'Bu Mr. Big'den ben bıktım, siz bıkmadınız'

'Bu Mr. Big'den ben bıktım, siz bıkmadınız'
'Bu Mr. Big'den ben bıktım, siz bıkmadınız'
Sex and The City'nin yıldızı Chris Noth, 'Mr. Big' olmaktan neredeyse bin pişman: "Neden bu kadar çok seviyorsunuz bu adamı?"

RADİKAL - ‘Sex And The City’ Mr. Big’i Chris Noth, altı yıl boyunca dizide oynadı. Noth, dizi bittikten sonra sinema filmi için  iki kez daha Mr. Big oldu. Hürriyet Pazar’da Aslı Barış, Chirs Noth ile söyleşi yaptı…

İstanbul’da bir derginin davetinde ‘yılın uluslarlarası ikonu’ ödülünü aldınız. Sizce ikonluk mertebesine nasıl eriştiniz?

-Bilmem... Üst-baştan olmadığı kesin. Modayı takip etmem, düzgün görünmek isterim ama alışverişe filan çıkamam. ‘Sex and The City’ sırasında bir sürü takım elbise vermişlerdi, hâlâ onları giyerek davet olunca günü kurtarıyoruz. Ben bir salon erkeği değilim, doğa adamıyım: Şöyle bol bir tişört, jean, bot yeter de artar…

Sizi Mr. Big gibi New York sokaklarında limuzinle, takım elbiseyle gezerken hayal etmiştim....

-Yıktığım için üzgünüm. Ama evet, bir kısmı doğru: The Good Wife seti için New York’ta oluyorum. Uzun yıllar da New York’ta yaşadım. Ama artık evimi Los Angeles’a taşındım. Hollywood yıldızı olduğum için değil. Zaten ‘ihtişamlı’ yerlerinden ev almadım, daha izole bir bölgede yaşıyorum. Çünkü kendim ve ailem için huzura ihtiyacım var. Çünkü oynadığım rollerden, özellikle de Mr. Big’den dolayı hayatım sürekli abluka altında.

Dizi biteli yıllar oldu, ilgi bitmedi mi?

-Neden olduğunu bilmiyorum ama hayır. Kadınların sürekli elinde telefon ‘selfie’ çekmek için üzerime atlıyor… Dünyanın neresine gidersem de durum aynı. Akıllı telefonlar yüzünden her Allah’ın günü de tanımadığım insanlarla fotoğraf çektirmek zorunda kalıyorum.  Kabullendim bu durumu, işimin gereği ama amaç ne yani?

Sanırım Mr. Big’le kareyi Instagram’a koymak...

-Instagram’a koyunca ne değişecek? Bu yüzden girmiyorum sosyal medyaya…  Özel hayat denen bir şey yok.  Düşünsenize, TMZ gibi magazin sitelerine bakın, ellerinde kamera, ünlüleri avlıyorlar. Eskiden utanç verici sayılan işler şimdi alkış topluyor.

Bazıları da çok para kazanıyor bu işten ama. Kim Kardashian örneğine bakacak olursak…

-Kusura bakma ama Kardashian türü bir şöhretim olacağına, kanser olmayı tercih ederim.

Tabii ki Kardashian’lar gibi kameralarla yaşamıyorsunuz. Ama ekranın unutulmaz bir karakterini canlandırdınız. Sevilmek güzel değil mi? Sadece o da değil, The Good Wife’daki rolünüzle de çok başarılısınız…

-Başarılıyım ama ne kadar farklı rollerde oynarsam oynanayım tüm yollar yine Mr. Big’e çıkıyor. Eminim ki senin de kafanda da konuyla ilgili 100 soru vardır…  Hatta ben senin yerine sorayım: “Sex and the City’nin üçüncü filmi olacak mı?” Hayır canım, olmayacak. İki film de yeterince insanların yeterince sinirine dokunmadı mı? Sen sevdin mi mesela?

Yani, pek sevmedim…

-Kimse sevmedi ki. İkincisi o kadar kötüydü ki olaydan tamamen soğuttu.

“Bir daha da oynamam Big’i” diyorsunuz yani...

-Bilmem. Asla asla dememek lazım hayatta.

İyi para verirlerse mi…

-Sırf o da değil. “300 kere oynamışım, haydi 301’i de yapayım” de diyebilirim. Çünkü günün sonunda, olan oldu. Ben insanlar bunu unutsunlar diye kendimi parçalasam, olağanüstü farklı roller üstlensem de, kimse unutmuyor.

ALIP BAŞIMI ENDONEZYA'YA MI GİDEYİM?

Neredeyse düşman olduğunuz fikrine kapılacağım. 

-Düşman değilim tabii ki. Ama insanların  saplantısı konusunda şaşkınım. Zaten dizinin başarısı karşısında şoke olmuştum. Neredeyse seçmelerine bile gitmeyecektim. Ama senaryoyu ilk okuduğumda “Hmm, seksle ilgili daha önce yapılmayan espriler yapılmış, enteresan” diye düşünmüştüm. ‘90’ların sonuna göre yenilikçi bir bakış açısıydı. Sonra iş bir aşk hikâyesine dönüştü. Günün sonunda bir kadın, bir erkek işte; niye kızlar hâlâ bu kadar takıntılı bu konuya, anlatır mısın?

Gücü, karizması yerinde ama elde edilmesi imkânsız bir erkeğin yola gelme öyküsü sonuçta? Bu hikâye hep ilgi çeker…

-Öyle diyorsan… İtiraf etmem gerekirse, televizyon beni olmak istediğim yerden uzaklaştırdı. Ben tiyatro sahnesine ait hissediyordum kendimi.  Kariyerime de öyle başladım. Televizyona da sadece hayatımı idame ettirecek kadar para kazanmak için başladım. Ama ‘Law and Order’, ‘Sex and The City’, ‘The Good Wife’ derken televizyonda çakıldık kaldık. “Hayatımı idame ettirsin” derken, bir de bakıyorsun hayatına el koymuş… Sana bir hayat kalmamış.

Elde edilmesi zor bir  başarı kazandınız hayatta ama…

-Günün sonunda başarı nedir ki? Kimin hayatında fark yarattık da başarı kazandık? Tamam iyi bir babayım, çevreme iyi davranmaya çalışıyorum, bir vakıf kurdum çevre yararına filan… Bunlar karakterimle ilgili. Mr. Big olarak, oyuncu olarak kime hayrım oldu? Ne fark yarattım hayatta? 

Nasıl bir fark yaratmak istiyordunuz ki? Çocukluk hayaliniz neydi mesela?

-Farklı dönemlerde farklı düşlerim oldu. Beysbol oyuncusu, playboy, şair, rock yıldızı… Oyunculuk listenin sonundaydı. Ama böyle oldu.  Bunu bastırmak, ruhumu beslemek için bol bol kitap okuyorum. Kendimi klasikleri okumaya adadım şimdilerde… Ne o, niye öyle bakıyorsun, çok mu negatif konuştum?

Yani, ne desem…

-Bari yazıyı iyi düzenle de huysuz bir ihtiyar gibi görünmeyeyim. Yani tamamen de öyle sayılmam. Sporu severim, kayak yaparım, yürüyüş yaparım, tiyatroyu severim, ailemle zaman geçirmeyi severim. Seyahat etmeyi severim. Yani severdim. Sadece Sex and The City ile ilgili hep aynı soruları cevaplamaktan bıktım. Bir de dünyanın neresine gitsem değişmiyor. Bilmiyorum ki ne yapsam. 1987’de Jakarta’da bir film çekmiştim, bir yıl da kalmıştım orada. Herkes çok huzurluydu orada. Alıp başımı oraya mı gideyim?