'Burada sabır en önemli meziyet çünkü zaman, Afrika zamanı!'

'Burada sabır en önemli meziyet çünkü zaman, Afrika zamanı!'
'Burada sabır en önemli meziyet çünkü zaman, Afrika zamanı!'

Pfizer Türkiye İnsan Kaynakları Sorumlusu Aybike Budak, Dünya Sağlık Dostları programına katılan 194 gönüllü arasındaki ilk Türk olarak, Ekim 2008-Mart 2009 tarihlerinde IntraHealth International adlı Sivil Toplum Kuruluşu?nun yürüttüğü Capacity projesinde görev aldı.

Pfizer'in yedi yıl önce 20 kişilik bir sağlık ekibini az gelişmiş ülkelerde görevlendirmesiyle başlayan Dünya Sağlık Dostları programına katılan ilk Türk olan Aybike Budak, Namibya'da geçirdiği altı ayını Radikal için yazdı
Haber: AYBİKE BUDAK / Arşivi

WINDHOEK - Bu yazıyı Türkiye’ye dönmeden önce Windhoek’teki son günlerimde yazıyorum. Namibyalı arkadaşlarım burayı ‘rüya ülke’ olarak tanımlıyor. Burası görme fırsatı bulduğum diğer Afrika ülkelerinden çok daha modern, temiz, güvenli ve hızlı yol alıyor. 1990’da kurulmuş, genç bir cumhuriyet. Yüzölçümü Türkiye’den çok az daha büyük. Nüfus 2 milyon civarı. Çok renkli.
Kendileri için çok değerli sığırlarına benzemek için Viktorya dönemi renkli elbiselerin üstüne boynuz şeklinde şapka takan Herrerolar, dillerini şaklatarak ve şaşırtıcı hızda konuşan Damaralar, avcılıkta üstlerine olmayan Sun insanları, modern dünyayı reddeden, kırmızı çamurla sıvanmış Himba kadınları...
Çalıştığım ve yaşadığım yer Windhoek. Namibya’nın başkenti. Burası ve birkaç küçük şehir, bir Avrupa kasabası gibi. Getirdiğim temel ihtiyaç maddelerinin hepsini burada, Türkiye’den çok daha ucuza bulabildiğimi görünce yaptığım listeler ve listedeki her şeyi almak için harcadığım zamana üzüldüm. 

Hiçbir şey giymeyen bile var!
Gelmeden uygun giysileri öğrenmek için burada yaşamış bir İngiliz kızla internette yazışmıştım. Bana çok konservatif olduklarını, pantolon da uygun görülmediği için uzun elbise, etek, uzun kollu, yakası kapalı tişörtler getirmemi söylemişti. Buradaki ilk günlerimde halim görülmeye değerdi. Afrika güneşinin altında sarılıp sarmalanmış bir kadın.
Gerçek hayatın hiç de böyle olmadığını, yaşıtım kadınların gayet modern kıyafetlerle, hatta hiçbir şey giymeden dolaştığını keşfedince, alışveriş yapmak zorunda kaldım. Yerel modaya ayak uydurmak, sosyal kabulün yanı sıra turistleri hedef alan saldırılardan korunmanıza da yardımcı oluyor tabii.
Saldırılar demişken, her ne kadar Namibya diğer Afrika ülkelerine oranla çok daha güvenli olsa da, saldırılar sadece maddi olup kişisel zarar vermese de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Program nedeniyle araba kullanmamız yasak olduğu için, çok pahalı olduğu halde güvenlik nedeniyle her yere özel taksilerle gitmeme rağmen, başımdan üç olay geçti. Çarşıda cüzdanım için takip edildim, evime girerken telefonum için bıçakla tehdit edildim. Ve en korkuncu; bir akşam takside giderken diğer arabadaki sarhoş adam tarafından silahla tehdit edilip uzun süre takip edildim.
Alışana kadar yaşadığım diğer sıkıntılar başta yalnızlık, toplu taşıma olmadığı için arabasızlık, çalışma kültürü, çok kısıtlı alışveriş saatleri, zayıf sağlık hizmetleri, uzun kuyruklu bankalardı. Burada sabır en önemli meziyet, zira aceleye ihtiyaç yok. Zaman, Afrika zamanı...
Namibya kurak, büyük bölümü de çöl olduğu için sebze-meyve yetiştirmek belirli alanlarda ve uzmanlıkla mümkün. Temel besin maddesi et. Sığır çok değerli, yaban etleri de çok tercih ediliyor. “Sen ne yedin?” derseniz, kudu, springbok, gemsbok gibi antilop türlerinin yanı sıra timsah, zebra, devekuşu da yedim. Favorim zebra ve springbok.
Bu sürede STK’ların çalışma şartlarını yakından gözlemleme, kırsal bölgelerdeki kültürü öğrenme, sağlık hizmetlerini yakından inceleme şansım oldu. HIV/AIDS’le savaşın detaylarını öğrendim. Bu hastalığa yakalanmış insanlarla tanıştım, diğer insanları bu hastalıktan korumak ve bilinçlendirmek için gönüllü çalışmalarını izledim. Dolu dolu geçen altı ayın sonunda fark ettim ki farklı bir dünyada iş hayatı ve Afrika gibi renkli bir kıtada edindiğim sıra dışı deneyimler bana çok şey öğretti. İyi ki gittim ama iyi ki de döndüm!