Bu 'şey'lere neden bağımlıyız?

Bu 'şey'lere neden bağımlıyız?
Bu 'şey'lere neden bağımlıyız?
İnsan neden leblebi olmadan yaşamının sona ereceğini düşünür? Grafik tasarımcısı Furkan Şener bu ve benzeri sorulara yanıt arıyor.
Haber: EDA UTKU / Arşivi

Hayatınızda o olmadan yaşayamayacağınız, hani kaldıysa eğer ıssız bir adaya düştüğünüzde yanınızda olmasını dileyeceğiniz yegane şey nedir? Aşık olduğunuz kişi mi? Leblebi mi ya da? İnsülin iğneniz mi? Yoksa rimel mi? Tasarımcı Furkan Şener, en sıradan görünen bazı cevapları alıp, güçlü posterlere dönüştürüyor. Başkalarının hayatında kendi hayatınızı buluyor, günlük hayatta görmezden geldiğiniz “şey”lerin başkaları için anlamlarına şaşırıyorsunuz.

Furkan Şener Ankara 'da bir ajansta grafik tasarımcı/sanat yönetmeni olarak çalışıyor. Daha önce de, "Dinle-Bir Mevlana Tasarımlı" isimli bir kitap projesine imza atmış. Mevlana'nın Mesnevi adlı eserinden seçtiği 100 sözü 100 tipografik tasarımla birleştiren Şener’in tasarımları, Destek Yayınları'ndan kitap olarak yayınlandı. "Bu Proje Olmazsa Olmaz" ise ikinci projesi.

“Kebap posteri de yapar mısın?”

Şener projesinin ilham kaynağını “Proje insanlar için önemli olan ana kavramların posterlerini yapma fikriyle başladı. İlk akla gelenler; aşk, sağlık, para, seks... Sonrasında kendi kendime kalmak yerine insanlara sormaya başladım. Zamana, mekana, tanışıklığa bağlı olarak değişti soruyu soruş şeklim. Bazen de soru bile sormadan, konuşmaların içerisinden çektim cevaplarımı” diye anlatıyor.

Posterlerin metin kısmına, yani hikayelere ‘bilinçli olarak’ daha fazla yer verdiğini söylüyor Şener. “Projeye başlarken hep şu vardı aklımda: Posterler hikayesi olmadan da tek başına ayakta durabilsin. Posterlerin büyük bir çoğunluğu hikâyeden bağımsız, kendi kendine bir tasarım haline geldi. Aynı şekilde yazılar da posterlerden bağımsız olarak ayaktalar. Ama ikisi birbirini desteklediğinde daha güçlü görünüyor.”

Yazıların hepsi, Şener’in kaleminden çıkma. Ancak hepsinin ilhamı, çeşitli sohbetlerden sonra gelmiş. “Yazı gönderenlerden hiç beslenmedim. Daha doğrusu beslenemedim” diyor Şener. Kuru kuru poster yapmaktansa, hikâyelerden yola çıkmayı tercih ettiğini söylüyor: “Mesela ‘kebap yapar mısın?’ diyen oldu. Yaparım tabii ki ama bir hikâyesi de olsa daha güçlü olmaz mı?”


Posterlerde propaganda etkisi
Posterlerin tasarımında konstrüktivizm akımının öğelerinden yararlanmış Şener. Rusya’da komünizm sırasında ortaya çıkan akım, hem Rus komünizminin propagandası sırasında, hem de sonrasında propaganda amaçlı kullanıldı. Zira dönemin sert mizacına da uygun bir dili vardı bu akımın: Güçlü, sert ve basit bir şekilde, derdini hemen anlatmasıyla öne çıkıyordu.
Şener, posterlerde bu akımı kullanma sebeplerini şöyle açıklıyor: “Öncelikle grafiksel dil anlamında yıllardır çok sevdiğim ve hoşuma giden bir akımdır. Çoğu zaman , insanlar olmazsa olmazlarını anlatırken kendi kendilerine propaganda yapmaya, savunmaya başlıyorlardı anlattıkları şeyleri. Öte yandan, özellikle leblebi, tuvalet kağıdı gibi veya buna benzer olmazsa olmazları anlatırken, konunun yumuşaklığıyla sert komünist çizgilerin oluşturduğu kontrast ortaya farklı bir görsellik çıkardı. Ama "Anne" posteri gibi daha gerçek, olmazsa olmaz posterlerimde de biraz uzaklaştım bu grafiksel dilden. Yani açıkçası popüler olmasından çok projeyle örtüştüğü için kullandım bu dili.”



İnsanlar devam etsin derse, öyle…

Aslında 100 posterin 100’ü de hazır. Ancak şu ana kadar 58 tanesi yayınlandı. En geç 2 ya da 3 günde bir yeni posterler paylaşıyor Şener. Hedef 100 poster ama, 101-102 diye gideceğini de ekliyor.
Peki proje nereye gidecek? Bir sergi, posterlerin satışı filan gibi şeyler şimdi söz konusu değil ama, bunun halka bağlı olduğunu söylüyor Şener. “Projeye başlarken insanlara ulaşmak istedim, daha çok insan benim posterlerimi evine, ofisine assın, sosyal medyada kendi profilinde paylaşsın istedim. Projenin gidişatı insanlara bağlı. Ne isterlerse o şekilde olacak. Posterler devam etsin derlerse öyle; bastır, asalım derlerse öyle...”


“Elim olmazsa olmaz!”
Tasarımlarını sağ eliyle yapan Şener, elinin kırılmasından sonra olmazsa olmazının sağ eli olduğuna karar vermiş. “İnsan ister istemez böyle bir işe kendi olmazsa olmazını da ekliyor” diyor Şener. “Elimden geldiğince kendimi dışarda tutmaya çalıştım ama, bu projeye yeni başladığım sırada hayatımda ilk kez bir yerim kırıldı: Sağ elim! Zaten sağ el insanın normal hayatını çok fazla etkileyen bir şey. Bir de benim gibi işini sağ eliyle yapan bir insan için aşırı derecede rahatsız edici oluyor. Yakında yayınlayacağım posterlerden birisi de bana ait olan olmazsa olmaz ‘sağ elim’ posteri.”

Sosyal medyadan takip ediliyor

“İnsan neden “şey”lere bu denli bağlanma ihtiyacı hisseder?” diye soruyorum Şener’e. “Açık söylemek gerekirse, ben insanın her türlü yokluğa alışabildiğini düşünüyorum. Ama kimse alışmak istemiyor. Burada sözü geçen şeylerin hiçbiri olmasa da olur. Ama insanlar tutkuyla bağlandıkları şeyleri, hobilerini, sevdiklerini hep yanlarında görmek istiyorlar” diyor ve ekliyor: “Sanırım asıl sorun, olmazsa olmaz denilenin yokluğuna alışmaktan ziyade, yokluktaki zorluk sürecine alışmak istememek.”
Sanatçılar eskiden işlerini yapar, galerilere sunar, kabul olunursa bir sergi açılır ve adını o şekilde duyururdu. Ancak internetin halka inmesi ardından pek çok sanatçı ve tasarımcı, özellikle de deviantart gibi internet sitelerinin yaygınlaşması sonrasında işlerini internete koymayı daha iyi bir yöntem olarak benimsediler. Şener de internetin tanınmaya yardımcı olduğunu, sosyal medyanın en büyük avantajının bu olduğunu söylüyor. Bu yüzden pek çok sosyal medya kanalında projenin hesapları var. Bu Proje Olmazsa Olmaz’ın yeni tasarımlarına ve eskilerine de, Twitter’da @BuOlmazsaOlmaz’ı takip ederek, Facebook’taki /BuProjeOlmazsaOlmaz sayfasından ve pinterest’teki /olmazsaolmaz sayfasından ulaşabilirsiniz.