Cadı avının masum kurbanı

Cadı avının masum kurbanı
Cadı avının masum kurbanı
Danimarkalı 'genç usta' Thomas Vinterberg'in 'Onur Savaşı', insanlığın 'cadı avı' alışkanlığının modern toplumlara nasıl sirayet ettiğini belgeliyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Danimarkalı ‘ genç usta’ Thomas Vinterberg’in ‘Onur Savaşı’nı (Jagten) izlerken, ister istemez Sam Peckinpah başyapıtı ‘Köpekler’i (Straw Dogs) hatırlıyoruz. Temelinde Arthur Miller’ın 1953 tarihli oyunu ‘Cadı Kazanı’ (The Crucible) ve dolayısıyla da McCarthy dönemi ‘avcılık’ını barındırsa da, Peckinpah’ın yarattığı atmosferin bir benzerini görüyoruz bu filmde zira. Vinterberg de tıpkı üstat gibi, küçük ölçekli malzemeden devasa bir insanlık portresi çıkarıyor ve bunu ‘soğuk/sert’ fırça darbeleriyle yapıyor.
Boşanmadan yeni çıkmış, çocuğunu görebilmek için çırpınan bir anaokulu öğretmeninin dramına ortak oluyoruz hikâyede. Okuldaki çocuklardan birinin sözleri baz alınarak ‘taciz’le suçlanan adam, kısa zamanda yalnızlaştırılıp yalıtılıyor çevresindekiler tarafından. Bununla da kalmayıp ‘düşman’ haline getirilen karakter, ‘karanlık çağlar’ın alışkanlıklarının modern toplumlara nasıl sirayet ettiğini de belgeliyor serüveniyle.
‘Onur Savaşı’, güvenilirliği kuşkulu tanıklıklar üzerinden ‘damgalanan’ yığınla insanın sessiz çığlığını aktarıyor bize, buradaki karakter aracılığıyla. Bu durumun en bilinen yansıması da McCarthy dönemindeki ‘cadı avı’ bildiğiniz gibi. Film de bu dönemi hatırlatan bir toplumsal harita çıkarıyor, kitlelerin manipülasyona açık yüzünü gösteriyor. Belleği bazı hassasiyetlerle tıka basa doldurulan insanlık, bunlara karşı olduğunu düşündüğü (ama net biçimde bilmediği) ‘şey’e doğru yöneltiyor öfkesini, nefretini. Filmdeki karakterin ayaklar altına alınmasını sağlayan, dibe vurmasına neden olan, onu itibarsızlaştıran da bu oluyor sonuçta. Yaptığı ya da yapmadığı şeyden ziyade, toplumun onu damgalamasıyla siliniyor karakter ve mücadele edecek gücü kalmayana kadar hırpalanıyor acımasızca. ‘Cadı avı’nda herhangi bir sınır olmadığı gibi, ‘yargısız infaz’da da sınır yok. Yasalar karşısında ‘suçsuz’ bulunsa da suçun tarif edil(e)mediği ‘toplum mahkemesi’nden kurtulamıyor en nihayetinde. Thomas Vinterberg’in ‘Onur Savaşı’, her bir karakterin içine bakmayı zorunlu kılan, bunun yanında hiçbir şey görememe riskini de peşine takan, böylece seyirciyi içinden çıkılmaz bir paradoksa sokan bir film. Hedeflenen ‘cadı avı’ net biçimde görünse de, kimin av kimin avcı olduğu konusunda belirsizlikler var, ki ‘çürük’ doğan insanoğlunun karanlığı da bu fluluk içinde yüzüyor her daim.


    ETİKETLER:

    Modern

    ,

    toplum

    ,

    film

    ,

    karakter

    ,

    Karanlık

    ,

    genç

    ,

    Karşı