'Bu ülkede erkeklerin ergenliği geçmiyor!'

'Bu ülkede erkeklerin ergenliği geçmiyor!'
'Bu ülkede erkeklerin ergenliği geçmiyor!'

Mert Fırat, İlksen Başarır ve Onur Ünsal (soldan sağa) Fotoğraf: Muhsin Akgün

Haftanın yenilerinden 'Erkek Aklı: Testosteron' tiyatro oyunundan sinema perdesine transfer, ironik bir dille erkekliği eleştiren bir film. Yedi erkeği yer yer irite edici bir muhabbetin içine yerleştiren, sonunda da erkeklik takıntısını yeren filmi yönetmeni İlksen Başarır ve iki oyuncu Mert Fırat ve Onur Ünsal ile konuştuk...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Magazin gazetecisi, bilim adamı, garson, müzisyen gibi farklı meslek, sınıf, yaş ve konumlardan yedi erkek gerçekleşememiş bir düğünün kutlama yemeği için ayrılan mekânında bir araya gelir. Gece boyunca mekândan buram buram ‘erkeklik’ yükselecektir; kavga-dövüş, itiş-kakış, abartılı seks hikâyeleri, kadınların hayattaki seçimlerine ve kadın-erkek ilişkilerine dair teoriler havada uçuşur. Gelgelelim erkekliği yücelten tüm bu muhabbetin sonu bir rezaletle sonuçlanacaktır. Polonyalı yazar Andrzej Saramonowicz’in yazdığı ‘Testosteron’u, tiyatro seyircisi beş sene boyunca Oyun Atölyesi’nde Kemal Aydoğan rejisiyle izledi. Dün itibariyle ‘Erkek Aklı: Testosteron’ adıyla; Mert Fırat, İlksen Başarır ve Kemal Aydoğan’ın adaptasyonu, İlksen Başarır’ın yönetimiyle sinema perdesinde.
Oyunda rol alan İnan Ulaş Torun’un yerini filmde Cihan Ercan’ın alması dışında kadro aynı: Cihan Ercan’a ek olarak Onur Ünsal, Mert Fırat, Timur Acar, Metin Coşkun, Emre Karayel ve Tuna Kırlı’yla baş başayız. Filmin -ve tabii oyunun da- önermesi, ironik ve sert bir erkeklik eleştirisi. Lakin aynı noktadan filme tersten bir feminist eleştiri getirmek de mümkün. İlksen Başarır, Mert Fırat ve Onur Ünsal’la ‘Erkek Tarafı’ buluşmamız da tam da bu sebeple biraz hararetli geçti. Kararı izleyici versin elbet...


Kolay sorudan başlayalım, oyunu neden film yapmak istediniz?
İlksen Başarır: Beş senede 12-13 kere seyrettim oyunu, her seferinde çok eğlendim. Film olmaya uygun bir dili, yapısı ve kurgusu olduğunu düşündüm metnin. “Bu bir film olur mu?” diye konuştuğumuzda “Ben yaparım” durumu oldu. Ben eğleniyorum, hep birlikte yaparsak izleyenler de eğlenir diye düşündüm.
Mert Fırat: Meselesi de daha önce yaptığımız projelere benziyordu. İktidarla, erkle her zaman problemimiz vardı. ‘Başka Dilde Aşk’ta da öyleydi, ‘Atlıkarınca’da da...

Bir kadın yönetmen neden ‘erkekliğe dair bir film’ çekmek ister?
İlksen Başarır: Aslında bunu çekse çekse bir kadın çeker. Bu kadar ironik bir şekilde erkekleri eleştiren bir metni bir kadın yönetmenin yapması gerekir. Erkekliği eleştiren, erkek dilinin kurduğu baskıyı, erkeklik kodlarını alaşağı ediyor. Bir kadının yapması gerekiyor bunu.

Bir kadın olarak oyunu izledikçe, filmi yaparken erkek dünyasına yakınlaştığını hissetmiş misindir?
İlksen Başarır: Önce şunu söyleyeyim; film çekmeye başladım, “Bir kadın yönetmen olarak ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?” soruları gelmeye başladı. Yo, yaşamıyorum zorluk falan. 13 yıl olacak setlerde asistan olarak başlayalı. O günlerde de yaşamıyordum. Mesleğin ‘kadın yönetmen’, ‘erkek yönetmen’ olarak ayrılması çok canımı sıkan bir şey.


Ama burada bir kadın olarak erkeklik meselesine bakıyorsun.
İlksen Başarır: Biz bütün kadınlar zaten bir erkek dünyasında yaşadığımız için, bulunduğumuz her türlü meslek grubu baskın olarak erkek dünyası olduğu için, onun içinde var olma yolunu bulduğumdan dolayı, ne olduğunu biliyordum. Sette yedi adamla çalışmak çok zor. Yedisi bir arada olduğunda, oynadıkları senaryo da olsa, evet yani bastırılmış bir durum var. Onu birebir yaşadım.


Film erkeklerin neden böyle saldırgan, öfkeli vs. olduğunu anlatma iddiasındayken “Evet, şundan şundan dolayıymış” diye düşündün mü?
İlksen Başarır: Evet. Oyunda da en çok izleyip gülenler kadınlar. Görüyor ve empati kuruyor yaşadığı bir şeyle. Benim için de aynı şey geçerli. İzlerken o yüzden çok eğleniyorum. Filmin ironik olduğunu anlamamak bana şöyle çok zor geliyor; sonunda bir rezalet oluyor. Bu yüzden bunun bir erkek dünyası eleştirisi olduğunu düşünmemek mümkün değil.


Benim, kendisini feminist olarak tanımlayan bir kadın olarak, filmin ironik diline ya da küfürlerine değil başka bir vurgusuna itirazım var: Erkeklerin tüm olumsuzluklarını bir hormona ve doğanın kanununa bağlayıp erkekleri aklıyor.
İlksen Başarır:
Asla aklamıyor. Tersi, bununla dalga geçiyor. “Bak” diyor, “bu adamlar bütün yaptıklarını bir hormona bile bağlayabilirler. Bununla kendini aklarlar” diyor.
Onur Ünsal: Aklamıyor. Bu hormonun gerçekliğinden bahsediyor. Bu hormon erkekleri -maymunlarda ve başka bir sürü türde de- daha rekabetçi, hırslı, önünü alamazsanız saldırgan, katil, tecavüzcü yapıyor. Hormona bağlamak değil ama yaşadığımız her şeyi bir kimya dolayısıyla yaşadığımız için, bu kimyayı açıklamak için de bu iyi bir örnek. Erkeklerin kendisini bu şekilde aklaması gibi bir ironi var burada. Erkekler oradalar, küfrediyorlar ama bunu yaptıkları zaman çok salak ve komik görünüyorlar.


Metindeki kadınlar hesapçı, erkekler de bir hormonun peşinde zavallı hallere düşen insanlar…
Onur Ünsal: Öyle değil; Korcan’la Aliş’in annelerini nereye koyacaksın? Karılarını ne yapacaksın? Bu şekilde düşündüren tek kadın karakteri var, filmdeki event’i yaratan Sevtap. O da pop kültür eleştirisi.
Mert Fırat: Erkeğin kurduğu dünyanın eleştirisi o. Diyor ki; erkek egemen sana öyle bir dünya kuruyor ki sen de Sevtap olarak erkek kurallarıyla var olabiliyorsun.


Peki, testosteron ne mene bir şeydir, anlatır mısınız bana?
Mert Fırat: Oyuna çalışırken okuduğumuz kitaplardan biri ‘İçimizdeki Maymun’du. Diyor ki “Neden bonobolar sadece yetmiş yıl önce keşfedildi? Neden şempanzeler önce keşfedildi, onları örnek aldık da bonoboları örnek almadık?” Testosteron tam da budur. Erkeğin bahanesidir. Şunu diyor ‘Testosteron’un yazarı Saramonowicz: Şempanzeler mal-mülk üzerinden sistemlere sahip, iktidar meselesi had safhada olan, savaşçı bir toplum. Oysa bonobolar her şeyi sevişerek çözer. Aralarında iktidar yoktur, anaerkildirler, mülkiyet kavramları yoktur. Savaşmıyorlar. Erkek kültürüne uygun değil yani bonobolar! Böyle baktığınızda hikâyeye, yazar da aynen bunu söylüyor. Testosteron hormonu var fakat bizi hayvanlardan ayıran, bunu kontrol edebilmemiz.

Erkeklik bir yandan da kültürel kodlarla öğretilmiş bir şey değil mi?
Onur Ünsal: Filmde baba karakterinin verdiği öğütlerde var bu. Sadece Doğu toplumlarında değil, yazar Polonyalı olduğuna göre bu onların da başının belası olsa gerek. Ki baba gibi zavallı bir karaktere saçmasapan hareketler yaptırmış. Orijinal metinde baba karakteri Yunanlı, Akdeniz’e yaklaştırmış onu.

Peki kadınlar filmdeki erkeklerden dinlediğimiz kadar hesapçı mı? Misal kadın çiftleşeceği karşı cinsi seçerken böyle ince hesaplarla dolu bir süreçten mi geçiyor?
İlksen Başarır: Kadınlar arasında da “O adamdan çocuk yapılmaz” diye bir muhabbet vardır. Kadınlar arasında da erkekler arasında da bu tip kriterler var. Bir yandan şu var: Bu yedi erkek bir şeyler anlatıyor ama biz gerçekliğini bilmiyoruz. Yedi adam bir araya oturduğunda orada herkes en haklıdır, herkesin de kendini aklamaya çalıştığı bir durum var. Anlattıkları kadın hikâyeleri ne kadar gerçek acaba?
Onur Ünsal: Bahsettiğimiz ‘kadının hesapçı dünyası’ değil. Okuduğumuz kitaplardan birinde diyor ki maymunlar arasında herkes kolonisini sürdürmek istiyor ve bu konumun içinde erkek bir sürü kere hata yapıyor. Kadın bütün bu güç dünyası içinde var olabilmek için kendine yollar arıyor; örneğin sevişmiyor. Bu bir hesap. Dedikodu yapıyor, başka bir şey yapıyor. Mutlaka erkeğin yanlışını cezalandırmak için bir şey yapıyor. Bu erkeğin iktidarına karşı kurduğu bir hesap. Bu anlamda hesapçı olduğunu söyleyebiliriz. Kadın statü uğruna, beğenmediği erkekle beraber olabiliyor ama erkek için başarı ne kadar fazla kadınla beraber olabildiği. Bir yandan şunu düşünüyorum; kız arkadaşımın kafası benden daha iyi çalışıyor. Çok fazla erkeğin hâkimiyeti altında yaşanıyor ve kadın kendine başka yollar kurmak zorunda. Ben iskeleye giderken en kestirme yolu biliyorum ama kadın en kestirme yolu, en güvenli yolu, en arabasız yolu da bilebiliyor. Bu bir hesap.
Mert Fırat: Farkındalık demek gerekiyor. Kadının farkındalığı daha yüksek. Erkek dünyasının kurallarında nasıl var olacağını buluyor. Bunun için farklı bir refleks geliştiriyor. Margaret Thatcher’ın erkekleştirilmiş bir kadın olduğunu biliyoruz. Çiller öyle... Erkek egemen sistemin çarkları seni erkekleştiriyor.
Onur Ünsal: Çözüm kadınlarda, ben hep söylüyorum.
Mert Fırat: Çare kadında!

Nasıl olacak o?
Onur Ünsal: Daha önce de anlatmıştım, şöyle bir hikâye var: Bahariye’de eylemler olduğunun ertesi günü, gaz sızmış ağaçlara falan… Bir tane kız da farkında değil, geçerken ağaca sürtüyor ve gözü yanıyor. Birden gözü yanınca çığlık çığlığa kalıyor tabii. Çok korktu, biz de tiyatronun çay ocağındaydık, Gaviscon bulduk falan. Sonra sakinleşti, bir yandan birilerini arıyor. Biz de döndük işimize. Sonra erkek arkadaşı geldi. Ama o erkeğin bir sokağa girişi var… “Ne oldu!!! N’oldu diyorum! İyi misin!” diye nasıl bağırıyor. Öyle bir kesişi falan var ki kızı, “Kim ne yaptı sana” falan bakışları… “Kalk, gidiyoruz!” dedi, kızı tuttu kolundan çekti. Kız döndü bize, “Çok teşekkür ederim” dedi. “Yok canım, ne önemi var” falan derken o adamın bize bakıp da o kızı kolundan çekip bir götürüşü var... Sanırsın biz kötü bir şey yaptık. Burada çözüm nerede? Erkekte olmadığı çok açık değil mi? Kadın o çekilme hissine onay veriyorsa bir sıkıntı var. Bence orada bir hareket yapması gereken kadın. Oyunda da böyle işte, yedi ergenin hikâyesi aslında.
Mert Fırat: Erkeklikten ergenliğe geçişini tamamlayamamış erkekler...
Onur Ünsal: Orada kadının şunu yapması gerekmiyor mu? “Yapma, yapıyorsan ben yokum.” Bak bakalım bir daha yapabiliyor mu erkek? Gerçekten hepimizin hödüklüğü kadınlar tarafından törpüleniyor.

Siz nasıl sıyrıldınız bu erkeklik baskısından?
Mert Fırat: Sıyrılmadık, hâlâ mücadelesini veriyoruz. Bunun farkındalığıyla var olmaya çalışıyoruz ama kadınlar bunun farkındalığıyla yaşıyorlar. Hiçbir baba çocuğunun dayak yemesini istemez, dayak atan taraf olmasını ister. Rezalet yani. Ben bunun farkındayım; trafikte, hayatta, kız arkadaşımla olan ilişkimde dikkat ediyorum.
Onur Ünsal: Ergenlik geçmiyor. Bu ülkede ergenlik 40’ına kadar falan sürebiliyor. Kadınlara karşı olan tavırda bir ergenlik oluyor, erkeklerde. Bireysellikle aşılabilir. Mutlaka cinselliğin bastırılmıyor ya da dikte edilmiyor olması lazım. Hepimiz biliyoruz ki kadın cinayetlerinin çoğu da cinselliği çok fazla bastırmış erkekler yüzünden oluyor.

Mert’i şarkı söylerken dinle, sesi babadan miras


Siz nasıl ailelerin, babaların oğullarısınız?
Onur Ünsal: Hiç erkekliğe öyle bakan bir aile değil, bizimkilerin maşallahı var. Ama gerçekten erkek olmasını bekleyen ve bunu öğütlerken çok komik görünen babalar, ağabeyler, dayılar gördüm.
Mert Fırat: Benim baba, erkek erkek bir babadır. Maço diyemeyiz ama ergenlikten erkekliğe geçişi çok geç tamamlamış babalardan diyebiliriz. (gülüyor) Üç ayrı evlilik yapmış. Ben ikinci evliliktenim. Beni daha çok anne yetiştirdi. Kadın ortamında büyüdüm. Biraz daha o dünyadan uzak yetiştiğim için biraz daha önemsedim duygularımı. Ses sanatçısıydı babam, Türk sanat müziği söylüyordu. Ankara Radyosu’ndaydı. 80’lerin fantezi müzik furyasıyla da arabesk albümler yapmış. Müzik dünyası çocukluğumdan beri içinde olduğum bir dünyaydı.
Onur Ünsal: Hiç şarkı söylerken dinledin mi Mert’i? Babasından miras sesi. Konuşurken öyle değilmiş gibi ama biz kuliste ona söyletiyoruz…