Cannes'ın ilk bombaları

Cannes'ın ilk bombaları
Cannes'ın ilk bombaları

François Ozon filmin galasına oyuncuları Marine Vacth (sağda) ve Geraldine Pailhas ile birlikte katıldı.

Meksika yapımı 'Heli', şiddet ve uyuşturucunun başrole çıktığı bir memleket hikâyesi. François Ozon'un 'Genç ve Güzel'i ise her açıdan hayli etkileyici.
Haber: ATİLLA DORSAY / Arşivi

Cannes’ın bu yıl en mutlu kişileri, şemsiye satıcıları... İlk günden itibaren Nuh Tufanı’nı andıran öylesi bir yağmur başladı ki dünyanın dört köşesinden üşüşen onca konuk şemsiye avına çıktı. Ve ortalık seyyar satıcılarla doldu!
Ama başka mutlu olanlar da var. Başta biz sinema yazarları... Çünkü bu yıl filmler de jüri kadar parlak gözüküyor. Ve daha ilk seanslarla birlikte beklentiler artıyor.
Açılış filmi ‘Muhteşem Gatsby’ iyi ki yarışma dışı. Yoksa jüriyi de tıpkı seyirciler ve eleştirmenler gibi ikiye böleceği ve büyük tartışmalar açacağı kesindi. Amerikan yazınının büyük ustası Scott Fitzgerald’ın fetiş romanına, örneğin ‘Moulin Rouge’ adlı dönem filmini tam bir modern müzikale dönüştüren Avustralyalı Baz Luhrmann’ın getirdiği yorum , en azından ciddi Amerikalı eleştirmenlerce ve de edebi otoritelerce ağır biçimde kınandı.
Bu eleştirilere bir ölçüde katılmakla birlikte, filmin erdemlerini de görebilenler var. Ki ben de aralarındayım. Luhrmann’ın romanın dram yanını ağır biçimde yoğurarak bir melodrama dönüştürdüğü, dönem duygusunu tam bir gerçeklikle değil, üç boyutlu olmanın da desteklediği aşırı bir stilizasyonla sunarak bir tür müzikal atmosferi yarattığı kesin. Ancak filmin baskın estetiği ve alttan alta hep süregelen müzikle adeta bir opera atmosferi yarattığı da söylenmeli. Bunlar da az şey değil. Ve kuşkusuz ki bu neredeyse yüz yıllık yapıt, bu film sayesinde kitlelerce yeniden keşfedilecek ve de okunacak.
Altın Palmiye peşindeki filmlere gelince... Meksika filmi ‘Heli’, Amat Escalante’nin ilk filmi. Oldukça vahşi bir bölümle açılan film, beş kişilik bir ailenin bu toplumda egemen olan faşist yönetim, yozlaşmış polis, karaya oturmuş adalet ve de süregelen inanılmaz uyuşturucu ticareti çemberlerinin içinde yaşadığı korkulu hikâyeyi anlatıyor. Şiddetin kol gezdiği, insanların kimseye ve hiçbir kuruma güvenemediği bir ülke bu. Escalante hiç müzik kullanmadan, bir belgesel gibi arı bir gerçekçilikle yarattığı filmle bizlere iç burucu bir memleket hikâyesi sunuyor. Şapka çıkarmak gerek...
Gelecek hafta ‘Dans La Maison/Evde’ adlı harika filmi bizde de gösterime girecek olan Fransız yönetmen François Ozon ise son yapımı ‘Jeune et Jolie- Genç ve Güzel’de bir çağdaş genç kız portresi sunuyor. İyi aile kızı 17 yaşındaki öğrenci Isabelle’i, bir tatil köşesinin doğallığı içinde en çıplak ve masum haliyle tanıyoruz. Ama hemen sonrasında genç kız, içindeki dürtülere uyarak fahişeliğe başlıyor! İnternet , cep telefonu gibi çağdaş teknolojik aygıtların himayesinde, tanımadığı kişilerle lüks otel odalarında buluşarak yatıyor. Ve hayli para da topluyor!
Ozon bizlere vaktiyle Elizabeth Taylor’lı ‘Vizonlu Venüs’ filmi benzeri cilalı bir seks melodramı değil, araştırmacı, incelikli bir çağdaş insan portresi sunuyor. Etrafındaki diğer kişilerle birlikte (aile bireyleri, okul arkadaşları, abazan genç oğlanlar, her yaştan müşteriler) bu, tam bir insan portreleri galerisine dönüşüyor. Bu seçimin, bu düşüşün olası nedenlerini görüyoruz. Ama her insan bir muamma olduğuna göre, öyle Amerikan tarzı kısa reçeteler, bilgece teşhisler yok. İsabelle’in geleceği de belirsiz.
Film Ozon’un çağdaş insanı her yönüyle yakalamaya dönük meraklı ve araştırmacı filmlerinin sonuncusu. Ve her açıdan hayli etkileyici.