Bugün hayatını kaybeden Levent Kırca kimdir?

Bugün hayatını kaybeden Levent Kırca kimdir?
Bugün hayatını kaybeden Levent Kırca kimdir?
Usta oyuncu Levent Kırca, bir süredir tedavi gördüğü Pendik Marmara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gece 02.00 sularında hayatını kaybetti. 67 yaşında hayata gözlerini yuman Kırca hem tiyatro da hem de televizyon tarihinde önemli işlere imza atmış bir oyuncuydu. Kırca ölmeden önce verdiği son röportajda "Hükümetlere kafa tutmuş adamım ölüme de eğilmem" sözlerini ifade etmişti.

RADİKAL - Temmuz ayından bu yana Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kanser tedavisi gören ünlü oyuncu Levent Kırca, gece geç saatlerde hayatı kaybetti. Kırca'nın hastalığının ağırlaşması nedeniyle 10 gündür hastanede olduğu ifade edildi.

Levent Kırca’nın hayatı

1948 yılında Samsun'da doğan tiyatro sanatçısı Levent Kırca, 1964 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahne hayatına atıldı. Çok sayıda tiyatro oyunu ve sinema filminde rol alan Kırca, 24 yıl boyunca yayınlanan televizyon programı "Olacak O Kadar" ı hazırladı. Oyunculuğunun yanı sıra sinema filmleri ve tiyatro oyunları da yöneten Levent Kırca'nın 4 çocuğu bulunuyor.

LEVENT KIRCA VE TİYATRO

İlk olarak 1964 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahne alan Levent Kırca; Üç Baba Hasan, Ateşin Düştüğü Yer, Sefiller, Toros Canavarı, Kadıncıklar, Oyun Nasıl Oynanmalı gibi birçok tiyatro oyununda yer aldı.

LEVENT KIRCA VE OLACAK O KADAR

Levent Kırca’nın belki de en önemli çalışmalarından biri olan “Olacak O Kadar” 1986 yılından 2010 yılına kadar devam ederek Türk televizyon tarihinin en önemli programlarından biri olmayı başardı. Politik mizah üzerine kurulu bir güldürü program olan Olacak O Kadar, halkın sorunlarına yönelik skeçlerle ilk olarak TRT’de yayınlanmaya başladı. Program 2005 yılına kadar sırasıyla, Star 1, ATV, Kanal D, Show TV, TGRT, Fox TV en son olarak da Ulusal Kanal’da bir süre boyunca yayınlandı. Programda yayınlanan skeçlerin içinden çıkan Sarhoş, Bestami ve Nebalet gibi birçok karakter Türk halkının aklına kazındı.

LEVENT KIRCA VE FİLMLERİ

Tiyatro ve televizyon programları dışında Levent Kırca 10’nun üstünde filmde de yer aldı. Kırca’nın beyaz perde rol aldığı filmler ise şu şekilde; Karımın Dediği Dedik Çaldığı Kontrbas, Son İstasyon, Ağa Kızı, Kendini Bırak Gitsin, Şeytan Bunun Neresinde, Son, Ölürsün Gülmekten, Mavi Muammer, N'Olacak Şimdi, ve Taşı Toprağı Altın Şehir.

LEVENT KIRCA’NIN SİYASİ GEÇMİŞİ

Levent Kırca yalnızca oyunculuk kariyeri ile değil, siyasi kariyeri ile epey konuşuldu. Kırca Mart 2009 Belediye Seçimleri için Demokratik Sol Parti'den Üsküdar Belediye Başkanlığı için aday oldu ancak 4'üncü sıradan aday olarak girdiği seçimi kazanamadı. 30 Mart 2014 günü yapılan yerel seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na İşçi Partisi'nden aday olan Kırca seçimde 15.232 (%0.2) oy alarak 8. sırada yer aldı.

Kırca ayrıca 2011'den itibaren Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2013 yılının Ocak ayında ise Ulusal Kanal genel müdürlüğü, daha sonra Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini üstlendi. Ayrıca Kırca, Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde bir süre öğretim üyeliği de yaptı.

Kırca’nın ölmeden önceki son röportajı

Levent Kırca Eylül ayında sonunda Ayşe Arman’a verdiği son röportajda şunları ifade etmişti:

 “65 yaşındayım, ölsem gözüm açık gitmez. Gençler yaşasın, onlara bir şey olmasın. Benim hayatla olan maçım ortada. “Herkes bana dua etsin” gibi lafları sevmiyorum. Yaşanacaksa da yaşarız abi… Yaşa baba, yaşa baba… Ben hayatın hakkını vererek yaşadım. Gözlerimi kapatırken gönlüm rahat olacak. Bu rahatlığı olmayanlar düşünsün. Ben ölümden korkmuyorum. Üç tane kemoterapim daha kaldı. Devlet hastanesinde tedavi oluyorum. Amerika’ya gidenler de var ama ben de Atatürk gibi kendimi Türk hekimlerine emanet ettim. 2000 yılında kan kanserinin bir türüne yakalandım. O dönem kimseye açıklamadım bunu ve gizli tuttum. Sonunda kanseri paçasından tuttuğum gibi kündeye getiriverdim (gülüyor). Ama bu defaki çok dişli çıktı.”

Levent Kırca’nın sevenlerine son mesajı…

Geçtiğimiz hafta Bodrum Türk Filmleri Haftası kapsamında Yaşam Boyu Onur Ödülü alan Kırca, İstanbul’da devam eden tedavisi nedeniyle törene katılamamış, yerine katılan oğlu Oğulcan Kırca, babasının tören için yazdığı mektubu okumuştu.

Kırca’nın mektubunun tam metni ise şu şekilde;

1974’de TRT ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… Teşekkür ederim size, anılarınızda bana yer açtığınız için.

Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım.

Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler.  Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.

İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur.

Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.

Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. Daha adaletli, daha umutlu gelmiştir.

Eski zamanlar; ‘’Ah o eski zamanlardır’’..

Bu mektubumu sizlere ülkemizin değerli bir film festivali olan,  5. Bodrum Film Festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen’ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından ‘’Ahh, o eski zamanlar’’ cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.

Yaşadığımız şu an…

Şu an… Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, bir şeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın top yekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.

Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama diğer ödüllerin arasında baş köşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil. Diğerleri neredeyse oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, Cumhuriyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam.  Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım. Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren içinde bulunduğu dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.

İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?

Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.

Yine Woody Allen, ‘’Bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir’’ der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten... Etrafınızı yöneten. ‘’Şu an’’, yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun.

Dik durun... Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, Cumhuriyetle kalın, hoş çakalın!

Levent Kırca vefat etti

Oya Başar: 'Biz onu çok sevdik!'