Bu sefer 'araf'ta bir kadın

Bu sefer 'araf'ta bir kadın
Bu sefer 'araf'ta bir kadın
Kocasıyla tutuştuğu kavganın ardından kendisini aklındaki sorularla birlikte 'araf'ta bulan bir kadının öyküsü: 'İntihar mı Cinayet mi?' Sahnede tek kişilik oyunlarda izlemeye alıştığımız Merve Engin var. Engin, anlatıyor...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

10 yaşında henüz ilkokul öğrencisiyken başlıyor hikâyesinin can alıcı kısmı Merve Engin’in. Öğretmeni ödev veriyor; Dünya Tiyatrolar Günü için bir tiyatrocuyla röportaj yapacak. Bursa’da ‘Orhan Veli’ oynarken izlediği Celal Kadri Kınoğlu’nu koyuyor kafasına; sonrasını ise “Hayatın gerçekliğine dair bütün cümleleri ondan duydum galiba” diye anlatıyor.
Engin’in ‘büyüyene kadar’ geçen zamanının bir diğer kahramanı ise Bursa Devlet Tiyatrosu ve orada usta–çırak ilişkisine dönüşen, ilk eğitimleri almaya başladığı süreç... Üniversite zamanı geldiğinde hangi okul sorusuna cevap ise Hacettepe. Bir tek oraya sınava giriyor ve kazanıyor. Engin, Ankara ’ya taşındıktan bir süre sonra kendini İtalyan tiyatro ustası Antonio Fava ile o ülke senin bu ülke benim, oyun oynarken bulacağından habersiz tabii o zamanlar... Birkaç sene, Türkiye ’ye dönene kadar, Commedia dell’Arte (İtalyan halk tiyatrosu) eğitimleri veriyor, Fava’nın oyunlarına yardımcı yönetmenlik yapıyor... ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’, ‘Sinekler Sevişirken’, ‘Kaplumbağalar Şişmanlamaz Çünkü Kabukları Vardır’, ‘Eksik’, ‘Yaka Beyaz’ ve ‘Nerde Kalmıştık?’ın ardından Engin, Pangar Tiyatro çatısı aslında yeni oyunu ‘İntihar mı Cinayet mi?’ ile spotlar altında… Evrim Yağbasan’ın ‘Kötü Hatıra Fotoğrafçısı 24 Saat Açık’ kitabındaki aynı adlı öyküsünden oyunlaştırılan ‘İntihar mı Cinayet mi?’yi bahane edip Merve Engin’i yakından tanımaya çalıştık. Engin, oyunda iki çocuk annesi 42 yaşındaki Aysel’i oynuyor. Aysel, kocasıyla kavgaya tutuştuğu bir akşamın ardından kendini birden ‘araf’ta buluyor ve ‘aile olma’ kavramndan tokat yiye yiye nasıl öldüğünü çözmeye çalışıyor...
Oyun, arafta bir kadının Allah ile dertleşmesi üzerine… Evet ve o sırada hayatındaki önemli noktalar bir bir ortaya çıkıyor. Hani hep diyoruz ya ‘ölmeden önce gözümüzün önünden geçen şerit’ diye; sanki öyleymiş gibi.
Belki de öldükten sonra geçiyordur. İşte biz de ona inandık. Bunu da ironi kalıpları içinde; belli bir yerden kadınlığımıza / erkekliğimize sorarak içinde bulunduğumuz durumda ne yapmışız, neyi düşünmüşüz diye bir bakıyoruz. Aslında ne kadar kuvvetli bir kadın oyundaki; kocasından ayrılmak daha az kuvvet isterken, kendini aldatan kocasıyla başka bir hayat kurma çabası içine giriyor. Yaşarken korkularımız üzerinden, kendimize batıyoruz hep...
Bu oyundaki derdiniz nedir? Kadın; çocukları, eşi ve o kurulan çatının varlığına bürünüyor ve onu ayakta tutmak için kendini yok sayıyor. Korkunç değil mi bu?
Ve yine sahnede tek başınasınız. Neden böyle oluyor?
İlk başta “Hadi oyun yapalım” dediğim herkesten hep aynı cevabı aldım: “Nasıl yapacağız, paramız yok, hangi oyunu oynayacağız...” Düşündüm; İtalya’dan gelmişim, altın bileziğim var, tek başıma oyun yapabilirim. Böyle cahil cesaretiyle başladım. İkinci yıl yine arkadaş bulamayınca tek kişilik bir oyun daha çıkarmış oldum. Yoksa BuluTiyatro’yla ‘Nerede Kalmıştık?’ta oynuyorum; ‘Yaka Beyaz’da oynadım, ‘Eksik’te de…
Oyunlarınızın ortak paydası?
İnsanın kendi gücü, güçsüzlüğü üzerinden kendine dönüp bakmaması üzerinden oyunlar yapmaya çalışıyorum. ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’nde mesela bir süre sonra kendi gücümüz ve bireyselliğimizin farkına varmamaya başladığımızı görüyoruz. Sanki hayatta bazı şeylere muhtaçmışız gibi yaşamaya başlıyoruz. Halbuki hayatta hiç öyle mecburiyetlerimiz yok.
Buna yüzde yüz inanıyor musunuz?
Çok! Ama öyle bir şeyin içindeyiz ki ben buna tek başıma inandığımda bir şey ifade etmiyor. Çünkü sen inanmadığın için beni bir şeye zorluyor oluyorsun. Bütün kavgalar, kötücül durumlar, hırslar zaten oraya dayalı; senin bana mecbur olman ya da senin bana mecbur olmanı istemem…
Bir derdiniz var ve o derdi tiyatroyla anlatmayı seçmişsiniz. Neden?
Eğer sadece önemli bir iş yapmak isteseydim, beyin ya da kalp cerrahı olur, hayat kurtarırdım. Ama ben bunu yaptıktan sonra bir de beğenilmek istiyorum. Kendini gösterebildiğin, birebir varlığını izletebildiğin ve en kısa yoldan cevap alabildiğin yer tiyatro. Cümleleri en doğrudan, en anarşist yoldan söyleyebileceğin yer sahne...
‘İntihar mı Cinayet mi?’ 10 Nisan’da Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde. Ayrntılı bilgi için: merveengin.com 

İYİ OLMAK ARTIK BİR MOTTO...

 Facebook sayfanızda “İşim gücüm budur benim, gökyüzünü boyamak, siz uykudayken…” yazıyor. Orhan Veli’nin ‘Dalgacı Mahmut’ şiirinden. Neden bu dizeler?
Biraz oyunculuk gibi geliyor çünkü. ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’ çok anarşist, zaman zaman çok tepki alıyorum, gündelik olaylara çok laf sokuyorum o oyunda. Adı 1977’de Başbakan Erdoğan’ın ‘Mas Kom Yah’ oyunu yüzünden değişti; ‘Kıy, Ot, Böy’ oldu. Peki değiştirdim de ne oldu? Hiç! “Evet ya, aykırı bir harekette bulundum!” filan. Bir yerinden seviyorum o dizeyi, bana hep onu hatırlatıyor. Niyeti ve isteği o, gökyüzünü boyamak ve bütün gece hiç uyumamak. Tam olarak bunu yapmaya çalışıyorum, uykusuz zamanlarım, insana dair iyi olanı anlatma, iyi olma çabam hepsi bunun için.
Masal kahramanı mı olmak istiyorsunuz?
Gerçekliğimizin yittiği yerde, iyi olmak artık bir motto. İnsan buna çok üzülüyor. İyi olmak istediğinde ancak bir romana kahraman olabiliyorsun. Halbuki ben bunun gerçek, insanın da iyi olmasını istiyorum. Evet, bir masal kahramanı olmak gibi görünüyor ama ben özlük haklarımın iade edilmesini istiyorum sadece. Bu kadar küçük bir yerdeyim, kendi kapımın önünü temizlemeye çalışıyorum ki temizlensin her yer.