Çanakkale Bienali: 'Yalıtılsa' da önemli...

Haber: Ceren Özpınar / Arşivi

3. Uluslararası Çanakkale Bienali 28 Eylül’deki açılışla izleyicilerle buluştu. Türkiye ’den ve yurtdışından 34 sanatçının yapıtlarının yer aldığı Bienal, eski otogar ve deposu, Korfmann Kütüphanesi, eski Ermeni Kilisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ni mesken tutarak çağdaş sanattan bir perspektif sunuyor. Genel sanat yönetmenliğini Beral Madra’nın, küratörlüğünü Fırat Arapoğlu, Seyhan Boztepe ve Deniz Erbaş’ın yaptığı Bienal, Ranciére’e referansla “Kurgular ve Karşı Duruşlar” konsepti etrafında oluşturulmuş. Sanatın siyaset için bilgi ve temsil değil, kurgu ve karşı duruş ürettiği önermesi, enstalasyonlar, videolar ve fotoğraflarda vücut buluyor. Artık İşler Video Kolektifi’nin eleştirel olmasının yanı sıra 60’ların video sanatını anımsatan estetiğiyle “Bir Ankara Direnişi”, Çanakkaleli kadınlarla atölye çalışmaları yapmış Michelangelo Pistoletto’nun eser üretme biçiminin uzantısını oluşturan “Love Difference & Artway of Thinking”in “Dönüşüm”ü, Jacob Gautel’in “Çanakkale Kahramanları”, Neriman Polat’ın TOKİ eleştirisi “Özdönüşüm Emlak”öne çıkan işlerden.
İstanbul dışı bienallerin çoğalması, çağdaş sanatın bu şehirlerde görünür kılınmasını ve İstanbul odaklı bir merkezileşmenin kırılmasını amaçlıyor. Küratörlerinin deyişiyle “herkesin eşit derecede kültürden faydalanmasını” hedefleyen Çanakkale Bienali’nin kültüre erişimi arttıracağı bir gerçek; ancak bu amaç aynı zamanda “kültürün demokratikleştirilmesi” ve “kültürel elitizm” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Toplumun tüm bireylerinin kültür ihtiyaçlarının benzer olduğu ilkesine sahip “kültürel elitizm” kavramı, Bienal’in ana sergisinde Çanakkale’den yalnızca tek bir sanatçının olduğu düşünüldüğünde, şehre getirilen sanat aracılığıyla, günümüzde üretilmesi gereken sanat için bir ölçüt sunulduğu fikrini akla getiriyor. Çağdaş sanatın bir skalasını sunduğunu ve bunun İstanbul Bienali’nde bile pek görülmediğini öne süren Bienal, bu sözlerle de öğretici bir tavra kayıyor.
Dünya çapında yapılan bienallerde, kentlerin ismini taşıyan bienallerin, o kentler için sorumluluklar üstlendiği tartışması halen mevcut. Önceki iki Çanakkale Bienali, karmaşık ama kentin içine yayılan, düzayak girilebilen mekânlarıyla adından söz ettirmişti. 3. Çanakkale Bienali ise, her ne kadar mekânları merkezde yer alıyor olsa da, kent ile iletişime geçemeyen, yerel halkı kendine davet edemeyen, neredeyse “yalıtılmış” yerleri mesken tutuyor ve bienali kimlerin gezeceği önem kazanıyor. Okul gezi programları ve atölyeler bu soruya cevaplardan. Ancak turistik cazibe merkezi Troya Antik Kenti’nin yanı başında bulunan Çanakkale Bienali için oraya gelen ziyaretçilerden yararlanmak çekici hale geliyor. Turistlerin Bienal’e yönlendirileceğinin belirtilmesi de, ilk İstanbul bienallerinin yerelden
çok yabancı ziyaretçiye odaklanan ve Bienal’i kültürel mirasın neredeyse bir parçası gibi sunan sergilerini akla getiriyor. Böylece Çanakkale Bienali de bir yandan “turistik göze göre” kurgulanan bir sanat etkinliğine dönüşme tehlikesini içeriyor.
Üniversiteli gönüllülerin organizasyondaki emeği, engelliler ve çocuklar için yapılan düzenlemeleri ve programlarıyla 3. Çanakkale Bienali, bir yandan kenti “Türkiye sanat haritası”nın önemli bir parçası haline getiriyor, bir yandan da farklı uygulamalarla sanat ve bienal için yeni tartışmalara fırsat veriyor. İhap Hulusi afişleri sergisi, Sovyet Gürcistan’dan fotoğraflar sergisi, video gösterimleri, atölye çalışmaları ve paneller gibi paralel etkinliklerle desteklenen Bienal 3 Kasım’a kadar izlenebilir.