Çocukla çocuk olmak için

Çocukla çocuk olmak için
Çocukla çocuk olmak için
Bir insanın aklından belki de yarım dakikada geçebilecek bir sürü fikirle yazıp söyleyen Mabel Matiz her zamankinden heyecanlı bu aralar. Matiz'le ikinci albümü 'Yaşım Çocuk'un heyecanını paylaştık.
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Biz ‘Yaşım Çocuk ’ için buluştuk ama ilk albümle ilgili konuşmadan olmaz. O kadar ses getirmesini bekliyor muydun?

Yok ben bir şey beklemiyordum.Ama bir farkındalık yarattı galiba.Belki bana büyük bir dönüşü olmadı ama benim en başından beri iddia ettiğim, o bir şeyleri değiştirme halini alevledi, fişekledi. Beni bana inandırdı. Bir şekilde çok seveni de var; sevmeyenleri, nefret edenleri de var benim şarkılarımın ve söyleyişimin.Sadece benim yaktığım bir ateş de değil o. Aynı dönemde birlikte müzik yaptığımız müzisyen dostlarımızla beraber yaktığımız bir ateş o. İlk albüm güzel bir merhaba oldu
Sevmeyenler nefret edenler var dedin ya, bu yeni albümü de bağlayan bir şey bir yönüyle. Söyleyişinin herkes tarafından beğenilmemesini kabul edebilirim ama şarkılarını sözleri,müzikleri, düzenlemeleriyle nefret edilesi bulanlar var mı gerçekten?

Çıktı. Çıkması bir yandan beni dürten, silkeleyen bir şey. Herkes beğenseydi bir tuhaf olurdu. Beğenmemeleri de güzel. Başardığım ya da başaramadığım şeyi daha gerçekçi kılıyor. Bu seferkini herkes beğenirse “Ben nerede yanlış yaptım” diyeceğim.
Kehanet veya varsayımsal olacak da ilk albüm ‘Yaşım Çocuk’ olsaydı ne olacaktı?

Daha ağır gelirdi ve anlaşılması çok zor olurdu. Şu an beni az çok anlayanlar demin sözünü ettiğim farkındalığa daha yakınlar...‘Yaşım Çocuk’a hazırlayan bir basamağın olması fikri daha iyi.’Yaşım Çocuk’ iyi ki ikinci albüm oldu. 2011’de çıkan ‘Mabel Matiz’in önüne konulmuş bir tuğla. İlk albüm üzerine söylenmiş sözlerden oluştuğu için böylesi daha iyi. Çok heyecanlıyım. Daha eskilerden de var ama ağırlıklı olarak son iki yıldır yazdığım, görüp geçirdiğim, kırıp geçirdiğim şarkılar oldu.
Bir de şu an başka bir açıdan da daha konforlu bir dönemdesin. Artık kimse sana “Mabel ne demek, Matiz ne demek” diye sormuyor.

Evet, sonunda kurtuldum.
Ama pes etmedim. Geçenlerde bir radyo programında yine anlattım ya daha az soruluyor yine de.
Çoğumuzun yaşamının en mutlu dönemi çocukluk. Tamam ‘Yaşım Çocuk’ diyorsun ama sen hayatın bütün mutlu çağlarına monte edilebilir gibisin.

Allahım ne güzel şeyler duyuyorum, teşekkür ederim. Tabii ki hayatı ayakta tutan güzel mevzular var ama bazı konularda daha sertim. Mesela diş hekimliğini bırakmam hayatımda çok ciddi bir dönemeçtir. Çok zordu. Küçük bir kasabada büyüdüm ve diş hekimi olmak üzere büyük alkış ve umutlarla uğurlandım İstanbul ’a. Mezun olduktan sonra 2.5 yıl çalıştım. Sonra “Diş hekimliğini bırakıp şarkıcı oldum” haberini o kasabaya yolladığımda inanılmaz bir mutsuzluk ve hayal kırıklığı alev aldı. Bunu ilk söylediğimde hiçbir şey umrumda değildi, daha yeni yeni düşünüyorum. Bu da yine şununla alakalı. O zamanın, o mekânın, o şartların dayattığı şeylere bir yere kadar tahammül edebiliyorum. Kendim söz konusu olunca kabukları daha kolay kırabildim. O aralar çok zordu ama uzun vadede onlar da bana inandı ben bu kadar inanmışken...Çocukluk zamansız yaşadığımız bir dönem ve bence çocukluğumuzun bir yaşı yok. Bu albüm de uzun yıllar sonra biz burada olmadığımız zaman içindeki kelimeler ve seslerle birilerinin kulağında kalacak. Zamansızlığının yanında albümü kaydederken deli gibi okuyup ilham aldığım Patti Smith biyografisi ‘Çoluk Çocuk’a da bir gönderme var gizliden gizliye. İlk kaydettiğimiz şarkıydı. ‘Yaşım Çocuk’u defalarca kaydettik. İlk halinden şu an çok farklı. ‘Yaşım Çocuk’ hem fiziki anlamda gözümün önünde duran hem de kalbime en yakın duran parçaydı. Ben çok önceden çıldırmaya başlamıştım albümün ismi ne olsun diye ama bittikten sonra bakmak daha anlamlı oldu.
Mete Özgencil bir zaman çıktı, güzel şeyler yaptı, sonra da kendini kapattı ama üretmeye devam etmiştir . Şimdi ne güzel, birlikte yaptığınız bir parça var albümde.

Evet benim de çocukluk yıllarımı karşılar. Aslında biz çok uzun zamandır tanışıyoruz Mete ile. Umay’la düetlerinin klibini ilk gördüğüm anda ikisine de hasta olmuştum. ‘Düşmedim Daha’ bence bizim kuşağımızda çok ciddi etkiye sahip. Böyle bir şey de var dedirtmiştir. Çok keskin bir etkisi var. Ondan sonra Mete’nin her yazdığı şeyi takip etmeye başladım. Benim de şarkı yazarlığıma ve kelimeleri kullanmamda, ağzımdan dünyaya çıkacak herhangi bir cümleyi tartmamda çok büyük etkileri oldu. Fiziki olarak tanışmamız ise allem edip kallem edip onu bulmamla 1.5 yıl öncesine dayanıyor. Yazıp çalıp söylemeye devam ediyor Mete ama bunları göz önünde yapmıyor. Tanıştıktan sonra birlikte şarkılar yazmaya başladık. ‘Zor Değil’in oluşma anı çok saçma.Bir sabah birlikte kahvaltı ediyorduk ama ben o akşamki konserimiz için bineceğim arabaya yetişme derdindeyim o an. Gitarla nay nay nay noy noy noy son şımarıklıklarımı yapıyorum, sallıyorum akorları. Oradan bir cevap geldi, “Sağa sola zor değil”...Ve ondan sonraki 10 dakika içinde Mete o şarkının bütün sözlerini düzmüştü. Ben de telefona kaydedip “Hadi görüşürüz” deyip evden çıktım. Zaman geçtikçe şarkıya çok kaptırdım kendimi. Bir çok duruma, ilişkiye, hikâyeye göndermeli, yarı agresif, kinayeli bir parça çıkış anının laubaliliğinin aksine. Şarkının sonundaki o manifestovari dörtlüğü de Mete’ye okuttum.
Albüm çıkmadan stüdyonu işgal ettiğim için en fanfarlı parçanın kod adını biliyorum: ‘Eyeliner’lı Sema’...
Nereden hatırlıyorsun, evet ya ‘Eyeliner’lı Sema’. ‘Alaimisema’ dediğin gibi inanılmaz eğlenceli. Albüm lansman konserinde en çok çıldırtan parça oldu. İlk etapta melodisiyle çekiyor insanları. Söylediğim her kelimeyi insanlar yüzde yüz anlamıyordur. Ama yazılış hikâyesi de çok belli, her yerde açık açık söylüyorum. Cinsel ayrımcılığa karşı yazdım bu parçayı. Her zaman çoksesliliğe, çokrenkliliğe ve farklılıklara inanan ve bunları alaşağı etmeye çalışan herkese de karşı çıkan bir insanım. Şarkı da bundan biraz kafa bularak bahsediyor. “İnanın bir gün yağmur gökkuşağına dönüşecek”. Albümün kalbine hitap ediyor. Gökkuşağı demek ve kapak da o yüzden rengârenk. Lansman konserinde belki her zihniyette insan vardı ve o şarkı çalarken herkes tekti. Bunun verdiği mutluluğun tarifi yok bende. Bir şeyler olacaksa yine sanatla, sevgiyle, iyilikle olacak.
Ve bir Yıldız Tilbe hikâyesi.

Ah evet, Yıldız! Çok değerli bir ruh, çok değerli işleri var. O da çok etkilendiğim biri, kendimi bileylerken bana bıçak olmuş biridir. ‘Aşk Yok Olmaktır’ yazılmış en güzel aşk şarkılarından biri. Amy ‘Love is a losing game’ demiş, Yıldız da yaklaşık ondan 10 yıl önce ‘Aşk Yok Olmaktır’ demiş. Paralel sinyaller... Çok sevdiğim ve bir süredir konserlerde söylediğim bir parçaydı ama ikinci albüme cover koyma konusunda emin değildim. Bu parçayı çalıp söylerken ne kadar şahane bir ruh haline geçtiğimizi görünce alalım dedim. Albüm sürecinde Yıldız’la o da çok yoğun olduğu için pek bağlantıya geçemedik. Albüm bitmeye yakın beni konserine çağırdı. Konser çıkışı bir araya geldik ve uzun yıllardır tanıdığım çok yakın bir arkadaşım gibi sıcacıktı. Tek bir soru sordu: “Şarkı güzel oldu mu”. Sen de dinle isterim dedim. O an bir kâğıt istedi, imzaladı ve “Al çocuğum hayrını gör, sana uğur getirsin” dedi. Bunları yaparken en ufak bir tereddüdü yoktu. Dünyayla derdinin ne olduğunu hep biliyordum, o an bir kez daha gördüm. Onun bir şarkısını söylemek değil, çok daha büyük bir mevzu. Parçayı büyük bir alçakgönüllülükle bana hediye etmesinin tarifi olamaz. Çok güzeldi. Aşk her şeye dönüşebilmektir. Yok olmak aslında var olmak...Ben aşkı yaşarken kendimin ve karşımdakinin hayatından çok fazla şey darma duman ediyorum belki ve bunlar bir şekilde kelimelere, melodilere dökülüyor tıkır tıkır. ‘Yıllar Saçlarına’ benim ilk aşkıma yazdığım bir şarkı ve ben o yazları deli gibi özlüyorum.