Çok şükür, nevrotik bir Gabler

Çok şükür, nevrotik bir Gabler
Çok şükür, nevrotik bir Gabler
Alternatiflerin 'narsisizmi' ve ödeneklilerin arızaları sağolsun, tiyatromuzda iyi bir klasiğe pek yer yok. Şehir Tiyatroları'nın 'Hedda Gabler'i ise istisna
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

Klasikleri izlemek için Devlet ve Şehir Tiyatroları’ndan başka pek şansımız yok ne yazık ki, çünkü bir kere bu ülkede özel repertuar tiyatrosu hiç oluşmadı. Genç ve alternatif gruplar da yoğun bir narsisizm içindeler ve bayağıdır bir klasiği alıp onunla uğraşmak yerine, kendi metinlerini yazıp oynamaya takmış vaziyetteler. (Halbuki Oyunbaz ne güzel bir ‘Martı’ çıkarmıştı bir zamanlar) Dolayısıyla, ödeneklilerin türlü çeşit kalıplaşmış arızalarını da hesaba katınca, tiyatromuzda tatmin eden bir klasik deneyimi, uzak bir hayal gibi hâlâ. İstanbul Şehir Tiyatroları Henrik İbsen’in ‘Hedda Gabler’ini sahneliyor, Emre Koyuncuoğlu rejisiyle. İbsen’in orta sınıfla ve orta sınıf kadınıyla hiç bitmemiş derdinin en başarılı örneklerinden biri. Ultra nevrotik Hedda da tiyatro repertuarının en karmaşık, en şahane kadın karakterlerinden. Olaylar Oslo’da geçer. Aristokrat bir generalin kızı Hedda ve “mantık evliliği” yaptığı akademisyen Tesman balayından yeni evlerine dönmüşlerdir. Tesman’ın rakibi ve Hedda’nın arzu nesnesi, uzun zaman alkolizmle boğuştuktan sonra, Hedda’nın okuldan arkadaşı Thea’nın da yardımıyla yeteneklerini çok satan bir kitap olarak ortaya koyan Lovborg, Thea ve ortalık karıştırıcı arkadaşları yargıç Brack ziyarete gelirler. Karakterlerin çelişkili ilişkileri ve Hedda’nın manipülatif tavırlarıyla işler iyice karışır.
Koyuncuoğlu oyunu güncelleştirerek sahneye taşımış ki bu yaklaşımı rahatlıkla taşıyabilen bir metindir ‘Gabler’. Habitat/Koleksiyon karışımı döşenmiş bir üst-orta sınıf evindeyiz. Tutarlı bir güncelleştirme, güzel. (Prodüksiyon yerelleştirilmemiş ama verdiği his Nişantaşı/Ulus; sahne tasarımı Gamze Kuş). Hedda karakteri çoğu kez yapıldığı gibi toplum kurbanı değil, bayağı nevrozunun karmaşasında ve zararlı biri olarak yorumlanmış çok şükür ve Şebnem Köstem bu iddialı rolün hakkını çok iyi veriyor. Thea Meriç Benlioğlu ve Yargıç Brack Eraslan Sağlam da rollerinde iyiler. Rejide önlenemez gıcırdamasıyla her zaman bir ortam bozucu olan döner sahne kararıyla karakterlerin karanlık, derin bir boşluktan gelip “sahne”ye çıkmadan önce bir süre röntgenci gibi olan biteni izlemeleri yaklaşımı ise, prodüksiyonun kendi içinde anlamını bulmuyor. Bazı oyunculuklardaki yoğun teknik zaaflar dolayısıyla güme giden birçok sağlam sahne de, üzücü. Sonuçta İŞT’nin ‘Hedda Gabler’i, Koyuncuoğlu ve bazı oyunculuklar sayesinde belli bir standardın üzerine çıkarak izlenir olmayı başarmasına rağmen, kalıplaşmış ödenekli arızalarının bazılarından kurtulamadığı ve rejideki anlam sorunu yüzünden, ortalama yine de.