'Bugün herkes Beyoncé'yi görmek istiyor!'

'Bugün herkes Beyoncé'yi görmek istiyor!'
'Bugün herkes Beyoncé'yi görmek istiyor!'
Miles Davis'den Sting'e dev isimlerle ortak projelere imza atan efsane saksafoncu Branford Marsalis, bu akşam Salon İKSV'de, 30 Nisan'da ise İstanbul'da yapılacak Dünya Caz Günü'nde sahne alacak. Radikal'e konuşan Marsalis, "Bugün herkes iyi görünen birilerini izlemek istiyor, Jennifer Hudson'dan çok Beyoncé'yi görmek istiyorlar" diyor.
Haber: Umut Eroğlu / Arşivi

Branford Marsalis, cazın ve saksafonun yaşayan efsanelerinden biri ve 20. İstanbul Caz Festivali’nin de ilk konuğu. Miles Davis, Herbie Hancock, Dizzy Gillespie, Art Blakey gibi caz efsanelerinin yanı sıra Sting, Grateful Dead, Guru gibi pek çok popüler ikonla şarkılar kaydeden bir ustâd, sanatını ilerletmek için klasik müziğe yönelen bir virtüöz aynı zamanda. İki Grammy ödülü bulunan sanatçıyla kariyerinin kilometre taşlarını konuştuk, Miles Davis’le ilgili pek bilinmeyen bir sırrı da öğrendik. UNESCO’nun himayesinde 30 Nisan’da İstanbul’da yapılacak Dünya Caz Günü’nde de sahne alacak olan Marsalis, bu akşam (16 Nisan) İKSV Salon’da Joey Calderazzo’yla birlikte duo performans sergileyecek.

Sizi bugünkü noktaya taşıyan müzikal yolculuğunuz nasıl başladı? Sanırım, yirmibir yaşında, ne kadar kötü olduğumu farkettiğim zamandı. Bir orkestrada klarinet ve R&B çalıyordum. Egoma iyi geliyordu, çalması kolaydı. Hayatıma bununla devam edemeyeceğimi anladım ve cazı düşünmeye başladım. Bana ilham vermişti. Hiç bir şey bilmiyordum ve öğrenmeye başladım. Benim için ana fikir müziği nasıl iyi çalacağımı öğrenmekti, ne kadar iyi olduğumu göstermek değil. İyi olduğumu ancak 40’larımda hissettim.

O zamanlar arayışta mıydınız? Bir şey aramıyordum, zayıflıklarımdan kurtulmaya çalışıyordum. Asıl fikri Coltrane’den kaptım, o yaptığı her şeyde farklıydı. Picasso da öyledir, Stravinsky de. Onlar gelenekçiydiler. Kendilerinden önceki herkes nasıl çalıştı ve öğrendiyse, onlar da öyle öğrenmişti. Bugün yenilik dediğimiz her şeyi o geleneklerin üzerine inşa etmişlerdi. Art Blakey’in, Miles Davis’in, Dizzy Gillespie’nin yanında takılırken, onların hem iş hem de gösteri tarafını gözettiğini anladım. Benim müziğim bu yüzden melodiktir, öyle olmalısın, başka türlü başaramazsın.

Klasik müzikle ilgilenmeye nasıl başladınız? Bir gün radyo dinliyordum, Dexter Gordon’un 80’lerdeki bir plağını çalıyordu. Çok kötüydü, yaşlıydı ve berbattı. Aylar sonra klasik bir radyo kanalında Vladimir Horowitz çalıyordu, adam 80 yaşındaydı ve muhteşemdi. İşte bu, hergün prova yapan bir adamdı. Klasik müzik teknik zayıflıklardan kurtulmamı sağladı. Uzun mesafe koşusu gibi, kendin istediğinde duramazsın. Besteci söyleyince durursun. Nefes alır veya notayı sürdürürsün. Bir anda enstrüman üzerinde de büyük bir hakimiyet geliştirdim ve grupta da öyle oldu. Şarkılarda dinamik geçişler, değişimler yapmaya başladık.

Bir quartet ve oda orkestrasıyla çalmak nasıl farkediyor? Daha küçük, daha kontrollü bir sound’la çalıyorum. Nerede durduğun, melodiyi kimin taşıdığı hep aklında olmalıdır, ne zaman yaylıların gerisine düşeceksin, ne zaman önlerine çıkacaksın, her anın farkında olman gerekir. Caz’da bu kadar farkındalığa gerek yok, müziğin doğası gereği.

Jay Leno’lu Tonight Show’da iki yıl boyunca orkestranın başındaydınız, iyi bir deneyim miydi? Benim oradaki işim duyulur ama görünmez olmaktı. Çok önemli bir iş değildi. Jay Leno yerini Jimmy Fallon’a bıraktığında haberleri çok meşgul etti. Bana sordular, “Basından fikrini alan oldu mu?” hayır olmadı tabii, kimse müzik şefini umursamaz ki, her şey asıl adamlar hakkındadır. Para oradadır, asıl oyun da odur. Çok büyük para veriyorlar ama daha iyi olmak için bir sebebin yok. Tuhaf bir işti, bırakma kararını vermek de zor olmadı.

Sting, Grateful Dead, Guru gibi çok farklı dünyalardan isimlerle de çalıştınız... Ben müziğe R&B ile başlamıştım. Bu saydıkların da benim için eski bir kız arkadaşla yemeğe çıkmak gibiydi. Yemek ve sohbet harikadır, biter ve herkes evine gider. Onlarla beraber çalarken, şarkı için en verimlisine bakarım. Normalden azını çalarım, fazlasını değil. Görünmez olurum yine. Müzisyenler de beni bu yüzden sever.

Miles Davis’le de birlikte çalıştınız, onun büyüsü size de tesir etti mi? Sana Miles’ı anlatayım... Miles Davis’i Charlie Parker’la dinlediğinde orkestradaki en zayıf müzisyen olduğunu duyarsın. Miles, armoniyi çok iyi bilirdi. Parker’ın Dexterity parçasında bir yerde notaları kesişir ve Miles’ın “ıh” ettiğini duyarsın. Parker orada kendi doğru hissetiği notayı çalar, Miles ise armoninin istediği notayı çalar. Miles’ın aurasının böyle kısıtları olduğunu herkes bilmezdi. Asıl eğlenceli olan başka bir şey var. Miles, Thelonious Monk’un ‘Round Midnight parçasını dinlemişti. Miles dedi ki, “Parçayı beğendim ama ton değişimleri hariç”. Monk sinirlendi, “Sen bana değişimlerin yanlış olduğunu nasıl söylersin, bu benim şarkım!”. Miles dedi ki “Söylüyorum sadece, armoniyi değiştirmen lazım ki üzerine rahat çalınabilsin”. Bugün ‘Round Midnight onunla anılır, herkes onun versiyonunu çalar. Parker olsaydı olduğu gibi çalardı, çünkü Monk’un yapmak istediğini duyabilirdi. Miles ise öyle duymuyordu. O müzisyen seçme konusunda çok iyiydi. Trompetin çıkarabileceği en güzel sese sahipti. En hızlı trompetçi olamayacağını biliyordu. Herkes parçaların üzerinde çalarken o parçanın içinden geçerdi. Tüm akorlara uyacak saklı bir kaç notayı o keşfeder ve çalardı. Armstrong da böyle yapardı, Miles onu modernize etti. Bu sayede dünya daha iyi bir yer oldu.

Dünya daha bir yer oldu demişken, pop müziğin bugünkü gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben gençken, Elton John’u dinlediğimde eşcinsel olduğunu bilmiyordum, Stevie Wonder’ı duyduğumda kör olduğunu bilmiyordum. Müzik iyiydi, grup iyiydi... Sonra MTV çıktı ve onları görmeye başladık. Bugün herkes iyi görünen birilerini izlemek istiyor, Jennifer Hudson’dan çok Beyoncé’yi görmek istiyorlar. Ne kadar iyi şarkı söylediklerinin bir önemi yok. Eskisi gibi bir sürü plak çıkaran, kendi şarkılarını yazan gruplar pek kalmadı. Önceden kaydedilmiş şarkıları söyleyen şarkıcıların dönemi ve pop kültüründe müzikalitenin pek önemi yok şimdilerde. Dinleyenler de müziğin değil, popülerliğin bir parçası olmak istiyor.

Bir değişiklik olur mu? İnsanların değişmesi gerekiyor. Arap Baharı gibi, artık yeter demeleri gerek.