Çapulcu ve umutsuz velet

Çapulcu ve umutsuz velet
Çapulcu ve umutsuz velet
Tiyatrocu Yiğit Sertdemir'den Gezi Parkı olayları için bir hikaye.
Haber: YİĞİT SERTDEMİR / Arşivi

Bir çocuk varmış. Kısa donlu bir velet. Mutsuz bir aile , yalnız bir çocukluk. Tek başına dolanır dururmuş. Doğrusu, tek başına olduğunu sanır, öylece dururmuş. Günlerden bir gün, mutsuzluğunun en koyusunda, karar vermiş canına kıymaya. Çıkmış sokağa, yürümüş yürümüş yürümüş. Varmış ağaçlarla dolu bir kuytuya. Çökmüş gölgesine. Bakınmış etrafına, kimse yok. Tak demiş, yetti gayrı. Çıkarmış cebinden çakısını, götürmüş bileğine. Kesti kesecek, kan geldi gelecek, çocuk öldü ölecek. Tam sivri ucu bileğine değdiği anda bir ses duymuş ardından: ‘Ne yapıyorsun delikanlı?’ Dönmüş. Göz göze gelmiş sesin sahibiyle. Şimdi sen sanıyorsun ki, melek yüzlü ak sakallı bir dede. Yok anam, bildiğin çapulcu imiş sesin sahibi. (Bu arada, sizin sesinizin sahibi, sahibiniz kimdi?) Çevirmiş gerisin geri kafasını velet. ‘Sana ne? Git başımdan.’ Yüzünde bir bilge tebessüm, çökmüş yanına çapulcu. Demiş, ‘Niye ölmek istiyorsun?’ Velet inatçı. ‘Öleceğim işte’. Bir sessizlik anı. Hafif bir esinti. Ağaçların hışırtısı. Yere düşen bir kaç yaprak. İşte fırsat. Çapulcu söze başlamış. ‘Bak şu yaprağa. Ne olmuş da böyle sararmış dersin?’ Çocukta tuhaf bir bakış. ‘Ne bileyim ben. Dökülmüş işte.’. Bilgenin sesi: ‘Peki ağaç? O da dökülmüş yere? Ölmüş mü düşürdüğü yaprakla beraber?’ Velet şaşkın. ‘Yo...’. Çapulcuda bir soru: ‘Neden?’ Velet’te de aynı soru: ‘Neden?’ Ve yanıt... ‘Çünkü daha yetiştireceği bir sürü yaprak var sırada. Giden gitmiş. Geride kalanlara bak sen. Şimdi yalnız gözükür şu dallar. Ama birkaç ay sonra bir bakarsın, yemyeşil olmuş. Haksız mıyım?’ Kafası karışık velette bir idrak: ‘Hayır...’ Ve işte çapulcudan o cümle: ‘O zaman dayanacaksın. Bir mevsim geçecek... Yine yeşilleneceksin sen de...’ Sonra iki mütebessim ruh, ağacın gölgesi ve uzaklardan yavaşça oraya doğru gölgeyi paylaşmaya gelenlerin ayak sesleri... Mutlu son.

Gölge paylaşmayı bilenlerin hikayesi herkese iyi geldi. Anlatılacak olan da bu hikaye olacak. En güzeli...

Bastırdınız, engellediniz, yalanlar söylediniz, kışkırttınız, dön baba döndünüz... Hem de hepsi belgeli. Sizin sesinizden, görüntünüzden, hem de medyanızdan... İnsanlık tarihinin belki de en masum ama en güçlü direnişini, gayriinsani kibirinizle lekelediniz, insanlarınıza ölüm saçtınız, bu ülkeyi kanattınız. Tam da ayırdım sanırken halkınızı, bir anda birleştiriverdiniz. Birleştirmeyi bırakın, birbirimize inanmamızı, birbirimizi fark etmemizi sağladınız. Sayenizde, bu ülke, sonunda, korkuyu öldürdü. Hem de şiddet kullanmadan. Sizin aksinize.

Ben özür beklemiyorum; çünkü nihayet bir hediye verdiniz: Umudumuzu. Teşekkür ederim.

Şimdi gurbet ellerde ne edersiniz bilemem. (bu arada, aklıma gelmişken #direnafrika) Ama gözünüz arkada kalmasın, memleket emin ellerde. Döndüğünüzde herşey güllük gülistanlık olacak. Acele çıktığınız için geride kalan pislikleri de dert etmeyin. Biz elbirliğiyle temizleriz, görmüşsünüzdür siz de. Biz, biziz... Yüzdelerle tarif edilecek, birbirine düşürülecek bir yığın değiliz. Merak etmeyin.

Biz mevsimleri geçireceğiz, dayanacağız ve ne olursa olsun yeşilleneceğiz yine...

Not: Olur da ulusa seslenip de yanıt alamazsanız kederlenmeyin... Ulus meşgul olacak... Bilginize...