Çıplak geldi, çıplak gidecek: Nejat İşler

Çıplak geldi, çıplak gidecek: Nejat İşler
Çıplak geldi, çıplak gidecek: Nejat İşler

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Sokaktan gelmişti, kimseye eyvallahı yoktu, her an gidebilirdi. Mülkiyetten hazzetmediğini bıkmadan tekrarladı. 'Asi çocuk' diye etiketlenmeye ondan uygunu yoktu, öyle de oldu...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

‘Ben onun Teşvikiye’de kitap sattığı dönemleri bilirim’cilerden değilim. Nejat İşler’in Teşvikiye’de açtığı tezgâhla civarda şöhrete kavuştuğu günlerde, bu şehirde yaşamıyordum bile. 90’lar ortasında ‘Şehnaz Tango’yu izlerken, evin asi kızının uzun saçlı metalci sevgilisi herkes kadar bana da sempatik gelmişti. Ama o kadar. Sadık bir kitleye sahip olan ‘Gülbeyaz’ı neden bilmem hiç izlememiştim. Ortalıkta böyle bir oyuncu olduğunun (Böyle: Bir dolu kadının ismini iç geçirmeden anmadığı, güzel bakan adam) ayırdına varmam, 2003’te Çağan Irmak’ın ‘Mustafa Hakkında Herşey’inin vizyona gireceği haftayı buldu. Bir arkadaşımın, “Nejat İşler var o filmde!” nidasını attığı bir günü...
Soyisminin de yardımıyla yapılacak kelime oyunlarının kaynağı, sinemadaki ilk başrol performansı değil ama. Kendi deyişiyle ‘meşhurluk dalgası’na bulaşması; iki çocuk annesi hanımın ‘efendi doktora’ gönlünü kaptırmasıyla olacak. Kadın seyirciler için ‘Aliye’nin albenisi, acıklı öyküsünün ötesinde doktor Deniz’in âşık halleriydi şüphesiz. Reyting sayaçlarını döndüren bir kitle daha vardı, tercihlerini pekâlâ Kıraç’lı bir ‘Aliye’den çok, Kazım Koyuncu’lu ‘Gülbeyaz’dan yana kullanacak olan, amma velakin Nejat İşler orada olduğu için Aliye’nin genzinden çıkardığı ‘Denizzzz’ sesine katlanmaya eyvallah diyenler...
Sanki bir romantik yakışıklı erkek modeline ihtiyaç vardı da, Nejat İşler gelip kapamıştı boşluğu. 30’larının başlarındaydı, çoğunluğa göre çok yakışıklıydı, ‘Dizilerde iyi oyunculuğun söz konusu edilmeyeceğini’ tekrarlasa da oyunculuğu dizi seyircisi için göz dolduruyordu. Dahası, öyküsü saçıldıkça cazibesi artıyordu.
Eyüplü bir işçi ailesinin, kendi yoluna gitmeyi seçen, sistem karşıtı oğlu. Teşvikiye sokaklarının bir dönem en havalı demirbaşı. Oyunculuğu okulunda öğrenip dizilere girmişti... Sokaktan gelmişti, sokakta olmayı seviyordu, kimseye eyvallahı yoktu. Her an gidebilirdi. Mülkiyetten hazzetmediğini usanmadan tekrarladı, lafı sık sık kapitalizmin fenalıklarına getirdi. ‘Çıplak geldim, çıplak gideceğim’ başlıkları röportajlarının tepesine çok yakıştırıldı. ‘Asi çocuk’ diye etiketlenmeye ondan uygunu yoktu, öyle de oldu... 
Yapımcıların ‘tatlı serseri aktörü’, magazincilerin ‘arıza ünlüsü’, gazetecilerin ‘yakışıklı röportaj kişisi’ olarak sahadaydı artık. Aynı vakitlerde ‘Ünlü oyuncudan şok sözler’ dönemi geldi... ‘Aliye’nin ortalığı yıktığı dönemde “Bu adamların neyin peşinde olduğunu biliyorum. Dizide oynarken kıçımı gezdiriyorum, fotoğraf veriyorum, ağzımı açıp bir şeyler konuşuyorum. Ama yaptığım orada oyunculuk değil ki. Şöyle iyi oyuncusun... Türkiye’nin aradığı jön geldi falan... Bunlara kapılırsam yanarım ben ya. Ben Türkiye’nin aradığı jön falan değilim. Türkiye jön mön de aramıyor ayrıca. Samimi hikâye arıyor, düzgün iş yapacak yapımcı arıyor” diyordu.
Dizilerde para için oynadığını sık dillendirecekti. ‘Sevmiyorsa yapmasın kardeşim!’ diyenlere yanıtı “Biraz ya sev, ya terk et durumu var. Sevmiyorum ama terk etmeyeceğim. Seveceğim bir yer olması için uğraşacağım” oldu. Kurucularından olduğu BİROY (Birleşik Oyuncular Meslek Birliği) çatısı altında, telif hakları ve sendikalaşma meselesi üzerine çalışmaya başladı.
Magazin kameralarının Taksim’e uzanmaya başladığı dönemlerde, artık hedefe alınacak kadar ünlüydü, iyi de malzeme veriyordu. ‘Barda’, tam bu dönemde geldi. ‘Mahallenin içip dağıtan oğlanı’, Serdar Akar’ın ‘Barda’sında gerçekle kurmacayı öpüştürmüştü. Psikopat, egzozcu Selim’de oyunculuğu takdire şayandı ama en güzeli, ‘arıza adamı’ beyazperdede de yansıtıyor oluşuydu. Okan Bayülgen’li ‘Makina’ vakası akabinde patlak verdi. Programa Pentagram tişörtü ve bol alkolle gitmiş, bu sefer de ‘Nejat İşler canlı yayına sarhoş çıktı’ başlıkları gelmişti.
Sonrası çorap söküğü... Yanındaki ünlü kadınlar, magazincilere ettiği laflar ve yalpalamalarıyla o tuhaf kırmızı dairenin içine sıkça girmeye başladı.
Sinemada karakterlerinin naif yanlarını, derinliklerini göstermeye çalıştığını söylüyordu. ‘Yumurta’nın Yusuf’unda, ‘11’e 10 Kala’nın Kapıcı Ali’sinde anlatmak istediği gibiydi; ne arıza, ne kötü, ne psikopat... ‘Aliye’den sonra iki dizide başrole geçti. ‘Bıçak Sırtı’nın marangoz&şoför Ali’si de ‘Kapalıçarşı’nın halıcı Cemal’i de en az doktor Deniz kadar okuyan, şiir bilen, uzaklara dalıp iki ters köşe laf da edebilen tiplerdi (Şoför Ali’nin Sartre’dan alıntı yaptığı sahneyi unutmak ne mümkün!)...
Berrak Tüzünataç’la yaşamaya başladığı beraberlik, her gün yeni bir Nejat İşler haberi doğurmaya başladı. ‘Berrak Tüzünataç sevgilisi için ‘Elveda Rumeli’den ayrıldı’dan, ‘Halk plajında denize girdiler’e, ‘Muhabire ‘Buradan sağ çıkamazsın!’ dedi’den ‘evlilik’ müjdelerine bereketi bol bir aşk...
Söylentiler, nikâhı Gümüşlük Belediye Başkanı’nın kıyacağına kadar gitti. Magazinci tartakladığı, tinerci terslediği iddiaları, ortalık yere işediği haberleri düştü renkli sayfalara. Haberler kalabalıklaştıkça, hayranları arasında da ikilik çıktı. Kimisi ‘Yetti bu cool adam pozları, ne öyle ortalığa işemeler falan’a kaydı, kimisi ‘Poz yapmıyor, gerçekten böyle’ dedi, güldü geçti. 
Geçen hafta vizyona giren ‘Ejder Kapanı’nda “Bundan sonra devlet benim” diyerekten şöyle bir gösteriyor kendini Nejat İşler. Güneydoğu’da kulak kesenlerdenken, kızkardeşinin intiharına sebep olan tecavüzcünün peşinde seri katile dönüşen, ‘milliyetçi-delikanlı’ olarak...
Buralardan ne zaman gidecek bilemiyoruz. Belki de en güzeli söyleyip söyleyip hiç gitmemesi. Ya da hep tekrarladığı gibi, 1994’te arkadaşlarıyla tiyatro yaptığı dönemi yeniden başlatmasının vakti. Hazır, sete alkollü gittiği söylentisiyle ‘Kapalıçarşı’nın kadrosundan da çıkarılmışken...