Burası Türkiye

Burası Türkiye
Burası Türkiye
Geçen yıl Altın Portakal'da en iyi film seçilen "Güzelliğin On Par'Etmez" filminin yönetmeni Hüseyin Tabak, Gezi Parkı direnişini yazdı
Haber: Hüseyin Tabak* / Arşivi

Almanya´da yaşayan Kürt kökenli ve Alman-Türk kimliğine sahip olan birisi olarak BURASI TÜRKİYE sözü ile ilk defa Antalya film festivalinin bitiminden on dakika sonra, beni tehdit edercesine üzerime yürüyen bir yapımcıdan duymuştum. Ödülün benden geri alınması gerektiğini söylüyor, filmimin bir Türk filmi olmayıp, bu ödüle layık olmadığını idda ediyordu. Fakat ne hikmetse aynı yapımcı iki gün önce bana filmim için bir dagıtım şirketi bulacağını söylemişti. Ve son olarak BURASI TÜRKİYE lafını, 25 Mayıs 2013‘de Taksim‘deki Majestic Sineması önünde, benim filmi izlemek isteyen bir grup üniversiteli genci beklerken duymuştum. Aynı anda 30 ila 40 kadar başka bir grup, Reyhanlı olayı dolayısıyla basın özgürlüğü için protesto etmek için İstiklâl Caddesinde yürüyorlardı. Fakat pankartlarını çıkardıkları anda yüzlerce polisin kaba kuvvet hücumuna uğradılar. Gençler ara sokaklara ve bize doğru koşmaya başladılar, arkalarında bir sürü polis vardı. Korkudan bizde onlarla karışıp kaçmaya başlamıştık. Bizim güvenliğimizi korumaları gerekirken, biz bir anda polisin kovaladığı kişiler oluvermiştik. Ben ağzımı gözyaşartıcı bombadan korumak için kapatmış ve bir Cafe’ye saklanmışken, yanıma gülerek bir garson geldi ve ne içmek istediğimi sordu. Ona heyecandan cevap dahi veremedim. Bana bakıp göz kırptı ve “Boşver takma kafana, BURASI TÜRKİYE” dedi.

Fakat BURASI TÜRKİYE ne demek oluyordu? Bir insanın kısmeti iyi gitmiş ve iyi bir şey başına gelmişse, komşusunun bunu kıskanması ve saldırması mıydı? Devletin İnsan Haklarını ayakları altında ezmesi miydi? Veya bir oyuncu Tiyatro Salonunda Bakanın kızına, oyun sırasında sesli sakız çignememesini rica ettiği için, Tiyatro kurumlarından gelecek olan Promosyonların geri çekilmesi miydi? Ya da polisin yıllardır Doğu Anadolu bölgesinde canice hüküm sürdüğü ve Kürt çocukların kolları kırılırken ve yaşlı kadınların dövülmesi miydi BURASI TÜRKİYE, bunu anlamalıydım. Ne zaman ki anlamsız, inanılmaz, mantıktan uzak bir olay olsa, BURASI TÜRKİYE sözü kullanılıyor.

Ve ben, Gezi Parkı ile ilgili gelişmeleri, iç ve dış basından, yerel Kanallardan ve amatörce çekilmiş cep telefonu videolarından takip ederken de soruyorum yine kendime. Acaba bu da, BURASI TÜRKİYE Katagorisine mi dahil diye. Buna inanmıyorum. Türkiye bir değişime uğruyor. Mayıs ayında filmim için Türkiye’de dolastığımda, birçok üniversite öğrencileri ve gençlere görüştüm. Otoriter Hükümete karşı olan öfkeleri, o zamanlar kendisini hissettiriyordu zaten ve ayni zamanda yeni bir şeylere başlamak isteklerini, bir şeyleri yerinden oynatmak istemenin enerjisini, hissetmistim. O gençler ki, içlerinden BURASI TÜRKİYE lafının manasını değiştirmek istiyorlardı. Bu deyimin, bu güne kadar süre gelen anlamını artık kabul etmek istemiyorlardı.

Yeni Türkiye artık soru soruyor, çözüm arıyor. Ne düşünmesi ve ne yapması gerektiği hakkında baskıyı kabul etmiyor. Ve bazen, belkide sadece “üç-tane ağaç” öfkesini ve değişim isteğini göstermesine yeterli oluyor.

Fakat Hükümet bunun 3-5 ağaç ile ilgili bir şey olmadığını anlamıyorsa eğer, o zaman kaybederler. Ve nihayet bu Hükümeti yürütenlere karşı, artık benim; “BURASI TÜRKİYE!” deme sıram geldi.

Bu söz, Gezi Parkı olaylarından sonra yeni bir anlam taşımalı. Benim düşüncem, BURASI TÜRKİYE sözü, çeşitli ırklardan, jenerasyonlardan, değişik dinlerden olanların birleşerek haksızlıklara karşı gelmesi oluyor. BURASI TÜRKİYE Türk ve Kürt arasındaki barışı simgelesin, çünkü barış partilerin aralarında imzaladıkları kağıt olmayıp, Halkların bir arada özgürce yaşayabilmeleri demektir.

BURASI TÜRKİYE sözü, Gezi Parkından bu yana insanların tam bir Demokrasiye hazır olduğu anlamına gelir, diye düşünüyorum. Sadece demokratik bir seçim oldu demek, bu ülke Demokratik oldu anlamına gelmez. Bir Demokrasinin zamanı gelip gelmediğine ise insanlar kendileri karar verirler ve bu gençlerin gözlerindeki kararlılık artık görmemezlikten gelinemez. “Sayın Başbakan, on beş gün bekleyeceğinize, gençlerimiz sokaklarda hayatlarını kaybettikten sonra, binlerce insan yaralandıktan sonra, yüzlerce insan ve avukatlar gözaltına alındıktan sonra, yüzbinlerce insana saldırdıktan sonra, onlar gaza boğduktan sonra... değil, ilk günlerde konuşacaktınız, onları önceden dinleyecektiniz, kulak verecektiniz, o zaman sohbet daha içten olurdu, çünkü BURASI ARTIK TÜRKİYE..."

* Yönetmen/ Güzelliğin On Par’Etmez Filmiyle 2012 Altın Portakal Ödülü Sahibi