Buzdolabında benim görmediğim ne var!

Buzdolabında benim görmediğim ne var!
Buzdolabında benim görmediğim ne var!
Haber: Pişo - pisokedi@gmail.com / Arşivi

PİŞO’NUN GÜNLÜĞÜ

Geçen gün kadın eve geldi. Her zaman yaptığı gibi doğruca buzdolabına yönelip, kapağını açıp bir süre seyretti. Sonra aklına çok önemli bir şey gelmiş gibi, aniden çantasını alıp gitti. Bunu bazen adam da yapıyor. Eve gelir gelmez buzdolabını açıp, uzun uzun seyredip sonra kapatıyor.
Sanırım yeni bir terapi yöntemi. Hava sıcak, serinlemek için yapıyorlar desem doğru olmaz çünkü kışın da durum bu. Herhalde buzdolabının içinde benim göremediğim bazı şeyler görüyorlar. Ben bakınca sadece hastası olduğum peynirleri, ton balıklarını falan görüyorum. Onlarsa girenin kolay kolay çıkmadığı, bu tıklım tıklım dolu ama yenebilecek pek az şeyin olduğu buzdolabında, tarihi beş sene önce geçmiş konservelere, rahmetli nenelerinin yapmış olduğu, rengi kahverengiye dönmüş vişne reçeline, yakında canlanıp yürüyecek olan yoğurt kalıntılarına, bir arşive bakar gibi bakıp, geçmişleriyle yüzleşip bugünlerini kurguluyorlar.
Adamın bir sürü reklam fikrini bu buzdolabını seyrederek çıkardığına şahidim. Kadının durumu ise biraz daha farklı. O buzdolabına doğru gayet kararlılıkla gelip açtıktan sonra kafasındakini unutuyor gibi. Ben niye buraya gelmiştim diye bakınıp geri gidiyor. Bazen de buzdolabına niye geldiğini hatırlamıyor ama cep telefonunu son oturduğu kafede, gözlüğünü işyerinde, arkadaşını alışveriş merkezinde, bizi veterinerde unuttuğunu hatırlayıp gazlıyor.
Tamam, benim de bu evde en sevdiğim nesne buzdolabı ama seyretmek için değil. İçindeki ton balıkları nedeniyle (Hızla tüketildiği için bir tek onların kullanım tarihi geçmiyor). Seyretmek için favorim çamaşır makinesi. Pakize ablanın geldiği günler, küçük odadaki çamaşır makinesinin karşısına oturup renkli çamaşırların ha babam dönmesini seyretmeye bayılıyorum. Çok ‘psychedelic’ bir olay. Beni hipnotize ediyor. Bütün gün kafam iyi bir şekilde dolanıyorum.
Aklın sesi Kiraz ise hiç hoşlanmıyor bu durumlardan. O seyredilmesi en anlaşılır nesneyi seyretmeyi seviyor: Televizyon. Kuşlar ve arılarla ilgili belgesellere bayılıyor. Bıyıklarını titrete titrete seyrediyor. Arada bir kendini tutamayıp ekrana toslamasını saymazsak evde tek ‘normal’ davranış sergileyen o. Herhalde bu aileden değil diye düşünüyorum, kesin barınakta karıştı.
Kalın sağlıcakla...


Acar muhabir Pişo’dan haberler 
* Fatih Camii’ne acil müdahale
Fatih Camii, İstanbul’un göbeğinde, en eski, en büyük camilerden biri. Bir özelliği de inanılmaz sayıda kediye barınak olması. Doğal olarak oraya gelip yerleşenlerin yanı sıra birçok kişinin gelip attığı kedi de var. Birkaç kişilik gönüllüden oluşan Fatih Camii Grubu ise bu hayvanları beslemek, tedavi etmek, sahiplendirmek için muazzam bir çaba gösteriyor. Şu ana kadar 3 bin kediyi sahiplendirmişler. Ama kedilerin sayısı çok fazla. Son altı ayda 600’den fazla kedi atılmış. Bazılarını, sahipleri tatile giderken kutularıyla atmışlar. Çok işlek bir yer olduğundan kediler gelip geçenin keyfi şiddetine de maruz kalıyor. Orası burası kesilen, öldürülen kedi çok fazla. Bu kadar hayvan yaşama mücadelesi verirken şimdi de en kötüsü olmuş ve bir ünlünün cenazesinin ardından çok sayıda kedi ortadan kaldırılmış. Yani görüntüyü düzeltmek için olsa gerek, toplanmış. Yemek yedikleri, su içtikleri kaplar kaldırılmış. Şu an orada bir can pazarı sürüyor.
Fatih Camii Grubu, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve Başkan Yardımcısı Hasan Süver’in, konuya olumsuz yaklaştıklarını ve çözüm getirmediklerini belirtiyor. Gönüllü grupla irtibata geçmek için adres, fatihkedileri@gmail.com... Fatih Belediyesi’ne iki çift laf etmek için e-mail ve faksı siz bulun, ben vermiş olmayayım. 
* Taksim’de bir kedi heykeli
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Taksim Meydanı başta olmak üzere kentin çeşitli mekânlarına üç boyutlu hayvan figürleri yaptırıyor. Taksim Meydanı’na da 4 metre uzunluğunda bir kedi figürü dikildi. Bir önceki haberi okuduktan sonra ‘Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’ demek istiyorum. Biri kedi logosu yapar, diğeri heykellerini diktirir. Gören de kedilere çok değer veren belediyeler olduklarını düşünecek. Bu durum bana Oscar’lı ‘The Cove’ belgeselini hatırlattı. Orada da her tarafında yunus heykelleri, yunus hediyelikleri olan Japon kasabası, gizlice ve sistematik şekilde yunusları katlediyordu.

HAZIRLAYAN: ESRA OKUTAN