Çankaya'nın bütün adamları (4)

Demokrat Parti iktidarının gidişatından hayli tedirgin ve rahatsız olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, emekliye ayrılmaya karar vererek izne çıktığı 3 Mayıs 1960 günü ne tür duygular içindeydi, bilinmez.

Yazı Dizisi
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

Demokrat Parti iktidarının gidişatından hayli tedirgin ve rahatsız olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, emekliye ayrılmaya karar vererek izne çıktığı 3 Mayıs 1960 günü ne tür duygular içindeydi, bilinmez. Ama herhalde daha 19 yaşında ve Kuleli Askeri Lisesi'nin son sınıfındayken Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine 16 Ekim 1914'te giydiği subay üniformasını bir daha giyeceğini düşünmüyordu. Oysa orgeneralliğe gelene kadar 46 yıldır taşıdığı bu üniformayı tamamen çıkarmasına daha zaman vardı. İznini geçirmek üzere İzmir'e giderken Menderes hükümetinin Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes'e yazdığı mektup, ordu içinde darbe yapmaya hazırlanan genç subayların onu kendilerine lider olarak belirlemelerinde önemli bir rol oynayacaktı.
Böylece Ege'de sakin bir emeklilik hayal eden 65 yaşındaki Cemal Gürsel darbenin gerçekleşmesiyle birlikte İzmir'den Ankara'ya davet edilerek 28 Mayıs 1960'ta Milli Birlik Komitesi (MBK) başkanlığına ve Devlet Başkanlığı'na getirildi. Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığı'nı da üstlenen Gürsel, bir anda ülkenin en güçlü adamı oluvermişti.
MBK'da iç çatışma
Her ne kadar ünlü tarihçi Halil İnalcık 27 Mayıs'ı "maaşını az bulan subayların yaptığını" söylediyse ve bunda bir hakikat payı bulunsa da, bütün olay bundan ibaret değildi elbette. Kendisine Milli Birlik Komitesi adını veren ve 38 kişiden oluşan cuntanın içinde sekiz yüzbaşı, 10 binbaşı, yedi yarbay, sekiz albay ve çoğunlukla sonradan işe dahil edilen beş general bulunuyordu. Bütün iktidarın elinde toplandığı bu kurul arasında da iki eğilim vardı; iktidarı gerçekten makul bir süre içinde CHP'ye devredecek tarzda düzenlemeler yaparak ordunun kışlasına dönmesi gerektiğini düşünenler ile o günün dünyasında Türkiye benzeri ülkelerde örnekleri görülen tarzda bir tür askeri rejim oluşturarak ordunun uzun süre iktidarda kalması gerektiğine inananlar... Gürsel ilk eğilimin lideriydi ve altı ay kadar sonra, 13 Kasım 1960'ta askeri rejimin kalıcı olmasını savunan 14 MBK üyesine karşı bir tür 'iç darbe' yapıldı ve her biri yurtdışında 'sürgün' niteliğinde görevlere gönderilerek tasfiye edildi.
Anayasanın kabulü sivilleşmeye geçişte bir dönüm noktasıydı. 9 Temmuz 1961'de düzenlenen Anayasa referandumu yüzde 64 evet oyuyla sonuçlandı. Yeni Anayasa'nın en önemli 'yeniliği' iktidarın sadece Büyük Millet Meclisi'ne ait olmaması ama birtakım organlar eliyle kullanılmasını düzenlemekti.
Anayasanın ardından en önemli sorun Yassıada'daki yargılamanın sonuçlarıydı. Bu noktada Cemal Gürsel'in gücü ancak 15 idamı üçe indirmeye yetti.
15 Ekim 1961'de yapılan genel seçimlerde cuntanın istediği sonuçlar ortaya çıkmayınca yeni bir kriz baş gösterecekti. Umulduğu ve beklendiği gibi CHP tek başına iktidar olacak kadar oy alamamış, DP'nin devamı gibi görülen Adalet Partisi ile Yeni Türkiye Partisi'nin toplam oyu CHP'den fazla olmuştu. Seçimlerden altı gün sonra, 21 Ekim 1961 günü İstanbul'da Harp Akademisi'nde toplanan cuntanın, yani Silahlı Kuvvetler Birliği'nin (SKB) yeni bir askeri müdahale kararı aldığı söylentisi yayılmıştı. Bunun üzerine üç gün sonra, 24 Ekim günü siyasi parti liderlerini Çankaya Köşkü'nde toplantıya çağıran Gürsel SKB tarafından kendisine iletilen talepleri bir 'muhtıra' niteliğinde aktarmıştı. Bunlar kabul edilmezse SKB seçim sonuçlarını tanımayacaktı. SKB'nin taleplerinin başında ise Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesi geliyordu.
TBMM cumhurbaşkanı seçimi için toplanacaktı ama bu arada AP Samsun Senatörü Ali Fuat Başgil'in de cumhurbaşkanlığına aday olacağı iddiası ortalığı karıştırdı. Gerçekten de Başgil'in böyle bir niyeti vardı. Bunun üzerine başbakanlık binasına çağrılan Başgil, generaller Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay tarafından öyle tehdit edildi ki, sadece adaylıktan çekilmekle kalmadı, senatörlükten de istifa ederek, politikayı bıraktı ve yurtdışına gitti. Böylece arkasında ordunun açık desteği ve tek aday olarak seçime giren Cemal Gürsel 26 Ekim 1961'de 434 oyla cumhurbaşkanı olurken, 165 oy da boş çıktı. Ordu kışlasına dönüyordu ama liderini de Çankaya'da nöbete bırakıyordu.
Emekli generaller dönemi
Albay Talat Aydemir'in darbe girişimlerini Başbakan İnönü ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'la işbirliği yaparak önleyen Gürsel açısından artık sorun düzenin istikrara kavuşması ve ordunun kışlasına çekilmesiydi. Bir buçuk yıllık askeri dönemin ardından seçildiği cumhurbaşkanlığında da 4.5 yıl kalan Cemal Gürsel'le birlikte Turgut Özal gibi bir siyasi parti lideri zuhur edinceye kadar, yaklaşık 30 yıl, emekli generallerin nöbet tuttuğu Çankaya emin ellerde kalacaktı...

YARIN: Cevdet Sunay