Çıkar çıkar bitmedi!

Çıkar çıkar bitmedi!
Çıkar çıkar bitmedi!
Ole Bornedal, 'şeytan çıkarma'nın Yahudi versiyonunu anlattığı 'Şeytan Tohumu'yla idare ediyor, ama 'aynılık' hissiyatından kurtulamıyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Mesele ‘şeytan çıkarma’ olduğunda, her film bir şekilde William Friedkin’in ‘Şeytan’ına (The Exorcist) bağlanıyor. Geçen haftalarda gene bu sayfalara nüfuz eden Hasan Karacadağ filmi ‘D@bbe: Cin Çarpması’, konuya Müslüman inanışları üzerinden yaklaşırken, şu an önümüzde duran ‘Şeytan Tohumu’ da (The Possession) işi Yahudilik ekseninde irdelemeye çalışıyor. Öyle ya da böyle, bütün yollar ‘Şeytan’a çıkıyor ve ona öykünmek de kaçınılmaz oluyor en nihayetinde.
‘Şeytan Tohumu’, 1990’ların ilk yarısından bu yana kendine ‘iyi bir yer’ inşa eden Danimarkalı sinemacı Ole Bornedal’ın Amerikan semalarına süzülüşünün ‘müjdecisi’, ilk filmi ‘ Gece Nöbeti’nin (Nattevagten) aynı adlı yeniden çevrimini bir kenara koyarsak. Hikâyede pek bir orijinallik yok, ‘şeytan çıkarma’ temasının Yahudilik özelinde nasıl yapılandığını göstermesi dışında, ki bunun Hıristiyan benzerlerinden uzaklarda bir yere tutunmadığını da belirtmek gerek.
‘Gerçek bir hikâye’den uyarlandığı uyarısıyla açılıyor film. İçine ‘dibbuk’ (Yahudilikte ‘kötü ruh’) hapsedilmiş bir kutunun yarattığı dehşetin resmini izliyoruz filmde. Bir ailenin küçük kızını hedef alan ‘kutudaki ruh’, ete kemiğe kavuşabilmek için aradığı ‘masumiyet’i bu kızda bulmayı umuyor ve adım adım onun bedenine nüfuz ediyor. Yakın zamanda yaşadığı boşanmanın izlerini tamir etmeye çalışan babaysa, kızının kurtuluşu için elinden geleni yapıyor ve bir ‘uzman’ eşliğinde kötü ruhu yeniden kutuya hapsetmenin peşine düşüyor. Bu aşamada devreye giren ‘şeytan çıkaran’ı Yahudi müzisyen Matisyahu’nun canlandırdığını da bir not olarak aktaralım.
Ole Bornedal’ın iyi bir yönetmen olduğuna kuşku yok. Alabildiğine ‘standart’ bir hikâye anlatmasına karşın, atmosfer yaratma konusundaki becerisini bir kez daha ortaya koyan Bornedal, ilk yarım saatinde usulca ilerleyip sonrasında gaza basıyor ve ‘korkutma’ işlevini yerine getirerek hedefine ulaşıyor. Bize sorarsınız, ilk yarım saatteki atmosferi bütüne yaymayı deneseydi çok daha oturmuş bir yapıya ulaşabilirdi. O bölümdeki ‘tekinsizlik’in peşine takılıp gerilimi tırmandırmak, efektlere bel bağlayıp korkutmaktan daha zor ama aynı oranda da etkili. Anlayacağınız, birçok meslektaşı gibi kolaycılığa meyletmekten kurtulamıyor sinemacı, ne kadar ‘deneyimli’ olursa olsun...


    ETİKETLER:

    Gece

    ,

    ruh

    ,

    film

    ,

    Yahudi

    ,

    hasan karacadağ