'Çocuklar'dık, parlak yıldızlardık o zaman...

'Çocuklar'dık, parlak yıldızlardık o zaman...
'Çocuklar'dık, parlak yıldızlardık o zaman...
Bosna savaşının günümüzdeki uzantıları ve geride bıraktığı acılarda dolaşan Aida Begiç imzalı 'Çocuklar', sakin ve etkileyici anlatımıyla dikkat çekiyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Bu yılki İstanbul Film Festivali’nin ‘Ulusal Yarışma’ bölümünde boy gösteren yapımlardan ‘Köksüz’, son zamanlarda izlediğim ‘En harbi’ filmlerden biriydi. Hayatın sertliği karşısında ayakta durmak için çabalarken sürekli tökezlemek durumunda kalan karakterleriyle ‘Köksüz’, tüm olumsuzluklara karşın kök salmanın mücadelesine odaklanıyordu. Deniz Akçay Katıksız’ın ilk uzun metrajlı çalışması olan yapımda hikâye ailenin büyük kızı Feride’nin çıkışsızlığı etrafında biçimleniyordu. Bu hafta vizyona giren ‘Çocuklar’ı (Djeca) izlerken nedense zihnimin bir yerinde hep ‘Köksüz’ belirdi. Bosnalı kadın yönetmen Aida Begiç’in ana karakteri Rahima’nın verdiği ayakta kalma mücadelesi, sanki Feride’ninkiyle paralellikler taşıyordu. Feride, babasızlığın ardından yalpalayan ailesini bir arada tutmaya çalışırken kendine de bir gelecek arıyordu. Rahima’nın kaybı ise kuşkusuz daha fazla; çünkü o sadece babasını değil, annesini, yakın arkadaşlarını, akrabalarını ama her şeyden önemlisi çocukluğunu yitirmiştir. Çünkü o acılı Bosna savaşının tanıklarındandır ve ülkesi artık yeniden yapılansa bile bireysel anlamda onu ve onun gibilerinin peşini, geçmişi ve bu geçmişin türevi olan travmalarla dolu belleği bırakmaz.
Begiç’in filminin dehlizlerinde gezinirken önce kısaca öykü diyelim: Rahima, nihayetinde Yugoslav mozaiğinin parçalanmasına neden olan ve uzun süre kardeş kardeşe yaşamış toplumların birbirlerinin boğazına sarılmasıyla, hatta Sırpların Müslümanlara yaptığı katliamlarla da geride yaraları kapatılmaz acılarla dolu bir gelecek bırakan gerçeklerin gölgesinde büyümüştür. 23 yaşındaki genç kadın ebeveynlerini söz konusu acılı dönemde kaybetmiş, yetiştirme yurdundaki kardeşi Nedim’i de yanına alarak yeni bir geleceğe doğru yelken açmıştır. Rahima lüks bir lokantanın mutfağında çalışır. Burası onun için aynı zamanda insan ilişkilerini test ettiği bir alandır. Nedim ise öğrencidir ve okulda bazı sorunlar yaşamaktadır. Son olarak bir bakanın oğluyla kavga etmiştir; öğretmeni böylesine ‘saygın’ birinin oğluyla kavga ettiği için ablasını uyarırken Nedim’in kavgada kırdığı lüks cep telefonunu da temin etmesini ister.
Genç kadın şimdiki zamanın sorunlarında boğuşurken zaman zaman geçmişin acıları da hafızasını yoklar (Begiç burada sahaya ‘Bosna savaşı’nın gerçek görüntülerini sürmüş). Öte yandan Rahima kendince bir seçim yapmış, tesettüre girmiştir. Onca meselenin üstüne bu seçimi de yakın çevresinin nâzırı dikkati içindedir ve artık bu tercihinin de mücadelesini vermek durumundadır.
Çalışmak özgürleştirir!
Begiç, son derece iyi kurulmuş ve olay örgüleri bakımından kendi içinde gerilimler barındıran bir öykü inşa etmiş ‘Çocuklar’da (bu arada bilgilendirmek bâbından yazıyorum, filmin dışarıda festivallerdeki İngilizce ismi ‘Children of Sarajevo’, yani ‘Saraybosna’nın Çocukları’). Zaman zaman Rahima’nın peşine takılan aktüel kamera ve sürekli arkadan yapılan çekimler, bu gerilimin de görsel ifadesi olmuş. Yönetmen, kendi yazdığı senaryoda aralara serpiştirdiği zekice anekdotlarla da (Mesela çalıştığı mutfakta Rahime’nin koyun başlarıyla ‘Olmak ya da olmamak’ üzerinden yaptığı minik Shakespeare’yen gönderme ya da kendisine ilgi duyan market sahibiyle konuşurken meseleyi Nazilerin Auschwitz’in kapısına astığı o ünlü ‘deyiş’e, ‘Çalışmak özgürleştirir’e getirmesi gibi) yoluna devam ederken seyircisini de bu küçük entelektüel oyunların bir parçasına dönüştürmüş.
Öte yandan kendisi de tesettürlü biri olarak Begiç, Rahima’nın seçimiyle kendi kişisel arayışını da öyküye eklemlemiş. Kahramanı, özellikle bu cephede sanki yönetmenin hayatta karşılaştığı problemlerin bir yansıması olmuş gibi geldi bana. Begiç çok da taraf tutmadan meselenin kendi içinde barındırdığı hassasiyetleri son derece çıplak bir gözle seyircisiyle paylaşmayı başarmış. Geçmişin acıları, politik ikiyüzlülük, modernleşme yolundaki sancılar, gençliğin acınası durumu, kültürel gelgitler ve tüm bu kaygan zeminlerde inançlı bir Müslüman olarak Rahima’nın duruşu… ‘Çocuklar’ın genel yapısı böylesi bir düzlem üzerinde kurulurken öykünün giderek karamsarlaşan havasına rağmen Begiç, “Her şeye rağmen umut” demeyi yeğliyor.
Performanslara gelince... Rahima’da Marija Pikiç bence muhteşem oynuyor. Canlandırdığı karakterin yaşadığı haleti ruhiye özellikle yüzünde anlam buluyor. Nedim’de de Ismir Gagula benzer şekilde hikâyenin vücut bulmasına oyunculuğuyla kayda değer bir katkıya soyunuyor.
Semih Kaplanoğlu yapımcılar arasında
Yapımcıları arasında bizden bir ismin, Semih Kaplanoğlu’nun da bulunduğu ‘Çocuklar’, bir yanıyla son zamanlarda bu coğrafya üzerinde kafa yorulması gereken bir konuda da kendince ışık tutuyor, yol gösteriyor. Bizde İslami kesimin sinemasal örnekleri henüz kıyıya gerçek anlamda vurmadı. ‘Şematik’, ‘öğreten adam’ ya da ‘Basit propaganda yöntemleri’yle bezeli birkaç örnek dışında durduğu yer sağlam, sanatsal açıdan tartışılmaya değer, fikri, zikri ve üslubu kayda değer yapımlara henüz rastlayamadık. Ben bu tartışmada bugüne kadar hep somut bir örnek olması nedeniyle Farhadi’nin ‘Bir Ayrılık’ını hatırlattım. Bundan böyle böylesi bir mesele ortaya atıldığında ‘Çocuklar’ı da ‘Bir Ayrılık’ın yanına eklemek gerektiği kanısındayım. Henüz ilk filmini izleme fırsatı bulamadığım Begiç’in (‘Çocuklar’ ikinci uzun metrajlı çalışması) sonraki adımlarını da heyecanla bekleyeceğim…