Bu millet dansözsüz yapamaz!

Bu millet dansözsüz yapamaz!
Bu millet dansözsüz yapamaz!

Feriha Tekgül(solda),Seher Şeniz

Evliya Çelebi'nin anılarından Kemal Tahir'in romanlarına, 'çift motorlu Pamela'dan Nesrin Topkapı'ya kısa dansöz tarihi...
Haber: GÖKHAN AKÇURA / Arşivi

Tarihimizin her döneminde şıkır şıkır oynayan dansözlerimiz vardır. Sulukule’nin yazılı olmayan tarihi bunun baş kanıtı. Evliya Çelebi’nin oyuncu kollarından söz ettiği bölümde adı geçen 300’er neferlik Pehlivan Parbul ve Baba Nazlı kolları Çingene rakkas ve rakkaselerden oluşur. Yakın dönemlere kadar (özgünlüğü giderek azalsa da) süren bu çengi kolları geleneğinin son temsilcilerinin Sulukule surlarında asılı kalan deyişleri bilmem kulağınıza kadar geliyor mu: “Bir Hoca Âlim var, ya kime / Allıya pulluya ya hey!”
İstanbul böyle de Anadolu farklı mıydı sanki? Kemal Tahir’in romanlaştırdığı Konya oturak âlemleri, Anadolu’nun gizli tarihini anlatır. Taşra kentlerinde yaşayıp gelişen bu tarih Cumhuriyet döneminde iyice su yüzüne çıkar. Türk filmleri dansözsüz çekilmez olur. 1950’li 60’lı yıllar dansözlerin filmlerde, pavyonlarda ve hatta renkli basında cirit attığı yıllardır. O dönemin dansözleri İnci, Hazine, Peri, Venüs, Cennet Kuşu gibi birbirinden müstesna dergilerin kapaklarını süsler. Ümit Bayazoğlu kardeşimiz Dansözler Ansiklopedisi’ni tamamlamak için çalışadursun, biz onun eski yazılarına başvurup bir liste oluşturalım: İkinci Dünya Savaşı’nda casusluk yapan Emine Adalet Pee, sahneye çıkmasın diye kocasının bacaklarından bıçakladığı Zennube, Tahiye Salem, Beyoğlu sokaklarında çıldırarak ölen Pandora, Anna Bella, İnci Altıntop, Fahrettin Aslan’ın ilk eşi İnci Birol, Semira Semir, Türkan Şamil, Hülya Babuş, sık sık hamile kalan Semiramis, Gönül Seval, Nilüfer Sezer, Tamara, Işık Nur, intihar ederek aramızdan ayrılan Özel Tanca, Salome, Saliha Tekneci, Afrodit, Melike Cemali, Tülay Zerengil, Halit Çapın’ın sevgilisi Sedef Türkay, Aysel Tanju, Nebile Teker, skandallar kraliçesi Ayşe Nana ve elbette Özcan Tekgül. Unutmadan ve istek üzerine ekleyelim; bir de ‘Çift Motorlu’ Pamela. Bu lakap Pamela’ya, meme uçları ve kalçasının iki kanadındaki püskülleri fıldır fıldır döndürdüğü için takılmıştır. 

Ekran dansözleri çıktı cihana
Dansözler tarihinde önemli bir sayfa da televizyon ekranında yazılır. O güne kadar bırakın dansözleri, arabesk müziği bile kolay kolay ekrana getirmeyen TRT, ne hikmetse tam da 12 Eylül ’ün hemen sonrasında insafa gelir. Terbiyeli ve ‘estetik’ dansözümüz Nesrin Topkapı, 1980’i 1981’e bağlayan gece, saat 00.05’te ekrana çıkıp beş dakika dans eder. Bunu takip eden yılbaşı Topkapı’nın dansı yedi dakikaya çıkar. Üçüncü yıl ise 10 dakikaya! Gitgide alışırız bu seyirliğe... Nesrin Topkapı da artık “ekran dansözü” olarak anılmaktadır. Dördüncü yıl, yani 1983’ü 84’e bağlayan yılbaşı gecesi, TRT’nin hovardalık yapacağı tutar. Önce sekiz dansözün yılbaşı programında yer alacağı açıklanır. Hazırlıklar sürerken bu dansözlerden ikisi “sakıncalı” bulunarak listeden çıkarılır. Kalan altı dansöz Nesrin Topkapı, Prenses Banu, Seher Şeniz, Tülay Karaca, Firuze Sultan ve Efruz olarak sıralanmaktadır. Lakin, Nesrin Topkapı “Bu yıl da, ya ben tek başıma çıkarım, ya da hiç çıkmam,” deyiverince ortalık karışır. Son karar genel müdür Macit Akman’a kalmıştır. 31 Aralık’ta programın gidişatı gazetelerde şöyle duyurulur: “Yılbaşı programında yeni yıl iyi dilek mesajını Zeki Müren okuyacak; Firuze Sultan, Efruz ve Prenses Banu oryantal danslarıyla programa katılacaktır.” Bir yıl sonra yani 1984’te ise iki dansöz kalmıştır yılbaşı ekranında: Prenses Banu ve Hülya Işıl. Bu dansözler gazetelere verdikleri beyanatta “Yılbaşı göbeğini birlikte atalım” diye buyururlar. 

Dansözler meydan savaşı
Geldik daha yakın tarihe. Artık televizyonda dansözler görmeye iyice alışmıştık. Ama önümüzde yeni sürprizler vardı. Özel televizyonlar ağır ağır yurdumun ufuklarında yükselmeye başlamıştı. (Sonra Star adını alacak) Magic Box’ın genel müdürü Tunca Toskay “günboyu denetimsiz eğlence” sloganıyla yola koyulduklarını açıklar. 1990 yılını 1991’e bağlayan gece, işte bu ilk özel televizyonumuz dansözleri şarkıların fonunda bile kullanarak, 20 dansözle TRT’ye büyük fark attı. Bu durum sonraki yıllarda iyice arttı. Çünkü özel televizyon kanalları da birbiri ardından devreye giriyorlardı. Dansözler bir stüdyodan diğerine zor yetişiyorlardı!
Şimdi kendimize yalan söylemeyelim. Dansözler savaşının gizli cümlesi erotizmin kabul edilip edilmemesi noktasında toplanıyordu. Göbek dansının yürek hoplatan figürleri ve sahne kostümlerinin izin verdiği çıplaklık kamusal alana taşınmıştı artık. Dansözler bir yana, yasal olmayan ve uydu üzerinden yapılan bu ilk dönem özel televizyon yayınları, “televizyonda erotizm” konulu bir tezin anafikrini oluşturacak kadar önemlidir. Yasalar uygulanamadığından erotizm o dönemde evlere serbestçe girebiliyordu. Geceyarısı Jimnastiği, Tutti Frutti, Playboy Late Night Show, Colpo Grosso, Gece Keyfi... Dansözler de artık yılbaşından yılbaşına ekrana gelmekten kurtulmuş, eğlence programları ve hatta talk-show’larda bile boy göstermeye başlamışlardı. Televizyon seyircisi uzun bir zorunlu rejimden çıkıp her tür tatlıyı yiyerek midesini bozan fanilere benziyordu...
Aradan yıllar geçti. Artık dansözler gündemimizin ilk maddelerinden birini oluşturmuyorlar. Ama yine de kimsenin onlardan vazgeçmeye niyeti yok. Artık olağan bir seyirlik olsa da “oryantal dans” herkesin keyifle izlediği bir gösteri. Televizyonda, sahnede, ve hatta konserlerde... Ne demiştik? “Bu millet dansözsüz yapamaz”!