Caz'ın en komik hali

Caz'ın en komik hali
Caz'ın en komik hali
Deutsche Philarmonie Merck'in müzikle espri yapabilme kabiliyetine şahit olduk dün gece. Caz Festivali'nin en eğlenceli konseriydi.
Haber: UMUT EROĞLU / Arşivi

Yakın tarihte, yeni albümünün röportajı vesilesiyle, Kerem Görsev’in İstanbul Caz Festivali tavsiyelerini yayımlamıştık. Dee Dee Bridge Water’dan Melody Gardot’ya uzanan 5 isimlik listenin 4’üncü sırasında ‘Deutsche Philarmonie Merck feat. Kerem Görsev’ vardı. Görsev’in kendisinin de yer aldığı projeyi listesinin sonuna eklemesini tevazudan saymıştık. Konsere gelip de izleyince anlaşıldı ki bu hayli kabarık bir tevazuymuş. Zira ‘Teatime at the Savoy’ isimli performans, tüm festivalin muhakkak görülmesi gerekenleri arasında en az ilk 3’te yer bulurdu. Caz niteliği açısından daha kıymetli performanslar vardı tabii ama eğlenmek, yepyeni bir deneyime tanık olmak için kesinlikle 1 numara buydu.
Merck’in marifeti kısaca, klasikle caz müziğini harmanlamak. Ancak bir ‘Jacques Loussier plays Bach’ gibi değil, işi fazla ciddiye almadan, bilakis ince bir dalgasını geçerek... Performans boyunca mükemmel çalan orkestranın müzikle espri yapabilme kabiliyetine şahit olduk. Meşhur caz standardı ‘It’s Wonderful’u Mozart’ın bir çağdaşı çalsaydı ne gülermişiz anladık örneğin. Keza ‘Figaro’nun Düğünü’nün caz yorumu da öylesine matrak olabilirmiş. Aslında bu şakalara gülebilmek için her iki türden beylik eserlere aşina olmak yeterliydi. Yine de seyirciden ilk gülen prim topluyor gibiydi. Bir ara öyle bir hal aldı ki, ön sıraların tanınmış simaları arasında gülerek yerini belli etmek gibi bir durum çıktı ortaya.
Orkestra, Mancini’den Ravel’e, Ella Fitzgerald’dan Mozart’a türlü eseri kendince ama kusursuz, şaşırtıcı, enerjisi hiç düşmeyen ve her daim ilgi çekici, komik bir üslupla yorumladı; olmadık eserleri birbirine karıştırdı. Orkestraya eşlik eden davul, klarnet, bass ve piyanodan oluşan Opera Swing Quartet’in etkisini de özellikle vurgulamak gerek. Şef Wolfgang Heinzel, muazzam piyano katılımının yanı sıra her arada mikrofonu alarak sıradaki yorumun hikâyesini paylaştı. İstanbul’a ve seyirciye övgüler düzerek kalbimizi kazandı. Bir makası bile perküsyon olarak kullanabilen davulcu Rainer Engelhardt ise sürekli ilgi kaynağıydı.
Performansın onur konuğu pek tabii Kerem Görsev’di. Bill Evans’a adadığı albümünden iki etkileyici parçası ve Ferit Odman (davul) ile Kaan Yıldız’ın (kontrbas) sololarını sergilediği ‘V8’ adlı eseriyle büyük alkış topladı. Konserin sonunda Heinzel ve Görsev’in küçücük piyano taburesine sığışıp sergilediği doğaçlama performans görülmeye değerdi. Orkestra, son bis parçalarından biri olarak Queen’den ‘We Will Rock You’ ve ‘We’re The Champions’ senfonik-caz sentezini sergiledi. Acaba bu bir mesaj mıydı? Çünkü gerçekten o akşam Merck, Cemal Reşit Rey’i sallamıştı!

Ermeni müziğinin billur sesi


20. İstanbul Caz Festivali bu akşam, ‘Ustalarla Buluşmalar’ serisi kapsamında caz ve klasik Ermeni müziğinin bileşenlerini müziğine yansıtan Suriye ’nin en önemli sanatçılarından şarkıcı Lena Chamamyan’ı ağırlıyor. Radikal’in müzik yazarı Derya Bengi’nin yorumuyla “Billur sesiyle halkların kardeşliğine, bir arada yaşamanın imkânına ve güzelliğine dair şarkılar söyleyen” Chamamyan, Balkan şarkıları ve klasik Türk müziği eserlerine getirdiği benzersiz düzenlemelerle tanınan piyanist Tuluğ Tırpan’ın üçlüsü, Türkiye ’nin yetiştirdiği en iyi çellistlerden Özer Arkun ve geleneksel icra biçimlerindeki
ustalığının yanı sıra caz etkilerini de müziğine katan kanun virtüozu Göksel Baktagir’le bir araya gelecek. Yıldız Sarayı’nın tarihi atmosferinde gerçekleşecek konser saat 21.30’da başlayacak.