Çankaya'nın bütün adamları (3)

10 Ekim 1973'te Trabzon'da seçim mitingi vardı. Boğuk bir sesle ve zorla konuşan kürsüdeki adam tamı tamına 90 yaşındaydı. Siyasi haklarının iadesini istiyordu.

Yazı dizisi
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

10 Ekim 1973'te Trabzon'da seçim mitingi vardı. Boğuk bir sesle ve zorla konuşan kürsüdeki adam tamı tamına 90 yaşındaydı. Siyasi haklarının iadesini istiyordu. Bunu sağlamakta kararlı davranmayan Adalet Partisi'ni (AP) ve lideri Süleyman Demirel'i eleştiriyordu. 66 yaşında Türkiye'nin üçüncü cumhurbaşkanı olan, 77 yaşında idama mahkûm edilen ancak yaş haddi dolayısıyla cezası ömür boyu hapse çevrilen bu adam Celal Bayar'dan başkası değildi. Hapis cezasına mahkûm edilen diğer Demokrat Parti (DP) ileri gelenleriyle birlikte Yassıada'dan Kayseri cezaevine gönderilmiş, ilk sekiz ayını hücrede geçirdiği cezasını çekerken Kasım 1964'te kalp krizi geçirmesi üzerine sağlık nedenleriyle tahliye edilmişti. Ancak Bayar cezaevinden salıverilmesini hiç de şükranla karşılamadı, kendisine büyük haksızlık yapıldığına emindi ve bunun hesabını sormak istiyordu. Bunun için de 27 Mayıs'tan sonra elinden alınan siyasi haklarının iadesi gerekiyordu.
Ordudan hâlâ çekinmekte olan iktidar partisi AP ve Başbakan Demirel bu konuda yeterince cesur ve inisiyatifli davranmıyordu. Rahatsız olan bazı AP milletvekilleri TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli'nin liderliğinde Demokratik Parti'yi kurarak Bayar'ı da asıl liderleri ilan ettiler. İşte 1973 seçimlerinde Bayar bu partinin seçim kampanyasına destek veriyor ve Trabzon'da bunun için konuşuyordu.
İttihatçıların İzmir lideri
Bayar da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ürünü, bu tarihsel siyasi örgütün içinde yetişen bir politik şahsiyettir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde İzmir'de bu cemiyetin sekreterliğini da yapan Bayar bu dönemde Ege Bölgesi'nden 130 bin kadar Rumun Yunanistan'a göç ettirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Daha sonra milli mücadeleye katılmakta tereddüt etmemesinin bir nedeni de bu olmalıdır. Eski İttihatçılara karşı hep mesafeli davranan Kemalist çevre tarafından önce biraz kuşkuyla karşılanmış, ama daha sonra kendisini kabul ettirmiştir. Mustafa Kemal'in yakın çevresi içinde yer aldıktan sonra artık İttihatçılığı söz konusu edilmemesine rağmen uzun yaşamı boyunca bazı yönleriyle hep İttihatçı kaldığı söylenebilir.
İlk Meclis'te Saruhan (Manisa) mebusu olarak yer alan Bayar, önce İktisat Vekili, daha sonra gittiği yurtdışından dönünce de ikinci İsmet Paşa hükümetinde, Mübadele, İmar ve İskan Vekili olmuştur. Ancak bu görevde sadece dört ay kalarak 7 Temmuz'da İş Bankası'nı kurmak üzere istifa eden Bayar'a Atatürk'ün ekonomi konusunda çok güvendiği bellidir. 9 Eylül 1932'de Atatürk'ün inisiyatifiyle tekrar İktisat Vekili olan Bayar'ın bu yıllarda Atatürk'le arasında sıkı bir ilişkinin kurulduğu ortadadır. Nihayet Atatürk'le İnönü arasında çıkan bir dizi anlaşmazlık sonucunda 8 Kasım 1937'de başbakan olarak hükümeti kuracaktır. Atatürk'ün ölümüne kadar süren bu başbakanlık Bayar'ı yeni devletin en önemli politik şahsiyetlerinden birisi haline getirmiştir.
İnönü'nün cumhurbaşkanlığı döneminde Meclis'te yer almaya devam eden ama pek ortada görünmeyen Bayar, İnönü'ye karşı oluşan muhalefet cephesine de katılmamış, çok partili düzene geçmeye karar verildiğinde bir anlamda Demokrat Parti'nin (DP)başına mutemet bir adam olarak gelmiştir. Kuruluş başvurusu 7 Aralık 1945'te yapılan DP gerçekte yeni bir Serbest Cumhuriyet Fırkası'dır. Farkı, kapatılmaması ve iktidarın verilmesidir, yoksa ortaya çıkmasında büyük bir farklılık yoktur. "Güvenilir muhalefet" oluşturmak demokrasiye geçişte önemliydi. Her şeye rağmen tek parti sistemi sona ermiş, artık Meclis'te bir de muhalefet partisi yer almıştı. Dünyanın gittiği doğrultuya ayak uydurmak üzere İnönü-Bayar işbirliği siyaseti yeniden şekillendirmişti. Elbette bir yandan da tek parti geleneği ve alışkanlıkları devam ettiği için İnönü ve Bayar arasındaki ilişkiyi pek de anlayamayan bazı DP'lilerin sert muhalefet isteğini Bayar önlüyordu. Böylece gelinen 1950 seçimlerinden önce CHP 150 milletvekili teklif etse hemen kabul edeceklerini daha sonra itiraf edecek olan Bayar ve arkadaşları 14 Mayıs'ta yüzde 53.3 oy ve 408 sandalye kazanmıştı, CHP ise yüzde 39.3 ve 69 sandalyede kalacaktı.
22 Mayıs'ta iktidarı teslim alan DP'de Bayar cumhurbaşkanlığı için pek hevesli görünmezken Ali Fuat Cebesoy, Reşat Belger, Yargıtay Başkanı Halil Özyörük gibi isimler ortada dolaşıyordu. Ancak grup toplantısında 379 oyun 345'i ile Bayar aday gösterildi ve 22 Mayıs 1950 günü yapılan seçimde 453 oyun 378'ini alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi.
Bürokrasinin sevmediği hükümet
DP iktidarı, muhalefete tahammül gösteren, demokrasiyi içine sindirmiş bir yapıda olmadığını göstermekte fazla gecikmedi; tek parti sistemi kâğıt üzerinde sona ermiş, artık politik arenada da Meclis'te de birden fazla parti vardı, ama bu, sistemin gerçekten tümüyle değiştiği anlamına gelmiyordu. Yeni iktidar partisi 'tek parti sistemi'ne göre işlemeye alışmış, bütün mekanizması ve ilişkileri buna göre kurulmuş mevcut yapıyı kendine uydurmasının yollarını bulacaktı. 27 yıllık CHP iktidarından sonra gelen 10 yıllık DP iktidarı, özellikle sonlara doğru yine bir tek parti iktidarına doğru ilerlemeye başlamış ve karşısında geniş bir toplumsal muhalefetin doğmasına yol açacak tarzda davranır olmuştu. Oluşan toplumsal muhalefet ordu içinde de yansımasını bulduğunda zaten önceden ortaya çıkmış cuntaların sayısı hızla arttı. Genel olarak bürokrasi, özel olarak ise askeri bürokrasi yeni iktidardan pek de memnun değildi. Tüm tecrübelerine, sezgilerine ve istihbaratına rağmen Bayar da ordudan kendilerine karşı bir hareket beklemiyordu.
İntihar etmek istedi
27 Mayıs 1960'taki darbeden sonra DP iktidarının yargılandığı Yassıada davaları 14 Ekim 1960'ta başladı ve 15 Eylül 1961'e kadar sürdü. Bir numaralı sanık doğal olarak Cumhurbaşkanı Bayar'dı. Menderes'in zavallı görünümünün tersine mahkemede adeta eski bir İttihatçı olduğunu hatırlatırcasına soğukkanlılığını kaybetmeden duran Bayar, mahkemenin sonuçlanmasından sonra, 25 Eylül 1961 günü intihar girişiminde bulundu. Boynuna doladığı bel kemeriyle yaşamına son vermek istemişti ama nöbetçi subayı görerek, müdahale edecek ve hayatını kurtaracaktı. Milli Birlik Komitesi 15 idamdan üçünü onaylayıp diğerlerini müebbet hapis cezasına çevirince Bayar da diğer hükümlülerle birlikte Kayseri Cezaevi'ne gönderilecekti.
Sonunda siyasi haklarını geri alan Bayar, eski cumhurbaşkanı olarak kendisine tanınan tabii senatörlük gibi makamlara da itibar etmeyecekti. 23 Ağustos 1986'da öldüğünde tam 103 yaşındaydı ve herhalde son İttihatçı idi.

  • YARIN: Çankaya'nın ilk nöbetçisi: Cemal Gürsel