Cinayet işlemek istemiyorsan silah da bulamıyorsun

Cinayet işlemek istemiyorsan silah da bulamıyorsun
Cinayet işlemek istemiyorsan silah da bulamıyorsun
Berlinale'nin Generation bölümünde yarışan Hüseyin Karabey'in yeni filmi 'Sesime Gel', oğlu gözaltına alınan bir Kürt anasının daha önce şahit olmadığımız türden mücadelesini anlatıyor. Karabey, "Türkiye'de politik sinema, biçim ve içerik olarak güçlenmek zorunda" diyor.
Haber: Murat Emir Eren - memireren@gmail.com / Arşivi

‘Sesime Gel/Were Denge Min’, Berlin Film Festivali’nin kanımca en ilginç bölümünde, Generation’da yer alıyordu. Hem seçkinin kendisi hem de işleyişi çok ilginç. Zira bu filmler genellikle 10-12 yaşında çocuk izleyicilerle galalarını yapıyor. ‘Sesime Gel’ de çocukların hınca hınç doldurduğu bir salonda yaptı ilk gösterimini. Van’ın bir köyünde, 90’lı yıllarda geçiyor filmin hikâyesi. Filmde Berfe ana, oğlu ve torunu sıradan bir akşam geçirirken, aniden köye asker baskın düzenliyor. Köyde silah saklandığı istihbaratını alan asker köyü arayıp tarayıp silah bulamıyor bu nedenle de köyün erkeklerini silah sakladıkları gerekçesiyle gözaltına alıp, geride kalanlara “Silah getiren oğlunu, kocasını, babasını bizden geri alır” diyor. İşte Berfe ananın oğlunu kurtarma mücadelesi de böyle başlıyor. Film boyunca yaşananlar, aynı zamanda filmin çocuk kahramanı Jiyan’ın babaannesinden dinlediği bir hikâyeyle de paralel gidiyor. Karabey’le filmi ve politik sinemanın ülkemizdeki güncel konumunu konuştuk.

Film birkaç işi birden yapan bir yapıya sahip. Dengbejleri ve Berfe ananın mücadelesini bir arada izliyoruz. Proje oluşurken hangisinden yola çıkmıştınız?Benim anlayışıma göre içerikle biçim birbirini tamamlamak zorunda. Artık sadece çıplak haliyle bir olayı sunmak yeterli değil. Bu nedenle farklı bir biçim belirlemeye çalıştım. Film bir yanıyla hikâye anlatıcılara, dengbejlere bir övgü. Ama bir yanıyla bir anlatıcının hikâyeleri nasıl topladığına ve onları nasıl yaşadığına dair de bir film. Günlük yaşamda anlattığımız hikâyelerin aynı zamanda parçası da oluverdiğimizi gözler önüne seriyor. Berfe nine, torununa anlattığı türden bir hikâyeyi bu kez kendisi yaşıyor.

Filmde askerler bir grup köylüyü gözaltına alıyor ve serbest kalmaları için köylüden silah bulup getirmelerini istiyor. Bu yaşanmış bir olay mı?‘Gitmek’ten sonra tanıştığım bir arkadaşım, savaş zamanı bilhassa Dersim bölgesinde böyle şeylerin çok yaşandığını anlatmıştı. Savaşın en kirli günlerinde de benzer ‘ suç icat etme’ vaziyetleri yaşanmıştı. Ayrıca bu hikâyeyle katıldığım yurtdışındaki çeşitli senaryo görüşmelerinde fark ettim ki savaşın olduğu her bölgede bu tür şeyler yaşanmış. Afgan bir yönetmen “Bu bizzat başıma gelmişti” dedi.

Hikâyenin kahramanı Berfe ana ve torunu Jiyan’ın silahla olan ilişkisi de çok ilginç.Her ne kadar bir çatışma coğrafyasında yaşasalar bile silaha bir o kadar yabancılar. Kürt ailesi içerisinde aslında silah taşımanın silah bulundurmanın ayıplanan bir durum olduğunu da görüyoruz filmde. Ayrıca film boyunca oğlunu kurtarmak, komutanın gönlünü yapmak için silah arayan Berfe ana silah bulana kadar perişan oluyor. Amacın cinayet işlemek değilse, silah bulamıyorsun velhasıl!

Filmin zamanı spesifik belirtilmiyor.Film 90’lı yıllarda geçiyor. Bu, filmdeki arama-kontrol noktalarında geçen sahnelerden, denetimin yoğunluğundan, askerin hali tavrından da anlaşılıyor. Bu da yine anlatıyla ilgili bir tercihimizdi. Meselenin o günlerden bu günlere nasıl geldiğini iyi kötü takip eden birisi, zaten dönemi ayırt edebilir.

Oyuncuları nasıl seçtiniz Berfe anayı oynayan Feride nine ve Jiyan’ı oynayan Melek’i nerede buldunuz?Barış anneleri organizasyonuyla buluştuk. Berfe’yi canlandıran Feride annenin eşi de Van’da 15 yıl boyunca, savaşın en sert zamanlarında insan hakları derneğinde yöneticilik yapmış. Bilen bilir, tam o sıralarda bu görevde bulunmak öyle herkesin harcı bir görev değil. Rolden bahsettiğimde Feride anne “Ben bunun içinde yaşadım yıllarca yaparım” dedi. Nefis bir oyuncu olduğu da çıktı aynı zamanda. Çocuk oyuncumuz Melek de çekim yaptığımız köyden bir oyuncu, etrafındakiler de genellikle köylüleri akrabaları olduğu için biraz daha rahat hissetti.

Çekimler sırasında başka zorluklar çıktı mı önünüze?Bizim çekim yaptığımız dönem, sürecin henüz başlamadığı bir dönemdi. Haliyle çatışma bölgesine yakındık ve sert çatışmaların devam ettiği haberleri geliyordu. Bu nedenle zaman zaman jandarmanın sete geldiği oldu. Ancak şaşırtıcı şekilde Van Valisi ve Van Belediyesi filmle çok ilgilendi. Sahiplendi. Bu açıdan zorlanmadık. Çekim yaptığımız köy, filmdekine benzer hadiseleri birkaç yıl öncesine kadar çok yaşamıştı. O yüzden insanlar bilhassa askerlerin köyü aradığı, gözaltı yaptığı sahnelerde bir takım şeyleri tekrar yaşadılar. Ayrıca gerçekle kurgunun birleştiği anlar oldu. Gözaltına alınanları köy meydanında topladıkları sahnede köylüler bize bir yer gösterdiler, “Askerler bizi hep burada toplarlardı” dediler. Biz de sahneyi orada çektik.