Cannes'da cinsellik yılı

Cannes'da cinsellik yılı
Cannes'da cinsellik yılı

Adele in Yaşamı nın başrolünde Adele Exarchopoulos (solda) ve Lea Seydoux oynuyor.

Fransız sinemacı Abdüllatif Keşiş'in filmi 'Adele'in Yaşamı', şimdiye dek gördüğümüz en ateşli kadın eşcinselliği sahneleriyle Cannes'a bomba gibi düştü.
Haber: ATİLLA DORSAY / Arşivi

Tunus kökenli Fransız vatandaşı Abdüllatif Keşiş’in (Abdellatif Kechiche) yeni filmi ‘Adele’in Yaşamı- 1. ve 2. Bölümler’ Cannes’a bir bomba gibi düştü. Çok abartmasak da en azından mini bomba denebilir. Biri liseli, öbürü üniversitede sanat tarihi okuyan iki genç kızın öyküsü. İlki her açıdan arayış içinde. Hem seçeceği meslek konusunda hem de ilişkilerinde... Öbürüyse yolunu çizmiş: Ressam olacak ve sadece kadınlarla aşk yaşayacak! Böylece ikisi kendilerini bir büyük aşkın ve yoğun bir cinselliğin içinde buluyorlar.
‘Adele’in Yaşamı’, hem de bu Arap kökenli usta yönetmen açısından, hayli cesur bir çaba. Çünkü karşımıza şimdiye dek Cannes’da veya herhangi bir yerde gördüğümüz en ateşli kadın eşcinselliği sahnelerini getiriyor. Üç saatlik filmde bu sahneler çok sık ve çok uzun üstelik...
Gerçi hep estetik sınırları içinde kalınıyor. Yine de bu film, bu yıl Ozon’un fahişeliğe dalan genç kızın öyküsünü cesaretle veren ‘Genç ve Güzel’, Soderbergh’in eşcinsel piyanist Liberace’yi anlatan ‘Şamdanların Ardında’ veya yarışmasız resmi bölüm olan Belirli Bir Bakış’taki yine erkek eşcinselliği üzerine ‘Stranger by The Lake- Göldeki Yabancı’ vb. filmlerle ve hepsindeki porno sınırlarına yaklaşan çekimlerle birleşerek, Cannes 2013’ü özel bir konuma getiriyor. O da şu: Sinemanın yanı sıra Avrupa (giderek dünya ) ahlakında eşcinselliğe sinema aracılığıyla bakışta, yeni ve daha cesur bir dönem. Bir diğer deyişle Cannes bu yıl cinselliğin tabularını oldukça gerileten bir yıl olarak anılacak.

Hoş bir Amerikan filmi

Her şeyiyle çok klasik olduğu için cesaretle ilişkisi olmayan bir Amerikan filmi de son günlerin hoş sürprizlerinden birini oluşturdu. Yarım düzineyi ancak aşan filmiyle kalplerimizde özel bir yeri olan bağımsız Alexander Payne, ‘Sideways’, ‘About Schmidt’ veya ‘The Descendants’ filmlerinin ardından, yarışmada ‘Nebraska’ filmiyle karşımıza geldi. Siyah-beyaz sinemaskop çekilmiş bu estetik film, çok yaşlı bir adamın kendisine çıktığını sandığı (aslında palavra olan) bir piyango parasını almak için, iki oğlunun desteğiyle çıktığı yolculuğu anlatıyor. Başarılı karakterler, Amerikan taşrasına acı-tatlı bir bakış, yaşlılık üzerine hüzünlü bir düşünme. Ve başta emektar Bruce Dern, bir oyunculuk gösterisi. Öylesine alkışlandı ki, ödül alırsa şaşırmayacağım.