Büyümüş de küçülmüş gibi

Büyümüş de küçülmüş gibi
Büyümüş de küçülmüş gibi
Pera Müzesi, Yannick ve Ben Jakober Vakfı Çocuk Portreleri Koleksiyonu'nu ve koleksiyonun sahibi Vu ile Jakober çiftinin çalışmalarından oluşan 'Flash-Back' sergisini ağırlıyor
Haber: DİLŞAD BUDAK - info.dilsadbudak@gmail.com / Arşivi

Size “Geçmiş yüzyılların Avrupalı aristokratlarının portrelerini bir sergide bir araya getirdik” deseler, ne düşünürsünüz?
“İyi hoş ama birtakım süslü püslü, ciddi hatta kasıntı insan suretiyle karşı karşıya kalmanın cezbedici yanı ne olabilir?” veya “Sergi Pera Müzesi’nde açıldıysa, mutlaka bir özelliği vardır” dersiniz belki. Fakat sanırım siz de sergiyi gezdiğinizde derinden sarsılmayı, o döneme ve aristokrat sınıfına dair düşünceleriniz üzerinde büyük bir etki yaşamayı beklemezsiniz. Sergiyi gezmeden önce ben de beklemiyordum.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin, İspanya’daki Yannick ve Ben Jakober Vakfı ile işbirliği içinde, bir yılı aşkın bir süredir çalışarak hazırladığı ‘Altın Çocuklar’ sergisi, çoğunluğu Avrupa kraliyet ailelerine ve yüksek aristokrasisine mensup çocukların portrelerinden oluşuyor.

Bir döneme tanıklık
Sergi, bir taraftan dönemin Avrupa resminin portre geleneğine ışık tutarken diğer taraftan da Avrupa siyasi tarihinin dört yüzyılına, Avrupa’nın aristokrasi geleneklerine, inançlarına ve moda akımlarına ait çok önemli ipuçları vererek 16. yüzyıldan 19. yüzyıl Avrupa’sına uzanan bir döneme ‘altın çocuklar’la tanıklık ediyor. Ama nasıl bir tanıklık! Fransa Kralı XIV. Louis, Hohenzollern Hechingen’li Alman Prensi Frederick Hermann Otto, İspanya Kraliçesi II. Isabel, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan ve daha nice soylu ailelerin çocuklarından oluşan ve dönemin usta ressamları tarafından yapılmış toplam 56 portredeki yüzler, kaderleri doğmadan çizilmiş, ailelerinin belirlediği hedeflere ulaşmak için kullanılan çocukların hikâyelerini anlatıyorlar aslında. Resimlerdeki şık kıyafetler, değerli eşya ve mücevherler ve çocukların yetişkin bir insan gibi ciddi ve asil durma çabaları, hatta içinde bulundukları durumdan büyük gurur duyduklarının belli olması, istisnasız hepsinin gözlerinden yansıyan, ellerinden alınmış bir çocukluğun sebep olduğu o dayanılmaz psikolojik zedelenmenin yanında sönük kalıyorlar. İzleyici olarak dönemin ihtişamıyla ilgilenmeyi bırakıp, karşınızdaki çocuğun hikâyesi üzerinde düşünmeye başlıyorsunuz.
Böyle bir etkileyiciliğin karşısında, içeriği açısından dünyada tek olan ve birçok ülkede sergilenip de büyük ilgi görmüş bu koleksiyonun arkasında duran çifti ve sanatçı kimliklerini merak ediyor insan. Sergilerini tanıttıkları söyleşide Macar asıllı İngiliz Ben Jakober, “Sanatın enerji yaratabilmesi için sanatçının farklı düşünebilmesi gerekiyor. Sanatın zekâ ile hiçbir alakası yoktur. Tersine dâhiyane eserler genellikle manik depresyona yakın, kaotik bir ruh halinden doğarlar” diyor.
Akabinde gezdiğimiz, kendisinin ve Vietnam asıllı Fransız eşi Yannick Vu’nun 1982 ile 2012 yılları arasında birlikte ürettikleri toplam 61 yağlıboya resim, heykel ve enstalasyondan oluşan ‘Flash-Back’ sergisi, Jakober’in sözleriyle neyi kastettiğini daha ilk bakışta anlaşılır kılıyor: Yannick’in erken dönem otoportrelerinden yansıyan melankolik bir derin düşünce hali, yaratıcı sürecini kişisel iç hesaplaşmadan geçirmesi, Jakober’in nesneleştirme ve böylelikle kişisellikten arındırma çabasıyla zıt gibi görünse de, bu birbirinden farklı iki üretim yaklaşımlarının ortak alanda kullanılmaları sonucu, eserleri sanat eleştirmeni Achille Bonito Oliva’nın da söylediği gibi, “Ben Jakober, Yannick Vu ve manevi, kültürel, yaratıcı bir evliliğin ürünü olan üçüncü bir sanatçı: Ben Jakober artı Yannick Vu’nun üretimi gibi yansıyor. İki evli bedenden bir fikrin, bir ürünün çıkması doğum değil de nedir?” Flash-Back’i gezerken, eserlerin hepsini iki sanatçının daha farklı bir dünya için yetiştirdikleri çocukları olarak algıladım.

Üretimden doğan çocuk
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat Vakfı İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol, neden iki sergiyi bir arada açtıklarını “Vu ve Jakober çiftini iki farklı kimlikle, koleksiyoner ve aynı zamanda değerli çağdaş sanatçılar olarak ülkemize getirerek, Türk sanatseverlerinin bakışlarını zenginleştirmek istedik” diye açıklıyor.
Ben, iki sergi arasında bir başka bağın daha olduğunu hissettim: Vu ve Jakober, üretim sürecinden doğan ‘çocuklarına’ karşı duydukları şefkatin benzerini, koleksiyonlarıyla adeta koruma altına aldıkları çocuklara karşı da duyuyorlar. Hiç kuşkusuz iki vizyoner koleksiyonerin aristokrat ‘Altın Çocuklar’ın parlak suretlerinin altında yatan pası, o çağın sosyolojik yarasını görmelerini ve bizlere göstermelerini sağlayan da, bu iki birbirinden çok farklı kişiliğin etkileşerek üretmeleri ve Jakober’in bahsettiği o ‘biraz deli’, biraz da ‘kutsallığın sınırında’ yaşanan ruh halidir.
‘Altın Çocuklar’ ve ‘Flash- Back’ sergileri 6 Ocak 2013’e kadar Pera Müzesi’nde görülebilir.