Bu sergi için izin isteyemezdik

Bu sergi için izin isteyemezdik
Bu sergi için izin isteyemezdik
Bienal hakkında tartışmalı soruları, direktörü Bige Örer'e yönelttik. 'Gezi Parkı'yla ilgili sipariş vermediklerini, bazı işlerden vazgeçmek zorunda kaldıklarını, sponsor kuruluşun da sergiyi herkes gibi açıldığında göreceğini anlattı.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Bienal kamusal alana çıkmadı mı, çıkamadı mı? Sergiyi kamusal alana da yaymak için nereleri kullanmayı planlamıştınız, süreç nasıl gelişti? Sonuçta Gezi olaylarının bu sürece etkisi nasıl oldu?
Ocak ayında İstanbul ’daki kentsel kamusal alanlara odaklanmayı ve yoğun tartışmalara konu olan Taksim Meydanı, Gezi Parkı, Tarlabaşı Bulvarı, Karaköy, Sulukule gibi kentsel mekânları da kullanmayı hedeflediğimizi açıklamıştık. Adliyeler, okullar, askeri yapılar, postaneler, tren istasyonları gibi ulaşım merkezleri, depo veya tersane gibi endüstriyel yapılar gibi pek çok farklı alternatif mekân üzerinde düşünmüştük. Bu mekânlarla ilgili izin süreçleri hemen o zaman başlatıldı. Bazı kamusal mekânlar için izinler alınırken (Sirkeci’deki eski İstanbul Postanesi, Haliç Tersanesi ve Haydarpaşa Garı), Gezi olaylarına kadar diğer kamusal mekanlarda gerçekleştirmeyi planladığımız projeler için izin başvurularımıza olumlu ya da olumsuz bir cevap alamamıştık. Gezi direnişi tabii ki bizi de fiziksel, düşünsel ve duygusal olarak çok etkiledi. Bienalin kavramsal çerçevesinin günümüz için ne kadar isabetli ve gerekli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Böylesi bir dönüm noktasında birdenbire projelerin artık çok daha farklı, yepyeni bir bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıktı. Kamusal alanlarda gerçekleştirilebilecek izinli ve izinsiz sanat kavramını sorguladık. Küratörümüz Fulya Erdemci, bu mekânlarda sergi yapmak için izin alma çabasını ‘bir çelişki olarak’ gördü ve serginin tamamını iç mekânlara taşıdık.
Kamusal alanda yapılması planlanan bazı projeleri iç mekânlara adapte edebildik, bazı sanatçılar iç mekânlar için tamamen yeni projeler gerçekleştirdiler, bazı projelerin ise eskizlerini ve maketlerini sergileyeceğiz. Mekân odaklı bazı projeleri ise üzülerek iptal etmek zorunda kaldık.
Bienalin hazırlık sürecindeki toplantılarda gerçekleşen eylemler ve protestolara yönelik daha farklı bir tavır alınabilir miydi? (Küratör Fulya Erdemci, aktivist Niyazi Selçuk ile karakolluk olmuştu. İş mahkemeye yansıdı mı, ne aşamada?)
Bienal, şubat ayında başladığı kamusal program etkinlikleriyle, farklı seslere, hatta birbiriyle çatışan düşüncelere açık bir kamusal alan düşüncesini masaya yatırmayı amaçladı. Önemli hedeflerimizden biri de şiddet içermeyen her türlü eylem ve düşünceye açık bir tartışma zemini oluşturmaktı.
Mayıs ayındaki sanatçı performansı sırasında gelişen olaylar arzu edilmeyen noktalara taşındı. Olayların artık çok fazla detayına girip, biz ve onlar diye yeni bir tartışma yaratmak istemiyoruz. Olayların taşındığı noktadan dolayı kendi adımıza üzüntümüzü belirttik. Her iki taraf da birbirinden şikâyetçi olarak hukuki işlemler başlatmıştı. Fulya Erdemci kendi şikâyetini geri çekti. Olayların ardından, protestoları destekleyen ya da desteklemeyen sanatçı ve sanatçı gruplarını davet ederek, tüm tarafların birbirlerini daha iyi anlayabildiği platformlar oluşturmaya çalıştık. Bizler de bu süreçlerden çok şey öğrendik ve öğrenmeye devam ediyoruz.
Açıldıktan sonra benzer protesto ya da eylemler olursa nasıl tavır takınmayı düşünüyorsunuz?Sanat eserlerinin zarar görmemesi ve sanatsal etkinliklerin engellenmemesi koşuluyla bundan sonra da konuşma, dinleme ve birbirini anlamaya yönelik yöntemlerin, sosyal, politik ve sanatsal değişime imkân tanıyacağını düşünüyorum.
Sergide Gezi Parkı’yla ilgili işler var mı?
Gezi’nin hepimiz için önemli bir eşik noktası olduğu kesin ancak bienal için doğrudan Gezi ile ilgili üretim yapacak yeni sanatçılar aranmadı ve davet edilmedi. Küratörümüz henüz içinden geçmekte olduğumuz bir süreçle ilgili iş üretmek için biraz erken olduğunu düşündü. Bu dönem sanatsal üretimin önemli bir rol oynadığı, yaratıcı ifadenin dönüştürücü potansiyeline tanıklık edilen bir süreç oldu, bienalin ve sanatçıların bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz. Ayrıca, bu bienalin kavramsal çerçevesi simyevi bir biçimde Gezi direnişindeki temel soruları açımladığı ve yapıtların seçimi bu minvalde gerçekleşmiş olduğu için birçok sanatçının işleri çok önce üretilmiş olmasına rağmen Gezi’yle kavramsal olarak ilişkili.
Ücretsiz gezilebilmesi kararını nasıl aldınız?
Bienalin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayarak kapılarımızı herkese koşulsuz, şartsız ve ücretsiz açmış olacağız. Uzun zamandır gündemimizdeydi. Protokole yönelik açılış davetinden vazgeçilmesi, bazı giderlerin kısılması, sergi süresinin bir parça kısaltılması gibi revizyonlar yapıp, sponsor kuruluşlardan ek destekler sağlanarak tümüyle ücretsiz olmasını sağladık. Bilet gelirlerinin bütçede önemli yeri var. Bazı indirimler yapıldı bazı etkinlikler ücretsiz oldu ama bu boyutta bir etkinliğin kamu desteğinin çok kısıtlı olduğu bir durumda tamamen ücretsiz gerçekleşmesi yalnızca İKSV tarihinde bir ilk olmakla kalmadı, dünya ölçeğinde de az rastlanır bir örnek oldu.
Bienalin sponsoru da her yıl eleştirilerden nasibini alıyor. Sponsorun imajı bienali, bienaldeki işlerin içeriği sponsor kuruluşu ne kadar bağlıyor? Sanatçıların bağımsızlığını nasıl garanti altına alıyorsunuz?
İstanbul Bienali’nin yaklaşık iki milyon euroluk bütçesi sponsorluklar, yurtdışından fon sağlayan kurumlar ve aynî destek gibi farklı kaynaklar yaratılarak toplanıyor. 2007 - 2016 yılları arasında beş İstanbul Bienali’nin sponsorluğunu Koç Holding üstlendi. Ayrıca ulusal ve uluslararası birçok kurum ve kuruluş da bienalin gerçekleştirilmesine katkıda bulunuyor. Bu anlamda çoklu bir kaynak sistemimizin olduğunu ve her projeyi gerçekleştirmek için çok ciddi kaynak arama çalışmaları yapmak zorunda olduğumuzu söyleyebilirim. Bu çaptaki diğer bienaller arasında en düşük bütçeli olan İstanbul Bienali ve finansmanını yurtdışındaki örneklerden ayıran en büyük fark da kamu katkısının oldukça sınırlı olması. İstanbul Bienali’nin kamu desteği 2010’da %20’de kalırken Manifesta ise %98 kamu desteği alıyor. Sanırım buradaki asıl konu, bienalin finansal yapısının yeterince anlaşılmaması. Bu sistemin daha iyi anlaşılması için, bizim de daha fazla çalışmamız gerekiyor. Sponsor kurumların desteği önemli ancak burada esas olan sanatsal alanın bağımsızlığı, içerikle ilgili hiçbir müdahale olmaması. Sponsorlar Bienalin hiçbir sürecine dahil olmuyorlar ve destekçilerimiz ve sponsorlarımız da diğer herkes gibi sergiyi açılışta görüyor.