Bu mücadele 'Pitt'mez

Bu mücadele 'Pitt'mez
Bu mücadele 'Pitt'mez
'Dünya Savaşı Z', zombilere karşı mücadele eden insanlığı anlatıyor. Marc Forster imzalı çalışma kalabalık çekilmiş aksiyon sahnelerine bolca göz kırpsa da çözümü bilimde arayan tavrıyla da dikkat çekici. Başrolü üstlenen Brad Pitt, aynı zamanda filmin yapımcısı.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Her pazartesi (ki ‘Gezi Parkı Direnişi’ heyecanı içinde üç haftadır uzak kaldık) halı sahada top koşturan ve çoğu sinema yazarlarından oluşan futbol takımımız dahilindeki iki değerli eleman Talip Ertürk ve Murat Emir Eren arkadaşlarımızın imza attığı ve halihazırda, Türkiye ’deki tek şube niteliğindeki film olan ‘Ada: Zombilerin Düğünü’ dolayısıyla yazdığım eleştiride şu ifadeleri kullanmışım: “Zombilerin beyazperdeye gölgesini düşürme tarihi, bilindiği üzere artık uzak geçmişe ait bir veridir. Batı sineması bu türle ve yaratıklarla hesaplaşmasını çoktan kapamış ve iş, dalga geçme aşamasına gelmiştir. İngiliz yönetmen Edgar Wright imzalı ‘Shaun of the Dead’le başlayan çizgide son olarak birkaç hafta önce Ruben Fleischer’ın ‘Zombieland’ini izlemiştik.”
‘Ada’, işin dalga geçme aşamasındaki bir çabaydı. Bugünden itibaren izleyeceğimiz ‘ Dünya Savaşı Z’ (World War Z), en unutulmaz haliyle George A. Romero tarafından sinema perdesine gölgesini düşüren ‘zombiler’in yeni bir adımı olsa da derdi türle kafa geçmekten ziyade toparlamak ve meseleyi kendince mantık çizgilerine çekmek gibi görünüyor. Hoş, ısırıldıktan hemen sonra et yiyen bir yaratığa dönmek ve karşı tarafa geçip eskiden ait olduğu türe (yani insanlara) saldırmanın nesi mantıklı diyebilirsiniz elbet (ki mesela ‘Mazlumken zalime dönüşme’nin bile bir süresi var ve bu topraklarda bunun yaklaşık 10 yıllık bir zaman dilimine denk geldiğini günümüz Türkiye siyasetinde görüyoruz). 

Bu hafta vizyonda 7 film var


Mel Brooks’un oğlu yazmış
Marc Forster’ı sinema dünyası ‘Monster’s Ball’la tanımıştı. Almanya doğumlu ve İsviçre-Davos büyümlü yönetmen daha sonra ‘’Finding Neverland’ ve ‘Stranger Than Fiction’ gibi gayet önemli yapımlara da imza atmıştı. ‘The Kite Runner’ gibi iyi başlayıp sonradan yolunu şaşıran çabaları da olan 1969 doğumlu sanatçının hanesinde bir Bond filmi, ‘Quantum of Solace’ da bulunuyor. Forster, ‘Dünya Savaşı Z’de, Max Brooks’un (ki bir zamanlar özellikle Yahudi mizahının Woody Allen’la birlikte en önemli temsilcisi olan Mel Brooks’la ‘rahmetli’ Anne Bancroft’un oğullarıdır kendisi) ‘An Oral History of the Zombie War’ adlı romanından yaptığı bu uyarlamada türe kendince bir saygı duruşunda bulunurken mantık açısından da yeni bir dokunuşa soyunuyor.
Önce kısaca öykü diyelim: Eski bir Birleşmiş Milletler görevlisi olan Gerry Lane, karısı Karen ve iki kızıyla birlikte trafiğin içinde zar zor ilerlerken üstlerinden sürekli geçen helikopterler ve ortamın daha da kaotikleşen yapısı içinde, olağanüstü bir şeyle karşılaştıklarını önce fark ediyorlar, sonra da insanlara saldırıp ısıran birtakım mahlukatları gözleriyle görüyorlar. Kaçıyorlar tabii ki. Kaçış esnasında Gerry eski şefi Thierry’den bir telefon alıyor. Çok geçmeden kimi zorlukların ardından bir apartman dairesinin tepesinden Thierry‘nin yolladığı helikopterle bir türlü ‘Kurtuluş adası’ niteliğindeki bir uçak gemisine gidiyorlar. Burada mesele biraz daha aydınlanıyor: Nedeni bilenmeyen bir salgın tüm dünyayı sarmış, sayıları gittikçe artan zombiler ısırdıkları insan topluluklarını yavaş yavaş kendi saflarına geçirmeye başlamıştır. Gerry’den, bu işin uzmanı olan genç bir akademisyene mihmandarlık etmesi isteniyor. “Önceliğim ailem” diyerek reddetmesine “Eğer kabul etmezsen seni ve aileni bu gemiden uzaklaştırırız” tehdidi alınca, ister istemez göreve koyuluyor. Güney Kore, İsrail derken nihayetinde Galler-Cardiff’te meseleye ilişkin çözüm için hamle yapma fırsatını buluyor…
Forster, bildik ‘felaket filmleri’ görüntüsüyle açtığı ‘Dünya Savaşı Z’de uzun süre sırtını aksiyona ve kalabalık sahnelere dayıyor. Girişte arabalarını bırakıp oraya buraya kaçışan insanlar izliyoruz. Burada mahşeri anlar yakalıyor Forster. Sonrasında özellikle İsrail’de geçen bölüm görsel açıdan çizgi üstü. Bu aşamada da Kudüs’te inşa edilen özel bir yapı formuyla karşılaşıyoruz. İsrailli yetkililer çok yüksek bir duvar yapıp arkasında sanki ‘Kendi coğrafyalarının bileşenleriyle ideal bir toplum oluşturmuşlar’ gibi. Duvarın çevrelediği alanda Yahudilerle birlikte Müslümanlar da var ve ortada ‘Zombiler’in yarattığı tehlike dışında bir sorun görünmüyor. Ve fakat ‘düşman’ bu duvarı aşmasını da biliyor. Filmin görsel açıdan en güzel sahnelerini barındıran bu bölümdeki kadrajlar, bir İngiliz eleştirmenin de vurguladığı gibi hafiften Hieronymus Bosch’un tablolarını çağrıştırıyor (Bu arada Türkçe altyazılarda İsrail yerine ‘ Ortadoğu ’ yazılmasını pek anlayamadım, daha doğrusu ‘Tepki gelmesin’ diye yazıldığını anladım ama dürüst bir tavır değil). Ardından yine filmin adrenalin dozajı yüksek kısımları sürüyor. Burada da son derece iyi çekilmiş uçak kazası bölümü var. Nihayetinde öykü Dünya Sağlık Teşkilatı’na ait önemli bir laboratuvarın bulunduğu Cardiff’e taşınırken Gerry artık savaşını sakin görünümle iç mekânlarda veriyor… 

‘28 Gün Sonra’nın tahtını sallayamıyor
‘Dünya Savaşı Z’, aksiyonla mantığı birleştirme gayretinde bir film. Mantık meselesine ilişkin kastım, öykünün ‘Zombileşme’ye neden olan virüsü tıbben yok etme çabasına soyunması; malum türün diğer filmlerinde çözüm bilimden çok kolluk kuvvetleriyle ve ana karakterlerin çabalarıyla gerçekleşir. Öte yandan toplamda filmin kimi güzelliklerine karşın benim için mesela Danny Boyle imzalı ‘28 Gün Sonra’ kadar etkileyici bir çalışma olmadığını söyleyebilirim. Keza bu filmin devamı niteliğindeki Juan Carlos Fresnadillo imzalı ’28 Hafta Sonra’ da gayet iyiydi (Keza İspanyol yapımı [REC] de benim için türün kıymetli çabalarındandır). TV dizisi ‘The Walking Dead’in yakaladığı rüzgârın üzerine de binmiş gibi görünen ‘Dünya Savaşı Z’yi, belki genel çizgileri itibariyle Soderbergh’in ‘Salgın’ıyla uzak akraba ilan edebiliriz.
Filmin ilginç bir yanı da kuşkusuz başrolünde Brat Pitt’i izlememiz. Malum bu tür yapımlarda genellikle ‘A Sınıfı’ isimlere pek rastlamayız. ‘Dünya Savaşı Z’de, ‘Rahmetli’ Kurt Cobain’in belki de en çok hatırlattığı haliyle karşımıza gelen Pitt, aynı zamanda filmin yapımcılığını da üstlenmiş. 

‘Bizim çocuklar’ da var!
Pitt’in dışında karısı Karin rolündeki Mireille Enos ve kendisine yardımcı olan İsrailli kadın asker Segen’i canlandıran Daniella Kertesz’in ön plana çıktığı filmin bu yakadan bakıldığında bence son derece ilginç bir ayrıntısı var: Gerry ve Segen’in, Cardiff’te gittikleri laboratuvarda bulunan bilim insanları grubunda bir İtalyan, bir de Alman temsilci var. İtalyanı Pierfrancesco Favino, Almanı da Moritz Bleibtreu canlandırıyor. Bu ikiliyi ortak noktalarda buluşturan şeyse son ‘Gezi Parkı Direnişi’ sırasında iki önemli ses olarak dikkatleri çeken Ferzan Özpetek ve Fatih Akın’ın oyuncuları olmaları. Favino, Özpetek’in ‘Bir Ömür Yetmez’inde, Bleibtreu da Akın’ın ‘Temmuzda’, ‘Solino’ ve ‘Soul Kitchen’ında oynamıştı.
Nihayetinde ‘Dünya Savaşı Z’, seyredilmeye değer bir aksiyon. Klişe deyimiyle ‘Öncelikle türünün hayranlarına’…
Not: Öyküdeki zombiler sese geliyor. Bir kalem işçisi yazısının başlığını açıklıyorsa o başlıkla (Bu sayfadaki başlığı kast ediyorum) problem vardır ama asıl derdimin genç ve yetenekli yönetmenlerimizden Hüseyin Karabey’in yeni filmi ‘Sesime Gel’e göndermede bulunmak olduğunu belirtmek isterim.Dolayısıyla bu açıklamamı da mazur görün derim!.. 

DÜNYA SAVAŞI Z

Orijinal adı: World War Z
Yönetmen: Marc Foster
Oyuncular: Brad Pitt, Mireille Enos, James Badge Dale ve Matthew Fox
Yapım: 2013, ABD
Süre: 116 dk.