'Bulut'ları aş da gel!

'Bulut'ları aş da gel!
'Bulut'ları aş da gel!
Altı ayrı zaman diliminde yaşanan iyilik ve kötülük savaşını David Mitchell'in romanından uyarlanan Bulut Atlası Cuma günü vizyona giriyor. Film vizyona girmeden 'Bulut Atlası'na yolculuk yaptık!

Radikal.com.tr - Sinema yazarlarının filmle ilgili görüşleri şöyle:


Uğur Vardan: ‘The Matrix’ serisinin yaratıcıları Andy ve yeni adıyla Lara Wachowski Kardeşler’in, yanlarına Tom Tykwer’i de alarak çektikleri ‘Bulut Atlası’, doğrusu beklentilerimin ötesinde beğendiğim bir çalışma olmuş. Beklentilerim düşüktü, çünkü izlediğim fragmandan karşımıza ‘Çakma bir Inception’la, zaten orijinali de kötü olan ‘The Fountain’ın karması gibi bir şey çıkacağını sanıyordum. Ama huzurlarımıza gelen yapım, evet yeni bir şey anlatmıyor ama ‘Ütopya’ ve ‘Dis-ütopya’ meselelerini geniş bir zaman diliminde, altı ayrı hikâye eşliğinde ele alıyor ve kamera arkasındaki ‘Üçlü konsorsiyum’ meselenin üstesinden gelmeyi başarıyor. Aslında her hikâye tek başına birer film olabilirmiş, üstlerden almışlar ve ortaya 172 dakikalık bir yapıt çıkmış (yani hikâye başına 28.6 dakikalık bir süre düşüyor). Sonuçta izlemesi uzun ve meşakkatli ama korkulacak bir şey yok, tavsiye ederim…

Şenay Aydemir: Açık söylemek gerekirse filmin iki fragmanını izledikten sonra ortada darmadağın bir iş olduğunu düşünmüştüm ama ‘Cloud Atlas’ film olarak gayet eli yüzü düzgün akıyor ve dağınıklığa mahal vermiyor. Öte yandan anlattığı meseleye gelirsek; şimdiye kadar söylenenlerin bir tür kolajı gibi duruyor. İnsanlık tarihinin birbiriyle bağlantılı bir süreklilik içinde ve dönüşün halinde olduğuna dair bu hikayeden kendi adıma sıkıldığımı söylemeliyim. Üstelik bu form, (Cloud Atlas’ta çok daha belirgin bir biçimde) insan soyunun tarihin her döneminde aynı ilişki biçimlerinde var olduğuna ve gelecektede bu durumun devam edeceğine dair bir kabullenişi de sürekli kılıyor.

Murat Erşahin (Sinemamuzik.com): Görkemli bir yapım tasarımına rağmen yeni ve orijinal bir şey söylemeyen, buna karşılık öyküsünü perdeye ustalıklı bir sinema ile yansıtan, Wachowski Kardeşler ve Tom Tykwer ortaklığı, sarmal öyküler üzerinden, mesih, özgürlük ve sevgi kavramlarını var oluş, anlam arayış meselelerini kaşıyor.

Çağdaş Günerbüyük (Evrensel): İyi haber , fragmanlarının müjdelediği kadar karman çorman bir yapısı olmaması. Gerçi hikayeleri birbirine bağlamaya da çalışmamışlar, o ayrı. İnsan iradesini öne çıkarıyormuş gibi yaptığı halde özgürlüğü 'başka hayatlar'a erteleyen bir mesaj veriyor. Aslında hiçbiri bir yere varmayan beş altı filmin iç içe kurgulanmış hali ama bir tek iyi film ediyor denemez. Her hayatın birbirine bağlı olduğu gibi çok tekrarlanmış lafları, birer süslü bir prodüksiyonla sunması, yine de epey seyirciyi heveslendirebilir, bir Matrix olmasa bile.

Burak Göral (Arka Pencere): “Tarih tekerrürden ibarettir”, “İyilik ve kötülük insanlık tarihi kadar eskidir”, “Her şeye rağmen insanlıktan ümit kesilmez” , “ Hayat yolunu hep bir şekilde bulur”… Hz İsa gibi “seçilmiş biri”nin bir gün yeniden doğması mümkündür… “Bulut Atlası” sinemanın icadından beri anlatılan bütün bu temaları milyonlarca dolarlık şişkin bir bütçe, iddia ve kibirle tekrar önümüze sunuyor. İzleyicisini yoran, yaklaşık 3 saatlik pür dikkat bir seyir talep eden, 300 yüzyıllık geniş bir zaman kesitine yığdığı birbirlerini çağrıştıran bu hikayeler bütünü maalesef tatminkar bir seyir keyfi vermekten uzak… Çünkü en nihayetinde anlattığı fikir bu kadar dallı budaklı anlatılmayı gerektirmiyor…