'Ce Ha Pe'ye destek Adana'dan geldi!

'Ce Ha Pe'ye destek Adana'dan geldi!
'Ce Ha Pe'ye destek Adana'dan geldi!

Biket İlhan'ın yönettiği 'Yarım Kalan Mucize', Köy Enstitüleri'ni anlatıyor.

Adana Altın Koza'da dün ilk kez görücüye çıkan Biket İlhan'ın yönettiği 'Yarım Kalan Mucize', Köy Enstitüleri'ni anlatıyor ama didaktik diliyle sinemasal, yukarıdan bakan tavrıyla politik olarak büyük sıkıntıları var. 'Köksüz' ve 'Yozgat Blues' ise ödülün güçlü adayları.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Malum, başbakanımız bulduğu her fırsatta memleketin bütün sorunlarının kaynağının adresi olarak ‘Ce Ha Pe’yi gösteriyor. Özellikle de İsmet İnönü’nün devletin başında olduğu ‘Milli Şef’ dönemine karşı özel bir ilgisi var. Memleketin kırılan ve giderek ayrışan siyasal ikliminde kamplar yaratmak ve o bulunduğunuz kamptan bakarak karşı tarafı suçlu ilan etmek o kadar doğal bir hale geldi ki, bunun sinemada bir karşılığı olmaması düşünülemezdi bile. Oluyor da nitekim.
Geride bıraktığımız son birkaç yılda ‘İslami sinema ’ üzerine çok yararlı bulduğum tartışmalar gerçekleştirilmişti. Sinema yazarı Tunca Aslan, birçok haklı ve makul gerekçeler sıralayarak ‘İslamcı’ yönetmenlerin iyi film çekmesinin mümkün olmadığı tezini öne sürmüştü. Aslan’ın kutsayıcı, dogmatik, dışlayıcı ve eleştiriye uzak bir bakıştan iyi film çıkmayacağı tespitine katılmakla birlikte; bir ek yapmanın vaktinin geldiğini düşünüyorum. Dün Altın Koza’da izlediğimiz Biket İlhan’ın yönettiği ‘Yarım Kalan Mucize’den sonra Kemalist/ulusalcı kanattan da iyi bir film izlememizin şimdilik mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Gerekçe ise aynı: Kutsayıcı, dogmatik, dışlayıcı ve eleştiriye kapalı olmak!
İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ‘Yarım Kalan Mucize’, kendince Köy Enstitüleri’nin memleket için ne kadar bulunmaz bir nimet olduğunu, özellikle de köylerdeki kız çocuklarının okuması için yarattığı olanakları, memleketin cahillikten kurtulmasının biricik yolu olduğunu, kapatılmasaydı eğer memleketin bugün çok başka bir yerde olacağını anlatmaya çalışıyor. Bunda bir sorun yok. Gerçekten öyle de olabilirdi. Ama Piraye Şengel ve Nihan Belgin’in (Bu arada belgin filmin başrol oyuncusu, yapımcısı ve aynı zamanda kurgucusu) senaryosu o kadar didaktik o kadar müsamere ki sinemaya dair bir duygu bulup çıkarmak çok zor. Bunu da geçtim, filmin köylüleri cahil, aç karınlarını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen, ağa korkusundan tir tir titreyen karakterler olarak resmetmedeki ‘kibri’; onların ancak eğitimle değiştirileceğine dair Kemalist modernleşmenin duvara toslayan tavrındaki ısrarı çok daha rahatsız edici. Kaldı ki filmin ‘ağa’ düzeniyle bir sorunu olmadığını “Benim babam da ağa ama Halk Partili” diyen köy enstitülü bir kadın öğrencinin sözlerinden de anlıyoruz. Ağa Halk Partili ise sorun yok. Yobaz olanlar çok tehlikeli!
‘Yarım Kalan Mucize’, Köy Enstitüleri gibi neresine el atsanız harika bir hikaye bulabileceğiniz bir tarihi, sırf bugünle hesaplaşmak için dolgu malzemesi haline getiriyor maalesef. Ama bunu yaparken Kemalist modernleşmenin halka karşı yukardan bakan ‘aydın’ kibrini yeniden ısıtıp önümüze koyuyor.

‘Köksüz’ ve ‘Yozgat Blues’

Dünün diğer iki filmi ise İstanbul Film Festivali’nde görme fırsatı bulduğumuz. ‘Uzak İhtimal’ ve ‘Köksüz’dü. ‘Uzak İhtimal’ ile sinema hamurunun iyi olduğunu kanıtlayan Mahmut Fazıl Coşkun, ‘taşra’ filmi izlenimi veren ama karakterlerini taşralaştırmadan evrensel bir dil tutturabilen bir işe imza atmış ‘Yozgat Blues’da. Ercan Kesal’ın ‘titiz’ oyunculuğunun filmin ortalaması içinde zaman zaman dikkat çekici hale geldiğini; Tansu Biçer’in ve Ayça Damgacı’nın parladığını belirtelim ama Nadir Sarıbacak’ın radyocu/şair tiplemesi herkesin dilinde. Filmin Ercan Kesal ile en iyi erkek; diğer karakterler ile yardımcı rollerde güçlü adaylıkları olduğunu belirtelim.
Bu yılın ilk film olarak şimdilik en iyi keşfi olan ‘Köksüz’, İstanbul’un ardından Venedik’e uğramıştı. Altın Portakal’da uluslararası yarışmada yer alacak film, babanın ölüsünün bile aile üzerinde gezindiği, kaybının ardından ‘hiç’leşmiş annenin çocuklarını da silikleştirdiği, kafalarını dışarıya her uzattıklarında kollarından tutup geri çektiği bir ‘aile draması’ ‘Köksüz.’ Deniz Akçay Katıksız’ın yönettiği filin başrol oyuncuları Ahu Türkpençe ve Lale Başar kadın oyuncu ödülü için öne çıkıyor.