Bu ne sevgi ah...

İki insan birbirini bu derece şahane tamamlayabilir mi? Böylesi bir 'ruh ikizi' durumları, sahi olabilir mi?
Haber: NUR ÇİNTAY A. / Arşivi

İki insan birbirini bu derece şahane tamamlayabilir mi? Böylesi bir 'ruh ikizi' durumları, sahi olabilir mi? O kadar mükemmeller, o kadar müstesnalar ki, bizim gibi ölümlülerin içine ağırlık veriyor, acilen baloncuklu bir meşrubat tüketme ihtiyacı doğuruyorlar.
Kızmayın ama... Sıkıcı geliyorlar.
Kıskançlıktan mı bu agresyonumuz? İmreniyor muyuz? Hayır. Zira patırtısıyla, didişmesiyle, gel-gitiyle, git-geliyle bir sürü aşk, onlarınkinden daha 'normal', daha sahici, daha çekici duruyor.
Tamam, med-cezir sıklığıyla sıkan ilişkiler de var. Mesela bu konudan bahsettiğimizde, 'Hülya & Kaya' diyen bir arkadaşımız oldu. Ama Avşar ve Çilingiroğlu'nun ilişkileri, araya 'sıkışan' ekstra kadınlar yüzünden çok darbe alsa da, 'Yetti gari' dedirtse de, gündemi işgal etme biçimiyle bizi bunaltsa da... 'Ayrı odalarda uyuyoruz, ayrı odalarda yemek yiyoruz, ayrı ayrı tatile çıkıyoruz. Evlilik birlikteliğini bozmamak için elimizden geleni yapıyoruz' şeklinde, duvar yazısı tadında idare eden Çilingiroğlu çiftinin (öyle nasıl da mükemmel oldukları yolunda bir iddiaları olmadığı için belki), pek sıkıcı bir karı - koca olmadığını düşünüyoruz.
Yine medyanın ziyadesiyle mıncıkladığı Mehmet Ali Erbil-Nefise Karatay aşkı, ısıtıp getirmekten kurumuş, kavrulmuş haliyle gına getirmişti. Ama sıkıcı bir çift diyemezdik onlara da. Halbuki Memedalibey, taze zevcesi ile pekâlâ hak ediyor bu sıfatı (Sıkı dedikodulara göre, zaten son zamanlarda sıkıntıdan patlıyorlarmış).
Bu 'gibi yapma'lar... Etrafa karşı oynanan 'düzeyli ilişkiler'... Belki hakikaten o 'ruh ikizi'ni arayıp bulmalar... Böyle birbirine yapışıp kalmalar... 'O'nun karısı, kocası, anası, babası, bacısı' olmalar... Kimse alınmasın; herkesin aşkı kendine biricik. Ama aşağıdaki ilişkileri, mersi, biz almayalım.
RAHŞAN - BÜLENT ECEVİT
Ki buradaki 'biz', yazının başındaki
'imza'nın şizofren hali değil, bütün bir 'Cumartesi' ekinin kolektif bilincidir.
'Zamanı onda yitirdim ben'
'Yaşını sordum bir giz gibi güldü' diyor şair, 'Koluma girdi bir soylu kadınca / Zamanı onda yitirdim ben / Yitik zamanlara onda eriştim' Bülent Ecevit'in böyle bir şiiri var, 'Pülümür'ün Yaşsız Kadını' adında; hayatında Rahşan hanımdan başka bir kadına şiir yazdığını tahayyül etmek çok zor olsa da...
Değil şiir yazmak gibi bir zahmetli iş, şöyle göz ucuyla baktığını bile hayal etmek zor. Nitekim "Aramızda kıskançlık mevzuu olmamıştır" der Rahşan Ecevit, Hayat dergisinin 51. sayısında, Rikkat Köknar'ın kendisiyle yaptığı bir röportajda. "Kocamın hiçbir kadına baktığını görmedim. Yani hayranlıkla... Yoksa gözlerini kapatacak değil a..."
1969'da, ilişkilerinin 23. yılında (şimdi 57'nin içindeler) yapılan bu söyleşide, evliliğe ilişkin tüyolar da verir. "Evlenmek bir şans meselesidir" der, "Çünkü insanların bilinmedik tarafları sonradan meydana çıkar. Fakat genç evlenmelerde, hayat iki kişiyi aynı yolda bir arada yoğuruyor. Yavaş yavaş birbirine benziyorlar. Fizikman bile."
Evlendiklerinden beri çok özenmelerine rağmen hiçbir yıldönümünü kutlayamadıklarını da söyler Rahşan Ecevit. 'Abes' bir soru sorar sonra gazeteci: Kısa bir tatilinizi birden seyahatle değerlendirmek aklınıza gelir mi? Fanteziden hoşlanır mısınız?
Arada bazen mantık dışına çıkarak küçük bir delilik yapmak ister misiniz?
Tabii ki beklediğiniz cevabı verir Ecevit; 'Fantezinin hayatımızda yeri yoktur.'
Ne o, sıkıcı mı dediniz?
Bülent Ecevit ile Rahşan Aral lisede tanışırlar. Okulu bitirmelerine üç ay kala, Amerikan Kız Koleji ile Robert Kolej'in ortaklaşa oynayacakları bir piyes vesilesiyle... Sonra mezun olurlar. Aylarca görüşmezler. Fakat akılları birbirlerinde kalmıştır.
Neticede 1944 yılında Bülent bey, Rahşan hanımı bir öğle yemeğine davet eder. Kuru fasulye-pilavın sonunda da 'Hayatta en çok sevdiğim şey sensin. Benimle evlenir misin?' diye sorar.
Rahşan hanımın babasının muhalefet etme ihtimaline karşılık biraz beklerler.
Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde işe giren Bülent bey, sonunda ailesini gönderip aşkını babasından istetir. 'Kızımı neyle geçindireceksin?' diye sorar Namık Zeki Aral. Cevap pek tatminkâr olmasa da, gençlerin aşkına rıza gösterilir. Nikâh tarihi 22 Ağustos 1946'dır.
Geçen yıllar içinde Rahşan hanım, Bülent Ecevit'in sadece aşkı ve eşi değil, sağ kolu ve parti teşkilatının mimarı da olur. Annesi olur. Her şeyi olur. Hayatı olur. Ve hayatını ona adar.
'Adanmışlık, daha çok annelere has bir kavramdır. Rahşan hanımın eşini çocuğu gibi kabul etmesi de bu adanmışlığı yaratıyor sanırım' diyor Nuriye Akman, Rahşan kitabının yazarı Mehmet Çetingüleç ile yaptığı söyleşide.
Çetingüleç de, Rahşan hanımın kitabın sunuşundaki sözlerinden alıntı yapıyor; 'Bizi anlamıyorlar. Bülent benim oğlum, eşim ve babam. Ben de onun kızı, eşi ve annesiyim. Bunu kavrayamayanlar sevgimizi anlayamazlar.'
Son dönemde Ecevit'in canlanmasının sebebini sorduklarında da bir anne şefkatiyle konuştu; 'Bülent çok sağlıklı, çünkü ona iyi bakıyorum.'
Allah gecinden versin ama biri gittiğinde diğerinin bu tarafta kalma süresi nedir sizce?



SİBEL TURNAGÖL-KEREM ALIŞIK
'Arada çocuk var' özel kategorisi
Birlikte bir meyhane muhabbeti yapsalar,
"Evli bir adamın mutluluğu evli olmadığı kişilerle ilişkisine bağlıdır' diye anlatırdı belki ona Oscar Wilde. Ama pardon, Kerem Alışık rakı içmiyor. Ve her şey için artık çok geç. Belki de değil. Çünkü Sibel Turnagöl ile Kerem Alışık'ın ezeli-ebedi aşkları, evliliği yürütememiş ama dost kalmayı becermiş, tabii zaten ne yapsınlar arada çocuk var modeli ilişkileri, her dem taze. Bazılarına gayet medeni ve imrenilesi geliyor, bazıları Turnagöl'ün her röportaj verme vakti geldiğinde 'Kerem'li bir cümle kurmasına takılıyor.
Birkaç hafta önce, 12 Ocak tarihli Hürriyet 'Cumartesi'de 'En itici çift onlar mı?' diye soruyordu Ayşe Arman. 'Kendi kuşkularımla yetinmedim. Her önüme gelene sordum. Pek çok insan Sibel Turnagöl ile Kerem Alışık'ın bu 'ne senle ne de sensiz' halinden gıcık alıyor.'
Fakat öyle akıllı şeyler söylemişti ki çiftin her iki teki de...
"Kerem artık bana Sadri'nin abisi gibi geliyor. Biz mesela evli bir çift olarak çocuğumuzla hiç tatile çıkamamıştık ama boşanmış bir çift olarak bunu yapabiliyoruz. Yarım evlilik diyelim," diyen bir kadın...
"Bana emek, yürek vermiştir. Darda olsa, başı belada olsa ilk ben koşarım. Beni oğlu gibi sevmesi her şeyi anlatan bir cümle aslında. Bu nokta, kolay gelinen bir nokta değil. Aşk, meşk, el tutma, öpüşme, gönül bağı değil mesele. Bu çok farklı bir yer," diyen bir adam... Ne denir?


SEDEF-MEHMET ALİ ERBİL
Erkek eli değince...
Yakın tarihimizin en gündem yaratan evliliği. Evlenilecek kız, ellenilecek kız tartışmalarını alevlendiren hadise. Elinden kadın eli eksik olmamış bir kart kurdun, eline erkek eli değmemiş bir saf bakire talep etme hakkının olup olmayacağı yönünde tartışmalar koparan izdivaç.
Erkek 44, kız 21 yaşındaydı. 'Baskın anne, genç kadına yöneltir' dedi psikiyatr İskender Savaşır. 'Eğer anne gerçekçi bir resim edinememişse, kişi o zaman yaşça kendisinden daha zayıf, daha tecrübesiz olan insanlara yönelebilir. Bu, korkutucu anne figüründen uzaklaşmak için başvurulan bir yol olabilir.'
Mehmet Ali Erbil'in çocukluğundaki anne travmasını biliyoruz. Küçük bir 'melek'le evlenerek bu sarsıntıyı iyice derinlere gömmek istedi belki. Ama 'henüz' üçüncü ay itibarıyla pek tabii ki hesap sorma fazına geçmeyen bir sadece 'akıllı' kıza, 'melek' diyen (nasıl bir 13 yaş bakış açısıysa?) Erbil, evliliğin üçüncü ayı itibarıyla tiz çığlıklar, şiddetli nevrozlar ve çoooook sıkıcı kıskançlık tripleriyle karşılaştı.
Evliliğin ilk günlerinde "Bundan sonra ipleri Sedef'in eline verdim. Çünkü artık sahiplenilmek istiyorum. Ve Sedef de bunu başaracak olgunlukta. Çok güçlü bir kız," diyen Erbil, geçen hafta hastanede, kızı Selin'in, eşi Sedef'ten çok daha büyük olgunluk gösterdiğini ifade etti.
Daha ne kadar su kaldırır bilinmez ama fazla değil sanki. Bütün o canım cicimlere karşılık sıkıcı görünüyorlar. Sanki kendileri de sıkılıyorlar.


ZUHAL OLCAY-HALUK BİLGİNER
'Evlenmek müthiş sıkıcı geliyor'
Nasıl da birbirleri için yaratılmış gibiler. Aşk, hayranlık, sevgi, saygı, sonsuz uyum, sınırsız halden anlama, hepsi.
1989'da Duygu Asena'ya derdini dökmüş Zuhal Olcay: "Haluk Bilginer'le iki yıldır birlikte yaşıyoruz. İlişkimizi bir raya oturtamadık, sürekli gerilim içindeyim."
Biraz da büyük konuşmuş. "Evliliği beceremediğime artık kesin karar verdim. Herkesin doğru bildiği ilişkiler bana göre değil. Evlenmek, çocuğunla mutlu olmak bana müthiş sıkıcı geliyor."
1990'da ise 'Sıradan bir ilişki,' demiş bu sefer. "Birlikte olabilmek için ne büyük acılar çektik, ne de olaylar yaratıldı. İlişkimizde hiçbir olağanüstülük yok."
Derken bir gün evlendiler!
Çok eskiden, konservatuvar yıllarından tanışıyorlar. Ama daha o zamanlar aşk yok aralarında. Bilginer'in yurtdışı macerası, Olcay'ın evliliği giriyor araya. Ve aşk, Gecenin Öteki Yüzü ile başlıyor.
'97 baharında Kürşat Başar'a anlatıyor Yeni Yüzyıl'da:
"Eğer biri bana söylese yemin ediyorum inanmazdım ama ona hâlâ âşığım. Bir yere gittiğinde kendimi eksilmiş hissediyorum."
İlk başlarda daha çalkantılı bir ilişki olduğu söyleniyor; bol kavgalı. Sonra oturuyor. Evle iş neredeyse paralel yürüyor. Televizyon için Medeni Haller, tiyatroda ilk ikili oyun Ayrılış...
"Tılsımı yakaladık galiba" diyorlar. Ve ondan sonra o sıkıcı süreç başlıyor. Of, bu ne boğucu bir uyum!
"Kolay, renkli, güzel, doyurucu," diyor Haluk Bilginer, geçen sene 10 Haziran'da Hızır Tüzel'e. "Aynı özlem ve sıkıntıları paylaşıyoruz. Sevinçlerimiz, özlemlerimiz aynı. Zuhal, bir oyuna çalışırken neler yaşadığımı iyi biliyor. 'Niye konuşmuyorsun, derdin ne' demiyor."
Onun da bana anlatması gerekmiyor.
Eyvah! Bu durumda hiç konuşmak gerekmiyor!