Çifte ödüllü "İtiraf"

Bu yılki Festival'de seyirciler iki Zeki Demirkubuz filmi izleme şansına kavuştu. Demirkubuz...
Haber: Sevin Okyay / Arşivi

Bu yılki Festival'de seyirciler iki Zeki Demirkubuz filmi izleme şansına kavuştu. Demirkubuz, kendi damgasını taşıyan, yaratıcısı (hadi, anlatıcısı diyelim) hemen saptanabilecek filmler yapıyor . Diyar - ı küffarda böyle yönetmenlere auteur diyorlar. FIPRESCI Jürisi, uluslararası ve ulusal yarışmalardaki iki ödülünü de (ilkinde, açık farkla) onun filmlerine verdi. Ulusal Jüri ise, en iyi film dalında Ümit Ünal'ın 9'unu seçtiği halde, En İyi Yönetmen ödülüne Demirkubuz'u layık buldu. Yıllardır karşımıza
çıkan bir uygulama.
İtiraf, Zeki Demirkubuz'un 'Karanlık Üzerine Öyküler'inin ikinci filmi. Aynı zamanda Cannes yolcusu, 'Belirli Bir Bakış' bölümünde
gösterilecek. Ancak, Festival'in ardından haber aldığımıza göre, Yazgı da aynı bölümde gösterilmek üzere Cannes Film Festivali'ne seçildi. Böylece ilk kez bir yönetmen aynı yıl iki filmiyle bu bölüme katılmış olacak. Avrupa'da festival çevrimine daha önceki filmleriyle ve bileğinin hakkıyla dahil olan, ödüller alan Zeki Demirkubuz, bu sefer çift dikişli bir çıkış yapacak.
Günahlarla yüzleşmek
Beyoğlu Sineması'nda gösterime giren
İtiraf'ın hikayesini şöyle özetleyebiliriz:
Harun, Nilgün ve Taylan arkadaştırlar. Taylan, Nilgün ile evlendikten sonra hastalanır, ölümü beklemeye başlar. Bir gece,
uzun süredir görüşmediği Harun'u çağırır. Bu görüşmenin ardından sabahleyin de kendini vurur. Aradan yedi yıl geçer. Harun ve Nilgün, Taylan'ın ölümünden sonra evlenmiş, her şey unutulmuştur. Büyük bir firmada mühendislik yapan Harun iş için gittiği
İstanbul'dan ani bir kararla Ankara'daki evlerine döner. Nilgün'e haber vermemiştir, o da evde yoktur zaten. Nilgün eve döndüğünde, Harun'un uyanık olduğunu ve dinlediğini fark etmeden bir yeri arar, 'Sağ salim geldim' der. Bu ve bunu izleyen telefon görüşmeleri, Harun'u karısının kendisini aldattığına ikna eder. Artık tek bir amacı vardır: Nilgün'e ihanetini itiraf ettirmek. Ama böylesine bir itiraf Harun'u kendisiyle hesaplaşmaya da mecbur edecektir.
Zeki Demirkubuz, hiçbir şeye aldırmayan, duygulara kapalı, dünyanın bizatihi varlığına
karşı bile kayıtsız Musa'nın (Yazgı) ardından, bu kez de yoğun duygularının esiri olmuş Harun'u filminin merkezine oturtuyor. Genelde Zeki Demirkubuz filmlerinin güçlü kadınları vardır. Yazgı'daki Zeynep Tokuş karakteri gibi, burada da Başak Köklükaya'nın oynadığı (Başak'ı Üçüncü Sayfa'da da izlemiştik) Nilgün, kendi ayaklarının üzerinde duran kadınlar. Hayatlarındaki erkeklerin (sırasıyla) tamamen kayıtsız ya da fazla ilgili olmasına rağmen. Ama Yazgı da, İtiraf da baş erkek karakterleri üzerine kurulu filmler.
"Çelişkiler üzerine kurulan, itirafkâr olmaya çalışan, sahip olduğu düşüncelerin acısını taşıyan, kim olduğunu bilmeyen, ama anlamaya çalışan insanlar ve onların öyküleri." Demirkubuz'un karakterleri
'akıllı' dediğimiz insanların tuttuğu yolu izlemiyor; karanlık hikayeleri, daha çok akıldışılık üzerine kurulu. Zaten yönetmenlerinin de ders vermek, yol göstermek
gibi bir derdi yok. Demirkubuz, insan ruhunun bugün de binlerce, milyonlarca yıl önce olduğu kadar karanlıkta kaldığının farkında. Yaşadığı gerçekliğin kötülükleri ve günahlarıyla yüzleşmeyi tercih ediyor. Hatta bir anlamda 'kötülük'ü itici bir güç olarak görüyor gibi. Aslında insanlık durumunu ele alan filmlerinin hepsi bu anlamıyla 'karanlık üzerine'.
Demirkubuz, kendisi de arayış içinde olan bir yönetmen. Soruların ardından gidiyor, onların cevaplarını bizimle birlikte arıyor. Bizi de arayışına ortak ediyor. Filmlerinin bizim yorumumuza kalmış, bizi düşünmeye davet eden ucu açık sonları (bu arada,
İtiraf'ın finalinin Bursa'da izlediğimiz halindense, birazcık makas yemiş bu halini tercih ettiğimi hemen söyleyeyim), hayatın kendisi gibi. Üçlemesinin adı, 'Karanlık Üzerine Öyküler' ama, onun filmlerinin hikayesinden çok belirli temalara sadık kaldığını düşünüyorum. Buna karşılık, diyalogları çok özenli. Türk sineması için hayret verici bir durum. Zeki Demirkubuz, yabancı sinema insanlarının (bu yılki
İstanbul Film Festivali ve Cannes Film Festivali örneklerinde görüldüğü gibi) takdir ettiği bir yönetmen. Belki artık kendi seyircisinin de onu keşfetme vakti gelmiştir. Elinin tersiyle hayatın yalınlığını geriye itmeme vakti, yani. O en fazla, nedensiz ruh halleriyle bunların sonuçlarını anlatmayı sevse de...