Cehenneme gönüllü yolculuk

Radikal muhabiri Ayşe Karabat, yaklaşık bir senedir, 8 yaşındaki kızı ve Danimarkalı gazeteci kocası ile birlikte Kudüs'te yaşıyor.
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Radikal muhabiri Ayşe Karabat, yaklaşık bir senedir, 8 yaşındaki kızı ve Danimarkalı gazeteci kocası ile birlikte Kudüs'te yaşıyor. Bir de bombalar, intihar saldırıları
ve ölümle... Yaşamı, pembe panjurlu bir ev, sıcak bir yuva, samimi komşuluklar gibi mutluluğu sembolize eden klişelerden oldukça uzakta. Kızını okula götürürken intihar saldırılarının ortasında kalıyor, kahve içmek için bir kafeye girmek istediğinde zırhlı kapıdan geçiyor. Üstelik orada olmak kendi seçimi. Eskiden beri Ortadoğu'ya merak duyan Karabat -bazen mazohist olduğunu düşünse de- her gün yeni bir şey öğrendiği Ortadoğu'da yaşamaktan büyük keyif aldığını söylüyor.
Aylardır cehennem gibi bir yerde yaşıyorsunuz. Ne zaman gittiniz Kudüs'e?
Ağustos sonundan beri Kudüs'teyim.
Nasıl oradaki yaşamınız?
Gittikçe zorlaşıyor çünkü her iki tarafın da sorunları var. İsrail'de insanlar sokağa çıkmamaya çalışıyorlar, çıkarlarsa da çok kalabalık yerlere gitmiyorlar. Eskiden kafelerin önünde güvenlik görevlileri vardı artık zırhlı kapılar yapmaya başladılar. Bir kahve içmek istediğinizde, zırhlı kapının ziline basıyorsunuz, önce içeriden sizi gözetliyorlar. Müthiş bir paranoya var. Cep telefonu kulaklığı kullanmak mümkün değil çünkü kablosu sarktığı için 'Eyvah bu kadının üstünden kablo sarkıyor,' diyorlar. Kendilerini koruma amacıyla silah alanların sayısı hızla artıyor.
Aynı şey Batı Şeria ve Gazze için de geçerli. İsrail askerlerinin ne zaman geleceği belli değil. Kimse uzun dönemli planlar yapamıyor. Belki orada güvenlik sorunu yok ama açlık sorunu var. Askeri operasyonlar İsrail ekonomisini batırmış durumda. Filistin ekonomisi de İsrail ekonomisine bağlı. Filistinliler bütün bu yaşananlardan sonra gittikçe agresifleştiler. Bazen öyle bakışlarla karşılaşıyorsunuz ki, "Bütün bu meselenin sorumlusu benim galiba," diye düşünüyorsunuz.
Siz genellikle Kudüs'te misiniz?
Kudüs'te, Batı Şeria'da, Gazze'de... Görevim gereği sağda solda dolaşıyorum. Kızımın okulu var. O yüzden hafta içi genellikle Kudüs'teyim ama hafta sonları Filistin'de olmaya çalışıyorum. Her iki tarafta bulunmanın zorlukları var çünkü Yahudiler beni Filistinli zannediyor, Filistinliler de Yahudi.
Parola, Revivo
İsrail'den Filistin'e geçerken zorluk yaşıyor musunuz?
O sırada görev yapan İsrailli askerin insafına bağlı. Yani o günkü İsrail askeri iyi günündeyse "Revivo," falan deyip biraz daha rahat geçiyorsunuz. Filistinliler uzun kuyruklar oluşturuyor. Yabancılar ya da gazeteciler o kuyrukta beklemek zorunda değil. Ama bazen öyle bir askere çatıyorsunuz
ki, Filistinliler'den daha çok beklemek zorunda kalıyorsunuz.
Yaşadığınız mahalle nasıl bir yer?
Kudüs'te daha kesin ayrımlar var. İnsanlar dinlerine ve ülkelerine göre mahallelerde yaşıyorlar. Ben Batı Kudüs tarafında, uluslararası bir mahallede yaşıyorum. 1967 savaşında İsrail, Batı Şeria'yı işgal ettiği zaman çizilmiş sınırın çok yakınında. Enteresan bir mahalle. Çünkü 1948 - 1967 arası kimsenin yaşamadığı bir yermiş. Şu anda ağırlıklı olarak yabancı gazeteciler oturuyor.
Hiç ölüm tehlikesiyle karşılaştınız mı?
Her gün karşı karşıyayız. Evimizin önündeki caddede bomba yüklü bir araç patladı. Kızımla birlikte okula giderken bir intihar saldırısının ortasında kaldık. Ramallah'ta işgal altındayken can güvenliğimiz yoktu. Kask, kurşun geçirmez yelek giyiyorduk.
İster istemez hayatınızı ona göre yönlendiriyorsunuz. İntihar saldırıları genellikle cumartesi akşamları olur, o günlerde evde oturuyorduk. Cuma günü Yahudiler dışarı çıkmıyor, o akşamları da tercih ediyorduk.
Bu nasıl bir cesaret? Tamam bu sizin göreviniz ama sokağa çıktığınızda hayatın değil ölümün içine giriyorsunuz. Üstelik bir de sekiz yaşında kızınız var...
Aslında bu soruyu ben de kendime soruyorum ama çok net bir yanıt bulamıyorum. Belki her zaman Ortadoğu'ya olan merakımla ilgili. Bazen "Herhalde ben mazohistim," diye düşünüyorum. Ortadoğu'da gazeteci olmak çok farklı bir şey ve itiraf ediyorum çok da keyif alıyorum çünkü her gün yeni bir şey öğreniyorum.
Peki kızınız?
Bir arkadaşım "Allah kahretsin seni.
Senin yüzünden kızın Türkiye'nin çok dil bilen ilk seri katili olacak," diyor. Onu da tedirgin ediyor tabii. Ambulans sayıyoruz biz evde oturup. Ambulanslar üçü geçtiği zaman biliyoruz ki, bir yere saldırı yapılmış. Ara sıra Türkiye'ye dönelim diye tutturuyor ama bizim acayip bir ilişkimiz var. Anca beraber kanca beraber. Kızımı kimseye emanet edemiyorum. Çocukların cep telefonu kullanmasına sonuna kadar karşıyım
ama bir cep telefonu var. Zor olduğunu kabul etmekle birlikte ilerideki hayatına olumlu şeyler katabileceğini düşünüyorum. Çok farklı toplumlarla bir arada. Eğitimi
açısından da daha iyi. İngilizce ve Fransızca
biliyor, seneye İspanyolca ve İbranice öğrenecek.
Torunumuzdan ne istiyorsun?
Bir kadın olarak orada yaşamak nasıl? Mesela manikürünüzü ya da saçınızı yaptırmak istediğinizde ne yapıyorsunuz?

O açıdan bir sorun yok. Hatta bu tip hizmetlerin İsrail'de çok iyi verildiğini söyleyebilirim.
Kudüs'e gitmeden önce neredeydiniz?
Ankara'daydım. Radikal Dış Haberler'de çalışıyordum.
Sizi görevlendirdiler herhalde...
Hayır tamamen gönüllü olarak gittim. Kudüs'te olmak benim seçimim. Gazeteci olmaya çok eskiden karar verdim; ortaokul sıralarında. Ortadoğu muhabiri olmaya da çok erken karar verdim. Orada olmak, her şeyiyle son derece ilginç geliyor bana. Açıkçası saatlerce Dışişleri Bakanlığı'nın önünde beklemektense...
İntihar saldırılarının ortasında kalmayı tercih edersiniz.
(Gülüyor) Öyle söyleyemeyeceğim ama daha çok keyif aldığım bir iş. Dediğim gibi, ben de buna çok anlam veremiyorum aslında. Mantıklı düşündüğünüzde büyük bir manyaklık o bölgede yaşıyor olmak.
Eşiniz de sizinle birlikte mi?
Evet, o da gazeteci. Çok daha uzun zamandır bölgeyle ilgileniyor. Aynı meslekten olmamız ve aynı bölgede bulunmamız hayatı çok kolaylaştırıyor.
Aileniz nerede?
Ankara'dalar. Onlar perişan. Özellikle Ramallah'ta mahsur kaldığımda hiç rahat değillerdi. Annem ve babam basından emekli. Beni anlayabiliyorlar ama çok sık da serzenişte bulunuyorlar, "Sen delisin anladık ama torunumuzdan ne istiyorsun?" diye.
Ağustos'tan beri Türkiye'ye ilk gelişiniz değil mi?
Evet.
Burada neler hissettiniz?
Türkiye'de rahat nefes alabilmek muhteşem bir duygu. Burada da sorunlar var ama hiç olmazsa bir kafeye girerken çantanızı göstermek zorunda değilsiniz.
"İnsanlığa karşı suç işlenen yerde, gazeteci tarafsız değildir."
Savaş bölgesinde gazetecilik yapmak, etik açıdan sorunlar yaratıyor mu?
Burası kendime her gün onlarca soru sorduğum bir yer, gazetecilik etiği açısından. Bir çatışma izliyorsunuz. Filistinli çocuklar taş atıyor, İsrailli askerler onlara ateş ediyor. Filistinli çocuklar sizden su istiyor. O suyu vermeli misiniz, vermemeli misiniz? Verirseniz lojistik bir destek olur mu? Bazen öyle şeyler oluyor ki, önce insan olduğumu hissediyorum. Bazen haberi yazıp arkasından hüngür hüngür ağlayabiliyorum. Burnumun direği sızlıyor gördüklerim karşısında.
Hangi sözleri kullanacağınız bile çok önemli. Çatışma mı diyeceksiniz, savaş mı diyeceksiniz? Saldırı mı, terör mü? Militan mı, Filistinli direnişçi mi? Burada gazetecilik yaparken, ne kadar tarafsız olmaya çalışsanız bile seçtiğiniz kelimeler aslında sizin nerede durduğunuzu gösteriyor.
'Bunu en doğru biçimde nasıl yansıtabilirim?'
kendime günde en az 10 kez sorduğum bir soru. Bunu her iki taraf için olan biten açısından söylüyorum. Bir gazeteci abim söylemişti bana: "İnsanlığa karşı suç işlenen yerde, gazeteci tarafsız değildir, insanlığın yanındadır."
Siz hangi taraftasınız?
Ne İsrail, ne de Filistin tarafındayım.
İnsanlığın yanındayım. İnsanlığı etkilenen yalnızca Filistinliler değil, aynı şey
İsrailliler için de geçerli. Her iki tarafın da insanca yaşamaya hakkı var.
Peki oradaki gazeteciler de sizin gibi mi düşünüyor?
Yerleşik gazetecilerle bir araya geldiğimiz zaman diğerlerine 'paraşüt' diyoruz sabahtan akşama kadar bu meseleyi tartışıyoruz.
Eşimle de bu konuyu tartışıyoruz. Ben Hamas için 'terörist örgüt' demiyorum, 'radikal örgüt' diyorum. Ama eşim 'radikal direniş örgütü'nü kullanıyor. Herkesin farklı bir yolu var ama sonuçta sorduğumuz bütün sorular aynı. Verdiğimiz cevaplar farklı olsa bile. Burada yaklaşık 600 yerleşik
gazeteci var, bir kısmını tanıyorum. Hangi ülkeden geliyor olurlarsa olsunlar, sanki bu 600 kişi de bu coğrafyanın içinde ayrıca bir grupmuş gibi geliyor bana. Dertleri, dili, hatta geçmişi bile aynı olan.