Bütün yollar Asmalımescit'e çıkar

Bütün yollar Asmalımescit'e çıkar
Bütün yollar Asmalımescit'e çıkar

Gülüm Çay Bahçesi nin sahibi İbrahim Göz ve 20 yıllık müşterisi İbrahim Kahramanoğlu heyecanlı bir tavla karşılaşmasında.

Asmalımescit'te çalışan ve yaşayanlar, hafta sonu kalabalığı çekildiğinde onlara kalan sokakların dünü ve bugününü anlatıyor. İşte 41 yıllık muhtarıyla, kasabıyla ve uykulu kedileriyle mahalle...
Haber: ELİF İNCE - elif.ince@radikal.com.tr / Arşivi

Fikret Adil 1933’te, “Intermezzo Asmalımescit 74“ kitabında “Asmalımescit`te insan, ancak oraya yerleştikten bir hafta sonra ve sabah sekiz ile on altı arası uyuyabilir… Çünkü Asmalımescit`in nabızları gibi, mütemadi topuk sesleri, sofalarda, bitişik evlerde dolaşır, her an odanızın önünde birinin nefes aldığını zannedersiniz. Sabaha karşı da uyumak kabil değildir. Bu saatlerde aktristler işlerinden dönerler, ekserisi içmiş olduğu için yüksek sesle konuşurlar, beraberlerinde getirdikleri damlarla ‘daha içelim, yakmayalım’ diye münakaşa ederler, gramofon çalarlar” diye yazıyor. Sanki 80 yıl öncesinin Asmalımescit’ini değil de ‘Asmalı’nın dün akşamki halini anlatıyor. Kimileri daha yeni keşfediyor Asmalı’yı. Dar, ışıl ışıl sokakları doldurmuş şık, salaş, genç, yaşlı kalabalığa şaşkınlık ve hayranlıkla bakıyor, belki yanlış bir sokağa girip kayboluyor, Sofyalı Sokak’ta ilk kez yaya trafiğine takılıyor. Ve Asmalı, birkaç çakırkeyif maceranın sonunda kanına giriveriyor. Bir dahaki sefere o hep önünden geçtiği seyyar tekilacıda durup bir shot dikiyor kafaya. 

Ve sonra Babylon geldi...
Asmalı’nın değişim sürecinde iki milattan bahsediliyor. 1999’da açılan Babylon, kısa zamanda şehrin en sağlam canlı müzik mekânı haline gelerek adeta yeni bir akım yaratıyor. 2005’te aynı sokakta açılan ‘Küçük Otto’ da, iyi yemek ve güzel müziği, keyifli bar ortamı ile bir araya getirerek sokağa alternatif gençliği çekiyor, sıkı bir müdavim kitlesi ediniyor. İşte o gün bugündür gençler Asmalı’ya akın ediyorlar. Mahallenin tarihi dokusundan etkilenen yabancılar, eski binalardan daire satın alarak içlerini onarıyorlar. Kiralar ise hâlâ Galata, Cihangir ’e kıyasla ucuz. Binaların üst katlarındaki yüksek tavanlı, kemerli, cumbalı daireleri reklam, grafik, mimarlık ajansları, galeriler kapıveriyor.
Son 5 yıldır Asmalımescit’e gidenler ise artık kendilerini ‘eskilerden’ sayıyor ve masaları, sokakları, gizli köşeleri ele geçiren yeni kalabalığa içerliyorlar. “İpini koparan geliyor” diye kızıp, “Artık hafta sonları Asmalı’ya gidilmez” diye söyleniyorlar. Çoğunun ağzında çiklet gibi “Burasını da Nevizade’ye çevirdik, tükettik” lafı. 

O eski tenha sokaklar...
Çok daha eskilerin anlattıkları hikayeler ise, mahalleyi yeni keşfedenlerin hayal bile edemeyeceği kadar karanlık. Flamm’ın sahibi İrfan Kuriş, bundan yalnızca yedi yıl önce tenha sokaklara girmeye çekinen müşterileri Marmara Pera’dan eşlik ederek getirdiklerini anlatıyor.
Kuruyemişçi Hayrettin bey, 15 sene önce, babası onu Sofyalı Sokak’ta yaşayan bir doktora sipariş götürmeye yolladığında “Dua ede ede geçerdim sokağı. Karanlıktı. Hapçılar vardı. Bıçaklanmaktan korkuyorduk” diyor. 50’li yıllarda Asmalı’nın büyüsüne kapılıp sokakları mesken edinen Mahmud Küda, Nuri İyem, Abidin Dino, Avni Arbaş ve Cihat Burak gibi ressamların varlığına rağmen, 1965’ten 90’ların sonuna kadar mahalle, “tehlikeli” sayılıyor.
Asmalı’daki değişimden memnun olmayanlar da çok. Özellikle esnaf, özlem ile anıyor mahallenin eski günlerini. Bakkal Hızır “1994’te geldiğimde burada aileler yaşardı, en azından çoluk çocuk görüyorduk. Artık müşterim işyerleri, yoldan gelen geçen… Kiralar yükseldi, kiracılar çıktı, evi olan da iyi para ettiği için sattı. Ben de çekip gitmek istiyorum.” diyor. Sokağın en eski meyhanesi Refik’in sahibinin oğlu Refik Arslan, babasının son zamanlarda çok nadir uğradığını anlatıyor sokağa: “Eskiden sokakta tavla oynardı, esnafla konuşurdu. O eski keyif yok artık, esnaf da kalmadı zaten.”
‘Yeni Asmalı’dan tek şikâyet edenler yaşlılar değil. “Sesten uyuyamıyorum, dönüp duruyorum bütün gece” diyor Jurnal Sokak’ta oturan genç bir yönetmen. Ama dünyanın merkezinde olduğu hissini ona bir tek Asmalı veriyor. Aynı Fikret Adil’in 1933’te anlattığı gibi.
“Barlar herkesin ekmek kapısı oldu,” diyen 80 yıllık Cumhuriyet Bakkaliyesi’nin tezgâhtarı gibi değişimden memnun olanlar da var. “Turist sayısı arttı, daha kaliteli turist gelmeye başladı” diyen Otto’nun ortağı Nevzat Ataray da onlardan biri. 41 yıldır mahallenin muhtarlığını yapan İbrahim Özkurt “Bu kadar insan mutsuz olsa burada böyle dip dibe durur mu?” sorusuyla bitiriyor tartışmayı aslında. 76 yıldır mahallede yaşayan Ferruh amca da katılıyor muhtara. Eskiden sütçünün eşeğiyle geçtiğini anımsadığı dar sokaklar sabah boş bira şişelerinden yürünmez hale gelse de, “Ömrümüz burada geçti. Burada da öleceğiz galiba” diyor.

Ferruh Kayacan, 79, emekli oto tamircisi
“Burada doğduk, burada öleceğiz galiba”
“76 yıldır bu semtteyim. Tünel’deki Mevlevihane, eskiden benim ilkokulumdu. Tekkeydi adı. 50 sene önce güğümle süt satarlardı bu sokaklarda eşek sırtında. Gençliğimiz Refik’te geçti. Bizim kahrımızı çok çekmişliği vardır, içerdik, paramız olmazdı. Ama sonradan borcumuzu öderdik. Kızardı, konuşurdu ama iyiydi Refik, iyi bir yerdi. Asmalımescit’in artık sevilecek bir tarafı bence kalmadı. İçeride beş kişi varsa dışarıda 55 kişi var. En kötü günler perşembe, cuma, cumartesi. Patırtı dokuzdan sonra
başlıyor. İskemlelerin arasından yılanvari kıvrıla kıvrıla geçiyoruz. Sokaklar sabahları boş şişeden geçilmiyor. Ayağımızın altı tutkal gibi yere yapışıyor içkiden. Yine de ömrümüz burada geçti. Burada da öleceğiz galiba.”

İbrahim Özkurt, 69, mahalle muhtarı
“Tünel’e baktığımda gurur duyuyorum”
“50 senedir buradayım, 41 senedir aralıksız muhtarlık yapıyorum. Ben durağanlığı sevmem. Tünel’e şöyle bir baktığımda gurur duyuyorum. Bana göre Beyoğlu çok güzel. Bizim semtimiz diğerlerine göre canlı, gelen turist bol.”

Seydo, 15, çiklet satıcısı
“Asmalı ampul gibi. Bir yanıp bir sönüyor”
“Romanım, Tarlabaşı’nda oturuyorum ailemle. Günde 90-100 lira kazanıyorum. 10’u cebe, 90’ı anneye. Tabii kalabalıklaştığı için geldik. Ben yokken selpakçılar vardı. Onları Odakule’nin oraya yolladım. Bu sene işler kötü, burası ampul gibi zaten, bir yanıp bir sönüyor.”

Remzi Ünal, 55, emlakçı
“1+1 kirası 1250-1500 TL”
“Bütün eski binalar şu an onarılıyor, restore ediliyor. Bizim sattıklarımız çoğunlukla 70-80 milyar arasında yerler. Kiralamak isteyenler için, Tünel civarında bir oda, bir salon dairelerin kirası ayda 1250-1500 TL arasında. Özellikle gençler tutuyor.”

Murad Erenler, 27, sanat danışmanı
“Eskiden hayalet şehirdi”
“1995’te ailem Sofyalı Sokak’a taşındığında burada sokak lambası yoktu. Galatasaray Lisesi’nden Asmalı’ya kadar hayalet şehirdi. Bundan yalnızca beş sene önce, arkadaşlarıma, “Otto diye bir yer var bizim orda, gelin oraya gidelim,” dediğimde bana “Ya abi boşver, başka zaman gideriz” falan derlerdi.

Ali İhsan Yazıcı, 57, bakkal tezgâhtarı
“Barlar ekmek kapısı”
“En az 80 senedir açık Cumhuriyet Bakkaliyesi. Eskiden evlere patates, makarna, pirinç satardık, şimdi, içki, meşrubat. Şikâyet eden olabilir, ama barlar aslında herkese ekmek kapısı oldu.

Ressam Barış Sarıbaş, 31
“Asmalı’yı Asmalı yapan sanatçılardır”
“Yusuf Taktak, Yusuf Katipoğlu, Ahmet Oran, Muzaffer Akyol, Rafet Ekiz, Mehmet Arpacık... Bu
isimler buranın ruhunu yaratan adamlardı. Evet, Babylon’un açılışı burada bir milattır. Ama Asmalı’yı Asmalı yapan da sanatçılarıdır. “

İrfan Kuriş, 63, Flamm’ın sahibi
“Sırf zenginler için değil”
“Buradaki gençlerin bira içmesi, tekila shot çakması, ben 20 liraya satarken 5 liraya satmaları hoşuma gidiyor. Burada bir çeşitlilik var, şu an ciddi kozmopolit bir bölge, sırf zenginler için değil.”

Refik Arslan, 42, Refik Meyhanesi’nin ortağı
“Eski esnaf sohbeti yok”
“Babamla otobüsten inerdik, Pera Palas’ın orada, Tarlabaşı’nda. Merdivenlerden çıkardık. Şimdi Tüyap’ın olduğu yerden güzel bir çam ağacı kokusu gelirdi. Güzel aileler vardı, gayrimüslimler. Çok iyi dostları vardı babamın. Sokağa girdiğinde bir tarafta manavı, çorbacısı, muhallebicisi... Dükkana girdiğimizde de çam talaşının kokusu gelirdi, onunla temizlenirdi dükkan. Biralar meşe fıçılarında beklerdi. Öğle yemeklerinde üç dört tane rakı masası kurulurdu. On çeşide yakın Türk mutfak yemeği çıkarırdık, salonda insanlar sıra beklerlerdi oturalım diye. Üç senedir o yemekleri kaldırdım, çünkü esnaf kalmadı. “

Müferra Çakır, 38, Helvetia’nın ortağı ortağı
“Çığrından çıktı”
“2000’den beri buradayız. O zamanlar Leblon çantacıydı, imitasyon çantalar satardı. Kapısının önünde cansız mankenin üzerinde ışıklar sarılı, önünde çantalar... House Cafe döşemeciydi. Tam bir mahalleydi, ressamların hem evleri hem de atölyeleri buradaydı. Bizim çok manevi bir bağımız var buraya. Ama son beş yıldır çığırından çıktı. O kadar kalabalıklaştı ki bırakın bir yerde oturmayı ayakta duramıyoruz. Bizim konseptimiz ev yemeği, 12’de kapatıyoruz. Kepenkleri indirip burada dikiliyoruz nasıl eve gitsek diye.”


    ETİKETLER:

    Galatasaray

    ,

    Beyoğlu

    ,

    Cihangir

    ,

    Rakı

    ,

    sanat