Çoksesli bir festival

Çoksesli bir festival
Çoksesli bir festival
İstanbul Müzik Festivali sessiz sedasız başladı, dolu dizgin devam ediyor. Her yıl olduğu gibi klasik müziğin yıldız isimlerini ağırlayan festival, bu yıl çoksesli ve çok boyutlu içeriğiyle dikkat çekiyor. İşte kaçırılmayacak konserler.
Haber: SERHAN BALİ / Arşivi

İstanbul Müzik Festivali yakın dönemde herhalde bu kadar hareketli ve huzursuz bir ortamda izleyicisiyle buluşmamıştı. Toplumsal kutuplaşmayı keskin biçimde hissettiğimiz şu günlerde, müziğin, hangi dünya görüşüne ve ideolojiye sahip olursa olsun tüm insanlığı kucaklayan gücüne duyulan ihtiyaç şimdi daha da büyük. İstanbul Müzik Festivali, kültürler beşiği ve köprüsü olan bu şehirden aldığı ilhamla, insanlığın ortak dili olan müziği, yetkin temsilcileri vasıtasıyla, 41 yıldır bu ülke insanına ulaştırma görevini mükemmel biçimde yerine getiriyor.
Bu yıl da festival takipçilerini memnun edecek, rengarenk ve rafine bir program anlayışıyla karşı karşıyayız. Dünya klasik müzik gündeminde şu anda öne çıkan hangi yorumcu varsa festivalimizde o isimleri göreceğiz. Sadece gündemi takip etmekle kalmıyor, son dönemde yetkin biçimde yaptığı gibi, gündemi de tayin ediyor İstanbul Müzik Festivali. Günümüzün ünlü bestecilerine verilmiş siparişlerin dünya prömiyerlerine şahitlik edeceğiz bu yıl da. Festival özellikle son yıllarda, kitlelere ulaşmasına öncülük ettiği müzik gibi çoksesli ve çok boyutlu bir kimliğe büründü: Genç konservatuvar öğrencilerini kaynaştırıyor, genç solistlere konser verme olanağı tanıyor. 

Jordi Savall kaçmaz!


Dünyanın Bütün Sabahları’ filminin enfes müziklerini armağan eden filozof sanatçı Jordi Savall sıkça ziyaret ettiği İstanbul’un sakinlerini bu kez Balkan coğrafyasında bir geziye çıkaracak. Savall’ın, yoluna 1974’te Hesperion XX adıyla başlayıp 2000 yılında Hesperion XXI adını alan erken dönem müziği topluluğunun içinde bu yıl Türkiye ’den de geleneksel müzik üstatları yer alıyor. ‘Hayatın Evreleri’ adı verilen bu tematik konser ‘hayat döngüsünün farklı evrelerine dair şarkılar, kutlamalar ve ağıtları ele alan, Balkanlar’ın zengin müzikal ve sözel mozaiğinden beslenerek’ kurgulanmış. Savall’ı bu kez onunla özdeşleşen viola da gamba’yı değil rebab ve vielle sazlarını icra ederken dinlemek hoş bir deneyim olacak. ‘Rebab’, Batıda kemanın atası sayılan ‘rebek’ adlı çalgının akrabası olup, bizde Mevlevilikle özdeşleşen, belki de bundan olacak, dinleyeni mana âlemine taşıyan etkileyici bir saz. Aşina olduğumuz bu sazı kendi meşrebince yorumlayacak olan Savall bakalım bizi bu sefer hangi mana âlemlerine taşıyacak? Yine Savall’ın çalacağı ‘vielle’ ise kemanın ataları arasında yer alan, ortaçağ döneminden kalma, tipik bir trubadur (gezgin halk şarkıcısı) sazıdır. (Hesperion XXI & Jordi Savall, 11 Haziran Salı, 20.00, Aya İrini Müzesi) 

Roby Lakatos ve Cihat Aşkın ilk kez bir arada

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer, her biri kendi alanında ses getiren solistleri aynı sahnede genellikle oda müziği formatında bir araya getirip ortaya farklı sinerjiler çıkartmayı sever. Bu yıl bu tarz bir buluşmayı oda müziği değil ama daha genişletilmiş bir formatta önümüze getiren Gürer, ‘Çigan Müziğinin Kralı’ Roby Lakatos ve ekibini ‘Bu Toprağın Kemancısı’ Cihat Aşkın’la buluşturuyor. Sahnede ilk kez bir araya gelecek olan iki solist, Viyana kapılarından başlayıp Anadolu’ya uzanan geniş coğrafyada yüzlerce yıldır söylenip çalınan halk ezgilerini, sohbeti, atışması, alışverişi bol bir ortamda dinleyenleriyle paylaşacak. Lakatos ve Aşkın sahneye bir başlarına çıkmayacak elbette. Lakatos’un topluluğu 6 kişiden, kemancımıza eşlik edecek olan Hakan Şensoy yönetimindeki Aşkın Ensemble ise 14 kişiden oluşuyor. Monti’nin Çardaş’ını da İstanbul’un kasap havasını da günümüzün iki önemli kemancısının başını çektiği Macar ve Türk müzisyenlerin yer yer ateşli, yer yer hüzünlü yorumlarından mutlaka dinleyin, bu arada sürprizlere de hazırlıklı olun derim. (Roby Lakatos & Cihat Aşkın, 13 Haziran Perşembe, 21.00, Aya İrini Müzesi) 

Kapanış konseri Maksim Vengerov’dan

1990’lı yılların ortalarından 2000’li yılların sonuna kadar bizleri kemanıyla mest eden Maksim Vengerov, 2008 yılının bir sabahında kalktık ki orkestra şefi olmuş! O dönemde doğru düzgün bir açıklama yapılmadığından dolayı neden sonra anladık, sanatçının ciddi bir eklem rahatsızlığı geçirdiği için kemanı bırakmak zorunda kaldığını. 4 yıllık bir tedavi sürecinin ardından geçen yıl kemanı yeniden eline alan Vengerov konser ve resitallerine kaldığı yerden devam etti. Çok sevdiğini bildiğimiz İstanbul’a gelip ‘ikinci baharını’ buradaki hayranlarıyla kutlamak isteyişine çok sevindik. Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde, son ayların gözde eserleri arasına giren Dvorak’ın Keman Konçertosu’nu festivalin kapanış konserinde çalmak üzere seçmesine ise doğrusu bayıldık! (Maxim Vengerov & BİFO, 29 Haziran Cumartesi, 20.00, Aya İrini Müzesi) 

Neyse ki Bremen Oda Filarmoni var!

Bremen Alman Oda Filarmoni Topluluğu (The Deutsche Kammerphilharmonie Bremen) bu yılki festivalin gizli yıldızlarından. Evet, bu yıl belki A sınıfı bir filarmoni orkestrası izleyemeyeceğiz (Vakıf elindeki barutu belli ki 40. yıl kutlamaları ve Nejat Eczacıbaşı anma konserleri için davet ettiği büyük orkestralar için harcadı) ama olsun Bremenliler var! Paavo Jarvi yönetiminde şu yakınlarda sundukları Beethoven senfonileri icralarıyla ne denli önemli bir topluluk olduğunu ispat etti Bremen Oda Filarmoni. Bremenliler icra çıtasını epeyi yükseğe taşıdıkları Beethoven senfonileri ve konçertoları sunacaklar Aya İrini’de. Bu iki konserin güzelliği, Bremenlilerin varlığıyla sınırlı değil. Claudio Abbado’nun yardımcılığını üstlendiğinden beri Batı’da ‘Türk orkestra şefi’ deyince akla gelen ilk isme dönüşen Alpaslan Ertüngealp’in yöneteceği ilk konserin solisti, bir ‘yaşayan efsane’: Portekizli bilge piyanist Maria Joao Pires. James Judd’un yöneteceği ikinci konserde ise günümüzün en önemli kemancılarından Vadim Repin, Sibelius’un konçertosunu çalacak. (Bremen Alman Oda Filarmoni Topluluğu, 14-15 Haziran 2013, 20.00, Aya İrini Müzesi) 

Buniatishvili kaçırılmaması gerekenlerden 

Bugün kafamızı nereye çevirirsek çevirelim, üstün yeteneğiyle parıldamakta olan genç piyanistler görmemiz mümkün. Onlardan biri olan 1987 doğumlu Gürcü yıldız Katia Buniatishvili bu yılın kaçırılmaması gereken yıldızlarından. Genç yaşına rağmen, çıkmadığı büyük salon, çalmadığı seçkin orkestra kalmamış durumda. Melankolik, eserlerin iç anlamlarını sorgulamaya yönelen, etkileyici bir tarzı var Buniatishvili’nin. Bu tavrın kristalize olacağı bir eseri, Mozart’ın 23’üncü Piyano Konçertosu’nu dinleyeceğiz ondan. Eserin özellikle ikinci bölümünde, Buniatishvili’nin kendine has ‘melankolik tuşe’sinin tüm güzelliklerini bizlere yaşatacağına eminim. (Münih Oda Orkestrası & Katia Buniatishvili, 17 Haziran Pazartesi, 20.00, Aya İrini Müzesi) 

Stil ustası Magdalena Kozena 

Mezzosoprano Magdalena Kozena dokunduğunu altına dönüştüren mucizevi şancılardan biri. Bu, müziğin her dönemine damgasını vurabilen, stil ustası çok yönlü sanatçıyı, Andrea Marcon yönetimindeki Venedik Barok Orkestrası eşliğinde, Aya İrini ortamında Vivaldi ve Handel’in aryalarını söylerken dinlemek muazzam bir ayrıcalık olacak. Handel aryaları nicedir standart repertuvarda sayılır ama Vivaldi’nin -Torino elyazmaları sağ olsun- yakınlarda keşfedilen operalarından alınma aryaların ezgisel güzelliği ve Vivaldi’ye özgü aydınlık çalgılamasının, Kozena ve Marcon gibi usta yorumcular eliyle o akşam kusursuz bir müzik şölenine dönüşmesini bekleyebiliriz. (Venedik Barok Orkestrası & Magdalena Kozena, 20 Haziran Perşembe, 20.00, Aya İrini Müzesi) 

David Fray ile Bach gecesi 

Konser ve resitallerinde sergilediği hal ve tavırlarına bakınca insan “Glenn Gould acaba David Fray’in benliğinde reenkarne mi oldu?” diye sorası geliyor. Ne demek istediğimi, Fray’in İş Sanat’taki J.S.Bach resitaline gidenler daha ilk dakikalardan itibaren anlayacaklardır. Bach’ın klavye müziğini sevenler 1981 doğumlu bu Fransız piyanistin resitalini kaçırırlarsa yazık ederler zira Bach’ın labirenti andıran katedral benzeri solo klavye yapıtlarını, tüm röprizlere sadık kalarak ve Gould’vari bir artikülasyonla yorumlayan az sayıdaki solistten biri Fray. Konsantrasyonu her an zirvede tutmak gereken, rafine bir resital olacak. Fray’in icra sırasındaki hırıltı ve homurtularından rahatsız olabilecekler salonun arka tarafına yönelebilir. (David Fray, 21 Haziran Cuma, 20.00, İş Sanat Konser Salonu)