Çankaya'nın bütün adamları (5)

1937 yılında Ağrı Dağı'na tırmanan binbaşı Cevdet Sunay, Atatürk'ün büstünü zirveye koyduğunda...

Yazı dizisi
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

1937 yılında Ağrı Dağı'na tırmanan binbaşı Cevdet Sunay, Atatürk'ün büstünü zirveye koyduğunda gelecekte devletin de zirvesine çıkacağını hayal etmiş midir acaba? Daha o tarihlerde 'Genelkurmay başkanlığından sonra cumhurbaşkanlığı gelir' gibi bir laf henüz dolaşımda olmadığından muhtemelen böyle bir hayali yoktu. Ama 38 yaşındayken, 15 subay ve 50 askerden oluşan bir askeri birliğin başında Ağrı'nın zirvesine ilk çıkan subaylardan biri olan Sunay, bundan 29 yıl sonra, 1966 yılında Cemal Gürsel'in bıraktığı Çankaya nöbetini devralacak ve 1973 yılına kadar tutacaktı. Aslında daha da fazla tutmaya niyetlendi ama parlamento izin vermeyince mecburen Çankaya'ya veda ederek, nöbeti bir başka emekli askere, amiral Fahri Korutürk'e bıraktı.
Kurnaz bir Karadenizli...
27 Mayıs'tan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na atanan Sunay darbeyi gerçekleştiren cunta içinde yer almamasına rağmen hemen herkesle iyi ilişkiler içindeydi ve çeşitli çevrelere güven vermişti. Ve pek bilinmez ama 1922'den 1944'e kadar aralıksız bir şekilde tam 22 yıl bu görevde kalan Fevzi Çakmak'tan sonra altı yılla bu görevde en uzun süre kalan
ikinci asker Cevdet Sunay'dır. Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için kendi isteğiyle istifa etmese görevini sürdürecekti.
Çankaya Köşkü'nü işgal ettiği yıllarda hakkında üretilen çeşitli fıkralarla 'halkın yüzünü güldüren' ender devlet adamlarından biri olan Sunay aslında o fıkraların ima ettiğinden çok daha zeki ve kurnaz bir Karadenizli idi. Saf görünümü altında hayli kurnaz olan Sunay devletin tepe noktalarına nasıl gelineceğini, oralarda nasıl durulacağını, kiminle nasıl ilişki yürütüleceğini, kime kafa tutup, kimin suyuna gidileceğini iyi bilerek, sınırlı yeteneklerine rağmen o yüksek mevkileri o kadar uzun yıllar işgal etmiş biridir.
Sunay'ın siyasette ilkeleri olduğu pek söylenemez. Hiç akıntıya karşı kürek çekmemiş, akıntının doğrultusuna ve hızına ayak uydurarak siyaseten ayakta kalmasını başarmış, hatta aranan adam olmuştur. 27 Mayıs'tan sonra hem cuntayla hem de diğer iktidar odaklarıyla uyumlu hareket etmesi, özellikle de Talat Aydemir'in iki kez kalkıştığı darbe girişiminin engellenmesine katkıda bulunması, İnönü ve diğer siyasilerin gözünde değerini artırmıştı. Böylece, ordunun siyasetin dışında kalmasından yana ama bir yandan da cunta artıklarını hoş tutmayı da ihmal etmeyen bir Genelkurmay Başkanı olarak, hem altı yıla yakın uzun bir süre ordunun başında kalması tercih edildi, hem de Cemal Gürsel'in yerine cumhurbaşkanlığı için ilk akla gelen isim oldu. Hem ordudan itiraz görmezdi, hem de sivil siyasilerin güvenine sahipti. Daha sonraki cumhurbaşkanı adayları için de bir ölçü olmak üzere kullanılan sıfatlarla Sunay, 'asker kökenli, dürüst ve demokrat kişilikli' diye tanımlanarak tercih edilmişti. Nitekim gün gelip Sunay'ın yerine uygun birileri arandığında yine aynı ölçüler geçerli olacak ve uzun uğraşlardan sonra Fahri Korutürk bulunacaktı.
Böylece Gürsel sağlık nedenleriyle görevini yapamaz hale geldiğinde Sunay'ın cumhurbaşkanlığında anlaşan iki büyük parti, AP ve CHP, önce Gürsel'in görevden alınmasını sağlayan bir Meclis kararı çıkardıl, ardından da Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa ederek kontenjan senatörü olan Sunay'ı cumhurbaşkanı seçti. 28 Mart 1966'da yapılan TBMM toplantısında Sunay'ın karşısındaki aday eski darbeci, o zamanki CKMP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş'ten başkası değildi. Sunay TBMM'nin ortak toplantısına katılan 532 üyeden 461'inin oyunu alarak seçilirken, Türkeş'e de 11 oy çıkmıştı.
12 Mart'ın moderatörü
1966'dan 1973'e kadar olan dönem Soğuk Savaş koşullarının egemen olduğu bir dünyadır ve Sunay da dönemin başbakanı Demirel'le birlikte bu dünyaya çok uygun bir ikili oluşturmuştur. Ama yine de 12 Mart 1971'deki muhtırayla birlikte derhal Demirel'i satmış ve bu darbeyle oluşan yarı-askeri rejimin bir tür moderatörlüğünü üstlenivermiştir. Yaklaşık iki buçuk yıl devam eden ve 14 Ekim 1973'te yapılan seçimlerle sona eren bu dönemde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay en etkin isimdir. Öyle ki, Nihat Erim'in istifası üzerine 29 Nisan 1972'de hükümeti kurma görevi verdiği Suat Hayri Ürgüplü'nün bakanlar kurulu listesini beğenmeyince, "12 Mart muhtırasının ruhuna uygun değil" diyerek onaylamayacak kadar rahat davranacaktır.
Solu ezen, toplumsal muhalefetin diğer örgütlü odaklarını dağıtarak siyasal rejimi daha gerici, daha faşizan, daha şoven bir temelde yeniden düzenleyen 12 Mart döneminden çıkış da yine Sunay üzerinden olacaktır. Aslında her dönemin, her devrin adamı olmayı beceren Cevdet Sunay 27 Mayıs sonrasında olduğu gibi 12 Mart sonrasında da aranan adam,
üzerinde uzlaşılacak isim olmayı becerecekti. 12 Mart'ın lideri ve Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı olmasını engelleyen AP lideri Demirel ve CHP lideri Ecevit hem orduyu tatmin edecek, hem de siyasi partilere biraz zaman kazandıracak bir formül olarak
Cevdet Sunay'ın görev süresinin iki yıl uzatılmasını düşündüler. Bunun için gerekli Anayasa değişikliğinin Millet Meclisi'nden geçebilmesi için 300 oy gerekiyordu ama sadece 299 milletvekili destekleyince, öneri Millet Meclisi'nde bir oyla reddedilmiş oldu. Millet Meclisi'nde benimsenmeyen öneri, usule uygun olmamasına karşın Cumhuriyet Senatosu'nda da oylandı. Ama burada da İsmet İnönü ağırlığını koyarak Sunay'ın görev süresinin uzatılmasına şiddetle karşı çıkınca Cumhuriyet Senatosu da öneriyi reddetti ve 28 Mart 1973'te Sunay Çankaya Köşkü'ne veda etmek zorunda kaldı.
Her şeye rağmen siyasi liderler ve parlamento büyük bir iş becermiş ve 12 Mart'ın hem moderatörü, hem de kuvvetli generali emekliye sevk edilmişti. Bu iki emekli general Cumhuriyet Senatosu'nda otururken altı ay sonra, 14 Ekim 1973'te yapılacak genel seçimlerle bir baskı dönemi daha geride kalacaktı.

  • YARIN: Fahri Korutürk ve Kenan Evren