellikleri ne? İki tür de kışların uzun ve sert geçtiği ortamlarda yaşıyor. Dolayısıyla yaz aylarında depoladıkları kilolar kış ayları boyunca sağ kalmalarını etkileyen önemli bir unsur. Ilımanlaşan kışlar sonucu adada sağ kalan koyunların sayısı artıyor ve birey başına düşen besin miktarı azalıyor. Bunun sonucunda kuzuların büyümesi yavaşlıyor ve ortalama koyun ağırlığı düşüyor. Marmotlarda ise kısalan kışlarla beraber daha erken uyanan marmotlar daha fazla besleniyor ve daha fazlası kış uykusunu atlatıyor. Ancak sayılarındaki artış henüz besin miktarını sınırlayacak düzeyde değil. Bu çalışmalar sayesinde benzer koşullarda yaşayan diğer türlerin de değişen iklim şartlarına gösterdiği sayısal ve fiziksel tepkileri daha iyi anlayacağız.

Siz ilk kez ne zaman bir marmot gördünüz, elinize aldınız?
İlk olarak 2001-2006 arasında, doktora tezim sırasında tanıştım Colorado’daki marmotlarla. Florida Üniversitesi’nde popülasyon ekolojisi üzerine çalışıyordum; marmotları uzun yıllar veri toplanmış birkaç sistem arasından seçtim. Üstelik Florida’nın dayanılmaz yaz sıcağından birkaç aylığına Colorado’nun dağlarına kaçmak için de harika bir fırsat sundular.

Nasıl hayvanlardır marmotlar?
Çok sevimliler! Kavgalarını, oyunlarını gözlemlemek hızlandırılmış bir komedi filmi seyretmek gibi. Doğal avcılara karşı işe yarar tek savunma yolları yeraltına kazdıkları yuvalara kaçmak olduğundan, kapanla yakaladığımızda fazla problem çıkarmıyorlar. Yavrular gerçekten şirin; yakalayınca bırakmak istemiyorsun. Erişkinlerde öndeki iki kesici dişe dikkat etmek gerekiyor, ısırdı mı koparıyorlar! Senenin yarısından çoğu kış uykusu... Yazın depoladıkları yağ, uzun ve zorlu kış aylarını geçirmelerinde ve sonra üremelerinde önemli. Uyanınca dört-beş ay içinde yapmaları gereken bir sürü iş var. Hızla üreyip yavrularını büyütmeleri, bir sonraki kış bastırmadan kaybettikleri kiloları tekrar kazanmaları gerekiyor. Sosyal yapıları da çok ilginç. Haremler halinde yaşıyorlar. Erişkin dişiler genç dişilerin yavrulamasına uzun süre izin vermiyor. Yavru erkeklerin tümü birinci yaşlarını doldurdukları an, haremin efendisi olan baskın erkek tarafından pek de nazik olmayan bir şekilde gruptan kovuluyor. Baskın erkeklerin de işi kolay değil, haremlerini sürekli dışarıdan gelecek erkeklere karşı kollamak zorundalar. Bunca kavga gürültü arasında bir erkeğin saltanatı ancak iki-üç yıl sürüyor.

Evrimsel demografi nedir? Bu alanda çalışanlar nelere yoğunlaşır?
Amaç, değişen çevre şartlarında evrimsel ve ekolojik süreçlerin insan ve diğer canlı popülasyonlarını nasıl etkilediğini, etkileyebileceğini incelemek. Evrim sürecinin kendisi temelinde demografik bir olgu. Bireyler doğar, büyür, çoğalır ve ölür. Bazıları, kalıtım yoluyla aktarılan birtakım dışyapı özellikleri sonucu diğerlerinden daha hızlı çoğalır, daha uzun yaşarsa, bu popülasyonun genetik altyapısında ve fiziksel dışyapısında zamanla değişim görülür. İşte bu da evrim sürecinin küçük adımlarıdır, yani mikroevrim. Biz de bu değişimleri demografik olarak inceleyerek evrim sürecinin bir nevi yüksek çözünürlükte fotoğrafını çekiyoruz.

Peki sizi okuduğunuz işletme bölümünü bırakıp bu alana yönlendiren ne? Nasıl bir kırılma noktası, nasıl bir karar anı var arkasında?
Aslında garip olan işletmeden ekolojiye geçmem değil de, başta işletmeyi seçmiş olmamdı. Jeolog anne ve babamın etkisiyle doğayla hep iç içe büyüdüm. Yazların bir kısmını babamın Toroslar’daki jeoloji kamplarında geçirirdik. Ortaokulda dinozorlara olan ilgimden dolayı omurgalı paleontoloğu olmayı istiyordum; hayvanlara hep özel ilgim vardı. Ama bireylerin ilgi, karakter ve yeteneklerini öne çıkarmaktan aciz üniversite sınav sisteminin kurbanı oldum. On binlerce öğrenci gibi, çok düşünmeden, sadece puanlara bakarak, kendimle uyuşmayan bölümleri sıraladım. Hatamı fark etmem uzun sürmedi tabii. Üniversite yıllarını bölümümden çok, aktif üyesi olduğum Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü’de geçirdim. Oradaki çok özel bir grup insan sayesinde mağaralar ve yarasalarla tanışmakla kalmadım, ÖSS kâğıdına gömdüğüm heyecan ve merakıma tekrar kavuştum. Ailemin desteği, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nün de bana kucak açmasıyla, 1999’da mağara yarasalarının ekolojisi üzerine mastır tezime başladım. Mastır hocamın da desteğiyle, kısa sürede ekolojinin bana ne kadar uygun olduğunu fark ettim. Çok sevdiğim iki alanın, matematiğin ve biyolojinin harika bir kesişimiydi.

Sırada hangi hayvan var?
Cambridge Üniversitesi’nde bir projeye başlıyorum kasımda. Bu seferki hayvan da Kalahari’nin mirketleri. Karmaşık ve ilginç bir sosyal yapısı olan bu türde sosyal davranış stratejilerinin popülasyon dinamiklerine etkilerini inceleyeceğiz.

Evrendeki yerimizin geçiciliği ve şahaneliği
* Bir ara yarasalar, sonra Soay koyunları, 7-8 ay kış uykusunda olan marmotlar, şimdi de Kalahari’nin mirketleri... Uzun süreler bu hayvanları takip etmek bir insanı nasıl yapıyor? Neler öğretiyor?
Anneme sorsak ‘Dağınık yapıyor’ der herhalde! Zamanımın büyük kısmını hayvanlarla değil, bilgisayar başında matematik ve istatistik modelleriyle geçiriyorum. Senede bir-iki ay da olsa modellerin arkasındaki arkadaşlarla buluşmak için saha çalışmalarına çıkıyorum. İkisi de eş derecede keyifli. Onları gözlemlerken kafamda yeni sorular beliriyor. Biraz araştırma yaptıktan sonra bu sorular hipotezlere dönüşüyor. Yeterli veriler bir araya geldiğinde de bilgisayar başında bu hipotezleri test ediyorum. İnsan bir kere doğal merakını takip etmeye alışınca geçim sıkıntısı ve gelecekle ilgili kaygıları önem kaybediyor. Bu iyi mi kötü mü, zaman gösterecek.
*  İnsanın hayatı algılayışı nasıl değişiyor?
Hayvanları incelemek, sanırım hayatı insan merkezli düşünmekten alıkoyuyor beni. Dar bir mağarada yüzlerce yarasa bana hiç çarpmadan sağımdan solumdan uçarak geçerken tek tek bireyleri düşünüyorum. Karanlıkta ve o kalabalıkta nasıl bu kadar ustalıkla uçabildiklerini anlamaya çalışıyorum. Okyanusun ortasında bir adada, 300 metrelik bir uçurumun kenarında, meraklı bir fulmarın uçuşunu seyrederken, bu kadar narin bir kuşun ne çetin denizlerde, aylarını kara görmeden geçirdiğini hayal etmeye çalışıyorum. Kış uykusundan yeni kalkmış mahmur bir marmotun, o yedi aylık zorlu kış sırasında ne kadar ölümle burun buruna geldiğini düşünüyorum. Benden ve birbirinden bu kadar farklı, ama aynı zamanda en az benim kadar özel olan bu muazzam hayat formlarını türeten sağ kalma ve çoğalma dürtüsünün basitliği karşısında tarifi güç bir heyecan duyuyorum. Şu evrendeki yerimizin ne kadar geçici ve şahane olduğunu hissediyorum.

‘Keşke küresel ısınmanın kilo yaptığı ispatlansa...’
* Araştırmanız iklim değişikliğinin hayvan türlerinin mevsimsel zamanlamasına etkilerine, buna bağlı olarak da vücut ağırlıklarında, yaşam sürelerinde ve üreme alışkanlıklarındaki sonuçlarına bakıyor. Aynı veriler üzerinden, insan türü ne zaman iklim değişikliğinden etkilenir sizce?
İnsanlar da bütün diğer canlılar gibi, ya değişen çevre şartlarına uyum sağlar ya da bu şartları kendi amaçlarınca değiştirir. İklim değişikliğinin de insan fizyolojisini uzun vadede etkilemesi tabii ki olası. Ama bence bizim asıl düşünmemiz gereken, iç içe yaşadığımız ve bu kadar bağımlı olduğumuz doğal hayatın geçirmekte olduğu bu hızlı değişimden, kısa vadede demografik olarak ne kadar etkileneceğimiz. Dünya üzerindeki canlı ve cansız doğal kaynakları neredeyse sınırında tüketen bir nüfusa yaklaşıyoruz. Doğal dengedeki bu hızlı değişimlerden insan nüfusunun eninde sonunda ciddi bir şekilde etkilenmemesi mümkün değil.
* Hatta daha da sulandırayım, ‘İklim değişikliği yüzünden bu ara çok kilo aldım’ gibi bir gerekçe kullanılabilecek mi yakın gelecekte?
Keşke! Bütün aşırı kiloların küresel ısınmadan kaynaklandığı bir ispatlansa, uluslararası çevre politikalarının beceriksizliğine şu anda gösterilenden çok daha güçlü ve etkili bir tepki çıkar ortaya!


    ETİKETLER:

    Cunda