Bu zamanların 'hip' takıntıları

Bu zamanların 'hip' takıntıları
Bu zamanların 'hip' takıntıları

KOLAJ: MERT GÜRELİ

Bağımlılık deyince aklınıza eski Türk filmlerindeki gibi titreyerek 'toz' arayan adamlar mı geliyor? Maalesef çok demodesiniz. Diş beyazlatma, ten karartma takıntısı da var, her nevi sosyal paylaşım ağıyla online hal beyanını müptelalığa döndüren de... İşte son sürüm obsesyonlar...
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Bağımlılık denince aklımıza kimyasallar, serum lastikleri ve hezeyanlar mı gelir? Alışkanlık olduğunu zannettiğimiz pek çok şeyin aslında bağımlılık olduğunun farkında mıyız? Aklınıza gelir miydi, güzellik salonlarına veya sanal ortamlara ‘bağımlı’ olabileceğiniz? Bağımlılığın basit tarifi şöyle: ‘Günlük hayatınızla çakışan, bırakmayı denediğinizde sıkıntı, endişe ve hafif depresyon hali hissettiğiniz davranışlar’... Gelin görelim, fark etmeden kapıldığımız yeni moda bağımlılıklarımız arasında hem ‘trendy’ hem ‘tıbbi’ neler var?

Solaryum: Kulağımın arkası kaldı!
Farz edelim ki solaryumda bronzlaşmanın klinik deneylerle kanıtlanmış biçimde en riskli iki cilt kanserine yol açtığını bilmiyorsunuz. Yaşınız 35’in altında, henüz gençsiniz. Aslında bu yaş grubundakiler iki kat risk taşıyor ama sizce önemli değil. Teninizin rengi her attığında, kıvrımlarınızı biraz daha belli edecek ultraviyole ışınların altına uzanmak için fırsat kolluyorsunuz.
Teninizin rengi gerçekten bu kadar hızlı mı açılıyor yoksa ne kadar karardığınızı fark etmiyor musunuz? Cildiniz krepon kâğıdı kıvamını yakalamak üzere ama losyonlara güveniniz tam. Solaryuma girmenin sizi ‘rahatlattığından’ bahsediyorsunuz... Büyük ihtimalle siz oldunuz! Solaryum bağımlısısınız. Faaliyetlerini New York’ta sürdüren Memorial Sloan-Kettering Kanser Araştırma Merkezi’nin 421 üniversite öğrencisi üzerinde yaptığı bir araştırmanın sonucunda, düzenli solaryuma giden 229 öğrenciden oluşan bir grubun sigara, alkol ve esrara fazlasıyla meraklı olduğu, diğer grubun da anksiyete ve depresyon semptomları sergilediği ortaya çıktı.
Bu veriler doğrultusunda, madde kullananların solaryuma da benzer sebeplerden alışmaya elverişli olabileceği düşünülüyor. Ayrıca sonuçlar, rahatlamak için solaryuma gidenlerin, kendilerini iyi hissetmek amacıyla bir tür bağımlılık geliştiriyor olabileceğini gösteriyor. Yani, solaryuma gitmekten normal üstü bir haz alıyor ve kararmaya doyamıyorsanız, bu işi iki kere daha düşünmeniz gerek.

Diş beyazlatma: Zenciler gibi olsun lütfen
Solaryum tutkunları, diş beyazlatma çılgınlarını canıgönülden anlayacak, kardeş gibi benimseyecektir. Asla bembeyaz olamayan dişler, baş belası doğanın güzelliğimize oynadığı hain oyunlardan biri! Siz dişlerinizi ne kadar beyazlatırsanız beyazlatın, mutlaka bir şeyler yiyeceksiniz, yedikleriniz de hemen bir kat iz bırakıverecektir. Türlü diş macunu ve parlatıcı ile anında beyazlığa heves etseniz de sonu hüsranla bitecektir.
Ancak çok da dert değil, diş hekiminizin tavsiyesiyle haftada bir muayeneye gelirseniz sorununuz kalmaz. Kısa yoldan tebeşir gibi gülüşlere sahip olabilirsiniz. Üstün ötesi doğallığınızla cazibeniz yükselecek, bir sırıtışla herkesi etkileyeceksiniz. Diş beyazlatma coşkusuna kapılan ülkelere en güzel örnek Amerika. Söz konusu işleme ve bağlantılı ürünlere yılda 1.5 milyar dolar harcıyorlar. Olması gereken de bu!

Estetik: Başka neremi kaldırtsam?
Estetik müdahale her insanın ihtiyaç duyabileceği bir hadisedir. Kaza olur, doğuştan yamuk olur, millet dalga geçiyordur. Türlü sebepler, insanı ‘hoşlaşmadığı’ bir parçasını modifiye ettirmeye itebilir. Fazladan güzellik de göz çıkarmayacağına göre, Photoshop’un seyirlik yaptığını, bir cerrah ömürlük yapsa fena mı olur? Orijinali bozmamak kimilerine daha çekici gelse de pek çok insan hafif bir estetik müdahaleyi istiyor, şansı yaver giderse de yaptırdığıyla uzun yıllar rahat ediyor, kendine güveni geliyor. Ancak işin bir de tıbbi boyutu var. Yani vak’a olmayı hak edenler. Her operasyondan sonra sadece bir tane daha kaldığına, bitince mükemmel görüneceklerine inanıyorlar. Ve müdahalenin sonu gelmiyor.
Hastalığın, fiziki görünüş ve vücut bölgeleriyle aşırı ilgilenme anlamına gelen ‘Dismorfik Vücut Rahatsızlığı’ sonucu olabileceği düşünülüyor. Estetiğin bizde de ünlüsü çok ama dünyada öyle biri var ki bugüne dek estetiğe harcadığı meblağ, pek çok ünlüyü satın alır. Dolar milyoneri Jocelyn Wildenstein, yıllar boyu yaptırdığı müdahalelere tam 4 milyon dolar harcamış. Sonuç ise Google görsel aramada...

Crackberry: Bi... Bi saniye...
İsim Blackberry’den geliyor. Muhabbeti tam yerinde bölüp e-postasını kontrol etmeye telaşlananlara ‘Amerikanca’ verilen isim; Crackberry. Gün boyu beklediğiniz kavuşma anında sevgilinizin e-postasına bakası geldiğini düşünün ya da ağız dolusu şevkle arkadaşınıza laf anlatırken o önce gözlerin kırpıştığı, ardından ‘Ya pardon, ‘Bi, ııı...’ ile başlayan ortalama 12 saniyelik sessizlik anını. ‘Evet, ee sonra?’ ‘Canım?’...  Blackberry’niz veya iPhone’unuz yoksa ‘kurtarılmış mağdurlar’ tarafındasınız. Varsa ‘gönüllü tutsaklar’dansınız. Hayırlı olsun.

Müzik: Duyamadım, bir şey mi dedin?
Zamanında walkman’di. Öyle bildik. Öncesinde çantada 45’likler vardı. Şimdi iPod ve MP3 çalarlar mevcut. Kulaklıkla müzik dinlemek size yolda olmanın dışında okul, ev ve işi de hatırlatıyorsa soyutluğa fazla alışıyorsunuz demektir. İlkgençlik ve ergenlik yaşlarında bu davranış konusunda dokunulmazlık vardır. Geriye kalanlardansanız, devamlı kulaklıkla gezmenin en azından evde bir acayip durduğunu fark edebilirsiniz. İş yerinde ise yaptığınız çalışmayla ilgili olarak patronlar tarafından takdir edilebilir veya azarlanabilirsiniz. Her halukârda kulaklığın tekini kulağınızdan hiç ayırmıyorsanız, müzik bağımlılığınız var demektir. Sadece sanat aşkıyla yanıp tutuştuğunuzdan tam emin olmayın, işin içinde dışarıyı duymamak var.

İnternet pornosu: Yeni bir gün, yeni bir heyecan
Porno izlemek, devamı arzu edilebilecek bir etkinlik. Ancak online porno izlemek, tatminsizlik kanalından bağımlılık getiren bir hastalığa dönüşebiliyor. Hiçbirimizde böyle bir şey tabii ki yok, zaten diğerlerinden bahsediyoruz! İnternetin en kârlı sektörlerinden biri olduğu ve toplam işlem hacminin yüzde 10’undan fazlasını gerçekleştirdiği için malzemesi eksik olmayan bir faaliyet aynı zamanda. Bu bolluk, kullanıcıların da giderek ‘sertleşen’ porno içeriği talep etmesine sebep oluyor. Yardıma muhtaç derecede olduğunu düşünenlere ise No-porn.com, Newlifehabits.com gibi siteler vaatlerde bulunuyor.

Alışveriş: Biraz daha bakalım mı?
Alışveriş bağımlısı olduğunu iddia edenler çevremizden eksilmez, havaları da iyidir. Peki bunun klinik depresyonla ilgili bir kronik hastalık, gerginlik, anksiyete ve sıkıntı alameti olduğunun kaçımız farkında acaba? Aynı sıkıntıları alışveriş yapamamaktan, dilediğini alamamaktan çekenlerimiz var bir de. İkinci grup, ilkinin teşhisini kolayca koyabildiği için bu konuda toplumsal bir anlayış sıkıntısı yaşanacağı düşünülmez. Zira sıkıntı başka. Stanford Üniversitesi Obsesif-Kompulsif Rahatsızlıklar Kliniği’nden Lorrin Koran’ın ‘Shopaholism’ (Alışverişkoliklik) olarak andığı bu rahatsızlığın tedavisi için bazı antidepresan ilaçların etkinliği araştırılıyor.

Onlar bağımlıyken, biz daha yeni bağlanıyorduk
İnternet bağımlılığı üzerine Amerika’da yayımlanan ilk makaleler 1996 tarihli. Yani bizde belli bir zümrenin ‘internet bağlattık’ diye birbirine yeni yeni caka sattığı tarihler. İnternetsiz ve cep telefonsuz dünyayı tanımayan bir nesil çoktan yetişmişken, interneti yeni bir bağımlılık nesnesi olarak yazmak yazının bütün karizmasını burada bitirebilir. Bu ihtiyatla konuyu Türklerin at koşturup fethettiği ‘sosyal medya’ camiasından ele alıyoruz. 

Facebook: ‘Varsın di mi?’
Mart sonunda Facebook Avrupa Şubesi Başkan Yardımcısı’nın hususi olarak açıkladığı üzere Türkiye’de 20 milyon üzerinde ‘Feys’e giren bulunuyor. Dünya mevcudu ise 400 milyon küsur. Bu sıralamayla Türkiye her daim ilk beşte yer alıyor. 20 milyon Türk’ün yarısı kesin olarak her gün giriyor. Yani öyle bir laf eder, öyle bir paylaşımda bulunursunuz ki -teknik olarak- 10 milyon kişi bir günde haberdar olabilir. Sabah bilgisayarı açtığınızda ilk üç işiniz arasında Facebook’a bakmak varsa, kendinize gelmek için kahvenizden bir yudum alın.

Twitter: ‘@llam koru bizi’
2008 yılı başında “140 karaktere, niye ne yaptığımı habire yazayım ki, manyak mıyım ben?” derken meğer cümle ailemizin ismini Twitter’da tescilleme şansımız varmış da kaçırmışız. Twitter’ı okumak mı, paylaşacak hadise kovalamak mı, yoksa anlık durumu hassasiyetle bildirmek mi bağımlılık
yaratıyor tartışılır. ‘Evet’ dediği anı tweet’leme sevdasına kapılarak ünlü olan yabancı damat, boğulan çocuğunu kurtarmak yerine durumu tweet’lemeye çalışan anneye kısa sürede popülerliğini kaptırabiliyorsa, muhtemelen Twitter her yönüyle bağımlılık yaratıyor.

Bunlar herkeste olabilir!
* Blogopatlık (Blogstreaking): İnternet üzerinde devamlı yeni bilgi peşinde olmak.

* Egosurfing: Google’da kendi ismini tırnak içinde arama.

* Google kollama (Googlestalking): Eş dost erkanını Google’da arama, ne yaptığına bakma çabası.

* Fotoğrafa akmak (Photolurking): Tanımadığı insanların online fotoğraflarına art arda bakmak.


    ETİKETLER:

    Cunda

    ,

    Mayın

    ,

    Hadise