Çalışanlarım için kişisel bakım kaseti hazırlattım

Çalışanlarım için kişisel bakım kaseti hazırlattım
Çalışanlarım için kişisel bakım kaseti hazırlattım
Türkiye'nin en stil sahibi iş adamlarından Akın Öngör, görünümüne günde üç takım elbise değiştirecek kadar önem veriyor
Haber: KAĞAN GÖKALP / Arşivi

Akın Öngör ile evinde buluştuk ve Nazım Hikmet’in şiirindeki gibi büyük işlerden konuştuk: Açlıktan, tokluktan, sevdalardan… Hayat üzerine konuştuk; modadan, şaraptan, doğadan, yemekten, purodan… Salonun duvarlarını süsleyen Fikret Mualla tablolarına baktık, sessiz sessiz, hüzünlendik. Karanlığı yırtan mor üzüm salkımlı tabloya baktık, çocuksu bir coşku kapladı içimizi… Hemen önümüzde bakmaya doyamadığımız mavi şalla örtünmüş Boğaz, tabloların en güzeliydi. Akın Öngör’ün yaşam paletinde tüm renkler vardı… O renklerden ‘hayat ve moda’ temalı bir tablo yaptık.

Mareşal Montgomery, Churchill’e birgün der ki: “Gece 10’da yatağa giriyorum. Her sabah 6’da kalkıyorum. İçki ve tütün kullanmıyorum. Yağlı yemek yemiyorum. Her gün spor yapıyorum. Yüzde 100 formdayım.” Churchill ise “Günde 4 saatten fazla uyumuyorum. İçtiğim viskinin haddi hesabı yok. Yağsız hiçbir şey yemiyorum. Yüzde 200 formdayım” diye cevap verir.
Sizin bir yanınız Montgomery, diğer yanınız Churchill. Yemeğe, şaraba ve puroya düşkünsünüz, ama 20’lik delikanlılara taş çıkartacak bir fiziğiniz var. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Hayatı çok seviyorum. Yaptığım her şeyi kararında bırakırım. Yemeği ve şarabı sevdiğim kadar, tüplü dalışı, yelkeni, yüzmeyi ve iyi giyinmeyi de severim. Tüm bunları yapabilmek için de fiziğime dikkat ederim. Kaliteli yaşamanın önkoşulu fit ve sağlıklı olmaktır.

Küçükken de giyiminize hep böyle meraklı mıydınız? Memur kökenli bir aileden gelmiş olmama rağmen, küçüklüğümde de özen gösterirdim. Para biriktirip kendime şık ayakkabı ve kıyafetler alırdım. Hatta iş başvurusu için İngiltere’ye gittiğimde, benimle mülakat yapan İngiliz uzun uzun kusursuz blazer ceketimi süzdü. “Açıkçası böyle bir Türk beklemiyordum” dedi.

1991-2000 arasında Garanti Bankası Genel Müdürü’ydünüz. Çalışanların kıyafetine ne ölçüde müdahale ediyordunuz?
Bankacılıkta birçok konuda yenilik taraftarıydım. Bunların ötesinde çok hassas olduğum iki konu vardı: Birincisi toplantı masası. Türk iş hayatındaki egemen hiyerarşik düzen o dönem Garanti’de de vardı. Dikdörtgen masanın başına genel müdürler oturur, diğer yöneticiler de mevkisine göre sıralanırdı. Bu düzeni kırmak için yuvarlak toplantı masalarda yaptırdım. Büyük dirençle karşılaştım, “altımda çalışan adamla aynı masa etrafında oturmam” diyerek ayrılanlar oldu. Ama zamanla herkesin fikrini özgürce söyleyebileceği bir ortam oluştu toplantılarda.
Bir de kıyafet konusunda çok hassastım. O dönemki Beymen Genel Müdürü Nur Akgerman’a 45 dakikalık bir kişisel bakım kaseti hazırlattım. Kasette kıyafet ile ilgili her şey vardı: Gömlek yakasından, ütüsüne, gömlek-kravat-takım-ayakkabı-çorap uyumuna, sakal tıraşından, kadınların makyajına dair aklınıza ne gelirse...Vücut temizliği, deodorantın nasıl kullanılacağına dair bilgiler de vardı. Büyük direnişle karşılaştık. “Bu kaset bizi aşağılıyor, giyinmeyi, temizliğimizi yapmasını bilmiyor muyuz” dediler.”Kaseti izlemem” diyen yöneticiler ve çalışanlar oldu. “Ben dahil hepimiz izleyeceğiz, izlemeyen ceketini alsın çıksın gitsin” dedim. O kasetten sonra her Garanti çalışanı kılık kıyafet, kişisel bakım konusunda daha titiz davrandı. Çok iyi sonuçlar aldık.

O dönemki Akın Öngör her bankacı gibi lacivert takım, beyaz gömlekli bir Akın Öngör müydü?
Bilinenin aksine temiz, ütülü ve uyumlu olduğu sürece renk konusunda son derece demokrat bir genel müdürdüm. Gri, füme ve lacivert takımlarım vardı o dönem. Her birinde en az 15’er tane. Emekli olunca hepsini eşe dosta dağıttım. Bankacı uyumlu ve temiz olduğu sürece mavi gömlek de giyebilir, lila da. Yine de güven verme özelliği açısından beyaz en çok tercih edilen renktir.

Takım elbisede tercihiniz İtalyan tarzı mı, yoksa İngiliz mi?
Eskiden İngiliz’di, şimdi İtalyan tarzını daha çok benimsiyorum. Bedene oturan,dinamik kesimler seviyorum. Londra’da Austin Reed’i tercih ederdim yıllar önce. Sonra Milano’da Diana adlıbir terziye diktirmeye başladım gömlek ve takım elbiselerimi. Yıllar evvel ceketlerimi İstanbul’da Agop Salohan’a diktirirdim, pantoloncum Stefan’dı. Şimdi artık olmayan Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki Martino’ya gömleklerimi diktiriyorum..

Şimdi daha spor giyiniyorsunuz. Tercih ettiğiniz markalar neler?
Zegna, Gucci, Ralph Lauren’i beğeniyorum.

Ayağınızdaki ayakkabıları merak ettim?
İngiliz. Allen Edmonds. Church’ü de severim.

Genel müdür olduğunuz dönemlerde bazı günler 3 takım elbise değiştirdiğiniz doğru mu?
Evet. Ofisimde de askıda takım elbiselerim vardı. Sabah giydiğim takım elbise öğlen sabahki diriliğinde olmazdı. Ofisimdeki takım elbiselerden birini giyerdim günün ikinci yarısında. Akşam da bir yere davetliysem ya smokin, ya da başka bir takım elbise giyerdim. Günde iki kez sakal tıraşı olurdum. Sabah altıda bir de öğleden sonra.

Hiç 2500 TL’ye ayakkabı aldınız mı? Örneğin Fransız Berluti?
Bir çift almıştım. Bir ürünü çok beğenirsem fiyatına çok fazla bakmam açıkçası. Para benim zevk ve ihtiyaçlarıma hizmet ettiği sürece anlamlı.

Saat tercihiniz?
Panerai, IWC.

Kolunuzdaki saat ilgimi çekti?
Louis Vuitton. Yatçılık için sınırlı sayıda üretilen bir model.

Bir de puro merakınız var?
Azalttım, artık ayda bir içiyorum.Hoyo de Monterrey ve Cohiba’ların robusto’larını tercih ediyorum.

Çoraplarınız uzun konçlu mu?
Evet, tenimin görünmesini hiç sevmem. Türkiye ’de her yerde bulamıyorum. Yurt dışından alıyorum genelde.

Davetlerde de kesin bağlamalı papyon takarsınız?
Evet, başka papyon takmam. Papyon bağlamasını iyi bilirim.

Şarap işiniz nasıl gidiyor?
Mart ayında Selendi’nin Roze’sini çıkarıyoruz. Gülpembe ismi.

İsim babası kim?
Eşim.

Eklemek istediğiniz birşey var mı? Ülkemizde bizim dışımızda 135 memeli yaşıyor. Avrupa’daki bitki çeşidi 12 bin, ülkemizde 10 bin. Kıymetini bilmiyoruz. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras para, pul değil, temiz bir dünyadır.