Cipriani'ye neden gidilir

Haber: MÜGE AKGÜN / Arşivi

Levent’te oturanları yerinden sıçratan, kulakları sağır edecek kadar güçlü patlamanın, HSBC binasından yükselen dumanların, en önemlisi de yaşanan trajedinin üzerinden sekiz yıl geçmiş. Zamanın ne çabuk geçtiğini hafta başında doğum günümü kutlamak için ailece gittiğimiz Cipriani Lokantası’na adımımı atınca fark ettim. Bir zamanlar işlemler için sıra beklediğimiz salonda yemek yiyeceğimiz ve buranın İstanbul ’un yeni cazibe merkezi olacağı kimin aklına gelirdi.
Dört ayrı odadan oluşan lokanta Art Deco tarzı gösterişten uzak döşenmiş. Hatta yurtdışında herhangi bir Cipriani’ye gitmemiş olanlar bu kadar abartılan yer burası mıymış bile diyebilirler. Ama Venedik’te bir efsane ve İtalya’da milli değer olan Harry’s Bar ile yola çıkan Guiseppe Cipriani gerçekten bir öncü.
O, modadan, dekorasyona son yılların yükselen trendi ‘sade lüksü’ 80 yıl önce keşfetmiş. Tasarım ve yaşam tarzında iddialı İtalyanların Harry’s Bar’ı Venedik’in simgelerinden biri ilan etmesi boşuna değil.


Bugün dünyada beşi New York’ta diğerleri Venedik, Porto Cervo, Los Angeles, Londra, Moskova, Dubai, Abu Dhabi ve İstanbul olmak üzere 13 Cipriani Lokantası var. En fazla ciro yapanı ise bu yıl hukuki sorunlar nedeniyle adı C London olan Londra şubesi.
10 milyon dolarlık yatırımla açılan İstanbul Cipriani’nin bu yıl Londra’dan daha fazla ciro yapacağına şüphe yok. Restoran hem öğle hem de akşam servislerinde dolup taşıyor. Lüks restoranların potansiyel kitlesi iş dünyasının ünlü isimleri ve aileleri kadar meraklıları da geliyor şimdilik.
Tabii ki dört kuşaktır popülaritesinden pek bir şey kaybetmeyen (Kaybettikleri 2 Michelin yıldızını saymazsak) Cipriani ailesinin sürekliliği sağlamak için mutlaka bir sırrı vardır.


Yemeklere gelince... Cipriani İstanbul’da klasik mönü sunuluyor. Dersini iyi çalışmış servis sorumluları mönüleri verdikten sonra içki ve yemek seçimi konusunda desteklerini esirgemiyor. 1948’de ilk kez Harry’s Bar’da servis edilmeye başlanan beyaz şeftali suyu ve prosecco ile yapılan ünlü kokteyl Bellini, yine Guiseppe Cipriani’nin buluşu çiğ dana etinden yapılan carpaccio ve bebek enginarlı parmesanlı avokado salatası öneriler arasında baş sırayı alıyor. Garsonlar iyi seçilmiş ve eğitilmiş zarif bir biçimde önerilerini yapıyor, ısrarcı olmuyor.
Yemeklere gelince Cipriani’de sunulan hiçbir şey kötü ya da sıradan değil. Sebzeli risotto, proşüttolu el yapımı makarna, limon soslu bonfile ve kremalı merengli tatlısı lezzetli ve keyifle yeniyor. Sadece karafta sunulan şarapların kalitesi böylesi bir isme yakışmayacak kadar düşük.
İstanbul’daki kafe-restoranlarda bir tabak salataya 30 lira fiyat konduğu düşünülürse, Cipriani benzerlerinden pahalı bir lokanta değil. Yemek fiyatları 30-100 lira arasında değişiyor. Tek kişilik house wine karafları 20 lira. Şişe şaraplar 90 liradan başlıyor, üst sınır ise biraz yüksek. 5 bin TL’ye de şarap var. Ancak kişi başı 150-200 liraya çıkmak mümkün. Tabii ki seçilen şarap, ödeyeceğiniz hesabın temel belirleyicisi.
Ama dürüst olmak gerekirse Cipriani kesinlikle bir gurme mabedi değil. Sadece yemekleri müdavimi yapmaz. Belli ki adı ve sosyal ortamı için gidilecek bir yer. Bir daha gider misin derseniz, taze makarnaları ve sebzeli risottosunu yemek için gidebilirim. Fiyat -lezzet dengesi uyumlu. Fakat İstanbul’da hem daha çok keşfedilecek hem de lezzeti daha ağır basan o kadar çok yer var ki bir daha sıra ne zaman gelir bilemem...


    ETİKETLER:

    İtalya

    ,

    İstanbul

    ,

    Şarap

    ,

    Beyaz

    ,

    Porto

    ,

    Yemek

    ,

    Akşam

    ,

    Bugün